Just another WordPress.com site

İslam

TÜRK BAYRAĞI – (Alemdar)


DECCAL

 

DECCAL NEDİR?

 

Sağ gözleri kör, sol gözleri görenlerdir. Yani aklı maaş sahiplerinin gurur ve kibirleriyle halkı görüp, Hak ve Hakikatı görememeleridir. Kur-an ı Kerimde Bu dünyada kör olanlar yarın Ahirette de kör olup Allah ı göremezler buyurulmuştur. Onun için deccal 3 türlüdür:

1- Enfüste Deccal, kişinin nefsi emmaresidir.

2- Afakta Deccal, aklı maaşla hareket eden şeytan zihniyetli kişilerdir.

3- Mesih Deccalı ki, o da kişinin ahir zamanı olan fenafillah olunca, Ruhullah olan Hz. İsa A.S. tarafından öldürülen Deccaldır. Bir salik aklı maaş hali olan Deccallıktan kurtulmak için, Kamilinin telkinatına tabii olarak Aklı maad (ahiret düşüncesini) zuhur ettirmesi lazımdır. İşte o zaman Hz. İsa A.S. Ruh yönünün galibiyeti kişinin deccallığını yaşam düşüncesini yok eder. Hz. İsa A.S. Deccalı Ahir zamanda öldürecektir. Sözünün manası budur.


DOSTOĞRU DİN için TÜRK PEYGAMBER

BU BÖLÜM,İSİM İTİBARİYLE OKUYAN BAZI KİŞİLERİN DİN ANLAYIŞINA AYKIRI GELECEĞİNİ BİLMEM PAHASINA HAZIRLADIM. ÇÜNKİ AN OLUR-ZAMAN OLUR BAZI DÜŞÜNCELER BİR VOLKAN GİBİ KIPKIRMIZI DIŞA ÇIKMAYI ARZULAR.DÜŞÜNCELERİMİZİN HAPSOLDUĞU BENLİĞİMİZ DİLERDİ Kİ VOLKAN GİBİ DEĞİLDE, BİR SUYUN ÇIKTIĞI PINAR GİBİ DIŞA ÇIKSIN.ASLINDA BU ÇIKIŞLARIN HİÇ BİRİDE GEREKSİZ DEĞİL,HİÇ BİRİDE KÖTÜ veya İYİ DEĞİL.BURADA BİR AYRIMDA YAPILMAMASI GEREKİR.DECCAL İLE İLGİLİ BAZI Hz.MUHAMMED (sav)EFENDİMİZİN HADİSLERİNDE DECCAL ZUHUR ETTİĞİNDE BİRTARAFINDA ATEŞ BİRTARAFINDADA SU OLACAKMIŞ.ATEŞİN ARKASI SU,SUYUN ARKASIDA ATEŞ İMİŞ.HER TERCİH EDEN TERCİH ETTİĞİNİN TERSİNİ BULACAKLARMIŞ.İŞTE YAZIMDA BELKİDE  VOLKAN ve SU İFADELERİM OKUYANLARI DECCAL AN-INI,TERCİH HİSSİYATINI ANLAMALARI İÇİN GÜZEL BİR TEST OLACAKTIR.

GİRİŞ

Yaşadığımız toplumda toplumu oluşturan bireylerin birbiriyle iletişim kurması elbette kelam denilen konuşma ile olmaktadır.Onun  içindir ki bir toplumun birbiri arasında anlaşması etnik dillerinin yanısıra müşterek bir dil kullanmaları kaçınılmaz olmaktadır.Türkçe bilen birine,bilmediği bir dil ile mesaj vermeye kalkılırsa o kişi bu mesajı anlayamaz.Her nekadar çevirmen(tercüman)var isede bu mesaj veren ile mesajı alan arasındaki iletişimi tam sağlayamamaktadır.Çünki çevirmen çevirdiği mesaj ile tam alakalı olamamaktadır.Onun vazifesi mesajı istenilen dile çevirmektir,mesajın ne anlattığı onu ilgilendirmemektedir.Fakat mesaj alan o mesajı algılamalı ve oradaki istekleri yaşantısında yerine getirmelidir.Çeviri,çeviricinin tam net algılama ile çeviremediği için alıcıya yanlış mesaj ulaşmaktadır ki buda günümüzde ayan beyan belli görülmektedir.Delil isteyenlere deriz ki:Allah bir,Peygamberler çoktur.Fakat tek olan Allah tek bir amaçla görevlendirdiği mesaj iletici Peygamberlerin hepsininde Allah’ı tekleyen ,O’nu anlayan özellikler olduğunu beyan ettiği halde,getirdikleri mesajları bakınız Dünya toplumu nasıl algılamakta ki,Dinler ortaya çıkmakta.Halbuki Al-i İmran/85. ayette açık olarak görülmektedir ki tek din İslamdır. İşte bu nasıl olmaktadır ki,Tek Allah’ın,çok peygamberleri tek din adı İslamda birleşiyorda,Allah ile insan arasındaki elçileri bu insanlar nasıl algılıyorlar.Burada Allah’mı?elçilermi?yoksa bireylermi yanlış algılamakta,yanlış yapmakta.Amacımız ne Allah’ta nede elçilerinde hata bulmak değil asıl algılama noksanlığı olan bireylerin konumunu irdelemektir.İşte bunun için ki yaşadığımız toplumda birey algılayıcılığımızı kavramak için toplumun ortak dili ile anlaşma durumındayız.Sizleri bilemem bu kardeşiniz doğduğu ve yaşadığı bu topraklar ve bu insanlar içinde Türkçeden başka bir dil bilmemektedir.Onun içindir ki Dinimizi algılamamız için fikir alış verişlerimizi Türkçe ifade ile Türk toplum içinde oluşumuzdan dolayı,Türk peygamber (yani elçi)olarak konu başlığı açtık.Haşa ne ben nede siz peygamber değilsekte biraz düşünürsek bir birimizi algılamakta kullandığımız dil(lisan)ortaksa anlaşabiliriz.Önemli olansa birbirimizi anlamak değilmi?Peygamber anlamınıda ileride anlar gideriz.

GİZEMLİ KELİMELER

Her insan topluluğu,aralarında konuştukları sözleri oluşturan kelimelerin gizemliliğini bilmesi gereklidir.Onun içindir ki Tevhid den bahseden alimler tevhidin iki yönü olan DİL ile ikrar(söyleme)ve Kalb ile TASTİK yönlerinden bahsederler.Buradanda anlaşılacağı gibi dil, harfleri bir araya getirerek kelimeler olarak sözü çıkarırda; idrak bu sözlerin ne manaya geldiğini anlamaz.Buna toplum yaşantımızdan bir örnek verecek olursak;mesela,Tv de haber seyretmektesiniz,başbakan bir konuşmasında bir söz sarfetmiş ve haberi ulaştıran sunucu şöyle der: ” evet sayın seyirciler Başbakan bu sözü ve açıklamalarıyla acaba nereye gönderim yaptı ne demek istesi? ”işte bu söz bir takım kimseler için bir anlam ,bir idrak oluştursada o ülkenin çoğunluğu için gizem arz etmektedir.Ve haber arkası bakarsınız bir çok kanalda gerek aydın,gerek yazar,gerekse düşünürler bu bu sözü anlamaya ,açmaya ve genişletmeye çalışırlar.İşte burada anlatmak istediğimiz bazı sözlerin gizemli olduğudur ve bunları ancak o mecranın ehilleri anlayabilmektedirler.Bir tıp adamının anladığı tıp terimleri,bir fizikçinin anlayıp konuştuğu fizik terimlerini nasıl ki o yolda yürüyen ehiller anlarda geride olan insanlar için bir şey ifade etmez ve anlaşılır değil ise herkese anlaması gerektiğinin bir bağlayıcılığı yok isede İSLAM adı ile tanınan dinde İslami kelime kavramları herkesi bağlamaktasır.Kur-an ” hepiniz din adamları olun”emrini verir iken her aklıselim kişinin bir takım mesleki kavramlarının  yanında Dini terminolojiyide kavraması gerektiğini,bu bir insan olmanın olmaz ise olmaz şartlarından biridir.Zaten insanlar arasındaki anlaşmamazlıklar ki bu kaçınılmaz olsada bu meseleden doğmaktadır.Anlaşmamazlıklar hiç bir zaman yok edilemez olduğundanda asgari düzeye indirmek biz insanların görevidir.Bu anlaşmamazlığın delilide Al-i İmran/7. ayette geçmektedir.

Kelimelerin gizemliliğini toplum yaşantımızdan örneklerle kısaca açıkladıktan sonra birde Dini terminolojiden bir örnek verelim;Özellikle Din ile alakalı topluluk,grup ve kişilerle şöyle bir sohbet etsek bu yolda inceliği fark ederiz.

BEN- Merhaba,sizleri İslam yolunda din yolunda yaşadığınızı fark ettim.Bende bu yolda bazı kavramları yerine koymak istemekteyim fakat bazı kelime ve buna bağlı düşünce,inanç şekillerini idrak edemedim

KİŞİ-Buyrun kardeşim yardım edebilirsek ne mutlu bize.

BEN-Allah isimleri olarak bilinen bir kelime var ” EBEDİ”hiç yok olmayan sürekli varlığını devam ettiren.Bu Allah’ın bir özelliği

KİŞİ-Evet aynen öyledir.

BEN-Peki bu sıfat-isim yani özellik Allah’ın olmasına rağmen her insan birkere öldükten sonra gerekli şartlar oluştuktan sonra ama cennet-ama cehenneme girecektir

KİŞİ- Evet buda aynen kısaaca böyledir.

BEN-Peki burada yani cennetlikler cennette-cehennemlikler cehenneme takdir edilince bu insanlar burada nekadar kalacaklar.Dünyada 50-60-70-80 sene kaldılar,buradaki sınır nedir.

KİŞİ-Burada sınır yoktur kardeşim.insan ölünce tüm insanların ölmesi yani kıyamet ile birlikte haşr-neşr başlar herkes topraktan kalkar,kitap,mizan ve hesap işleri bitince cennetlikler EBEDİ cennete cehennemlikler EBEDİ cehenneme,günahkarlar günahları nedeniyle önce bir süre cehenneme ,günahları bitince oradan EBEDİ cennete geçerler

BEN-Kardeşim işte burada bir takıntı var.EBEDİkavramı enbaşta Allah’ın dedik,şimdi ölümden sonra kendimizede bu kavramı yakıştırdık.Biz bir takım yaşantılardan sonra Bizde EBEDİ oluyorsak bu EBEDİ kelimesini kavramamız,idrak etmemiz gerekmezmi.

KİŞİ-?????? Ben bu yaşantımla buna cevap veremem.Buna ancak alimler cevap verebilir.

İşte kısa bir sohbet ve sonuç.Bizde açtık bayrağı beklemekteyiz alimleri.Belkide bu ve buna benzer kelime,düşünce ve kavramları anlamak için ÖLMEZDEN EVVEL ÖLMEK gerekecek.

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::DEVAM    EDECEK  :::::::::::::::::::::::::::::::::


TEVHİD MAKAMLARI

ZİKİR

Zikir dinimizin emri, kalbin cilası ve gönlümüzün miracı ve ibadetlerin beynidir. Zikrulah elbette en büyük ibadettir(Ankebut45). Birini çok seven onu sürekli anar. Zikrullah Allah sevgisini teşvik ve tahrik ederek sonsuz bir lezzet verir. Allahu Teala buyuruyor:

 

‘Fezkuruni Ezkürküm(Bakara152)’. Yani, siz beni anın, ben de sizi anayım buyuruyor. Zikrullahla kalpler arınıp sükun bulur. Onlar o kimselerdir ki iman etmişlerdir ve kalpleri Zikrullahla mutmain olmuş, sükun bulmuştur.Allah’u Teala buyuruyor:

 

‘Çok iyi bilin ki kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur ve mutmain olur(Rad28)’.

Mutmain olmak saflaşmak, içi rahatlamak, şüpheleri kalmamak ve yerleşip sabitleşmek demektir. Hiçbir şek ve şüphe bulunmayacak şekilde Allah’u Teala’ya  yakınan inanma zevkine ermek demektir. İnsanın  kalbinin her türlü korku ve hüzünden sarsılmayacak şekilde emin olmasıdır.Bu kalp huzuru ancak Zikrullah’la husule gelir. Çok iyi bilin ki kalpler ancak Zikrullahla huzura kavuşur ayetinde Allahu Teala’nın buyurduğu gibi. Çünkü akıl ve aşk kuvveti her şeyi tasavvur edip düşünse onun üstünde başka bir şeyin tasavvuruna intikal eder. Sebep ve silsilesinde her şeyden daha üstün alanına geçer.

Bu ilerlemede bütün ihtiyaçların kesilip sona erdiği öyle bir an gelir ki  durmakta karar kılar o noktada ihtiyaç duyduğu için akılda durur ve onunla yatışır. Azameti ilahi karşısında her şeyin ondan olduğunu bildiği zaman artık ondan başkasına geçmesi imkansızdır. Kalpleri Zikrullah ile mutmain olmuş, suküna ermiş kimseler ilahi Rab’den taltif edilebilirler. Ey mutmain olan nefis sen ondan o da senden razı olarak dön Rabbine, gir cennetime(Fecr27-30).

Mevlid-i Şerifte Süleyman Çelebi’nin söylediği gibi:

 

Allah adın zikredelim evvelâ,

Vâcib oldur cümle işte her kula,

 

Allah adın her kim ol evvel ana,

Her işi asan eder Allah ana (ona).

 

Bir kez Allah dese aşk ile lisan,

Dökülür cümle günah misl-i hazan.

 

İsm-i pâkin pâk olur zikreyleyen,

Her murada erişür Allah diyen.

 

 

 

 

 

 

Makamı Tevhit Yedidir.

Üçü fena, dördü beka meratibidir.

Fena meratibinin birincisi Tevhid-i Ef-aldir. Manası:

Ef-al’in birliği demektir. Efal fiiller anlamında olup fiilin çoğuludur. Fiil de kısaca iş anlamındadır.

Tevhidi Ef-alin tarifi:

Enfüste ve afakta, hareket ve sükunda görülen tüm fiiller hakkın işleyişidir. Enfüs burada kendimiz afak ise etrafımızdaki bütün aleme tabir olunur. Hareket kıpırdayış, sükunet ise durma eylemidir. Cenabı Hak iki surette bu alemde fiilini meydana koymuştur koymaktadır. Biri hareket diğeri de sükunettir. Şu halde suların akması, kuşların uçması, insan ve hayvanların yürümesi, arabaların ilerlemesi, dağların ve ovaların v.s durması da hakkın bir fiilidir. Bizim elimizden işleyen de haktır. Kalemi elimize aldığımızda kendi kendine yazamaz. Süpürge kendi kendine süpüremez. Cenabı hakkın bizim elimize verdiği kuvvet ve kudretle bunlar harekete geçer. Şu halde bütün alemlerde gördüğümüz hareketler hakkın kudreti ile olmaktadır. Hiçbir şey yerinden kıpırdayamaz. Bizi ve bütün alemleri yaratan Hazreti hakkın fiilidir. Şu ayeti kerime ispat eder bunu:

‘Vallahu halakakum vema ta’melun (Saffat 96)’. Manası:

 

‘Sizi ve sizin fiillerinizi halk eden Allah’tır. Demek oluyor ki bizim fiillerimiz yoktur. Her şey hakkın dilemesiyle olduğuna iman edeceğiz ve kabul edeceğiz.

Nitekim ‘Amentü billahi ve bi’l-kaderi hayrihi ve şerrihi mine’llahi teala’ demek hayır ve şer hakkın fiilidir kulun hayır ve şer yapmaya iktidarı yoktur. Yani bu yola girmiş saliğin fiili ihtiyariyesi yoktur faili muhtar ancak Cenabı Haktır, dilediğini diler ve halk eder. Şimdi burada bir sualle karşılaşıyoruz:

‘Mademki Cenabı Hak faili muhtardır, dilediğini işler ve halk eder, o zaman kişi kötü bir eylemde bulunduğunda bundan mesul olmaması gerekir’. Buna verilecek cevap şudur:

‘İyi bir iş yapmak kulun elinde olmadığı gibi, kötü bir fiil işlemekte kulun elinde değildir. Yalnız kul kötü bir fiil işleyeceği zaman kalbinde kötülük işlemeye bir meyil rızası hasıl olur, bu yüzden de günahkar olur. Eğer Cenabı Hak’kın rızasına münafık bir iş işlerse sevap hasıl olur’. Yoksa bütün fiilleri halk eden Cenabı Hak’tır. Kalbimizin meyline göre halk eder. Kötülükten günah, iyilikten sevap hasıl olur. Ayeti kerime buna delildir:

‘ Femen yamel miskale zerretin hayren yerahu ve men yamel miskale zerretin şeran yerahu (Zilzal 7-8).’ Manası:

‘Kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür ve kim zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görür’ buyuruyor. Hulasatan bir iş yapmak, yani bunu kuldan halk etmek Cenabı Hak’tandır.  İşte buna Tevhidi Ef-al denir.

Bu aleme baktığımızda Hakkın fiilini müşahede edeceğiz, alem bir ayna olacaktır ve biz bu aynada Hak’kı göreceğiz. Herkes Allah işler der ama Allah’ı ayrı kendilerini ayrı görürler. Halbuki Tevhidi Ef-ali öğrenmiş bir salik her işleyenin Hak olduğunu bilerek Hakkın fiilinin baki olduğunu, bizim ve bütün alemlerin fiili olmadığını görür.

Ehlullah Tevhidi Ef-ali 4 kısma ayırmıştır. Bunlar:

Tevhid-i Ef-al, Fena-i Effal, Tecelli-i Ef-al ve Cennet-ül Ef-aldir.

Bizde ve tüm dış alemde hayır ve şerri işleyen, halk eden Cenabı Hak olduğunu bilmeye Tevhid-i Ef-al denir.

Kendimizin ve bütün alemin hayır ve şer işlemeye iktidarı olmadığını bilmeye de Fena-i Ef-al denir.

Tecelli ise bütün olaylarda artık hak’kın fiilinin işlediğinin görülmesi demektir.

Ve tüm alemde bunun görülmesinden hasıl olan zevke de Cennet-ül Ef-al denir.

Tevhid-i Ef-alin rabıtası LA FAİLE İLLALLAH’ TIR. Yani iyi ve kötü işleri yapan Allahu Teala Hazretleridir. Bütün işler ona nispet olunacaktır. Bu makamda işlerin iyi veya kötüsünü Hakka nispet edileceğini bilmektir. Bir ayet daha açıklarsak:

‘Ma asabeke min hasanetinfeminallah ve ma asabeke min seyyietin femin nefsik (Nisa 79).’

Manası: ‘Sana gelen iyilik Allah’tandır ve sana isabet eden kötülükte kendindendir.

 

 

Makam-ı Tevhid’in ikincisine Tevhid-i Sıfat denir. Tevhid-i Sıfat demek sıfatın birliği demektir. Bu makamın tarifi şöyledir. Enfüste  ve afakta, hareket ve sükunda görünen sıfatlar Hak Teala Hazretleri’nin sıfatlarıdır. Aleme taalluk eden sıfatlar sekizdir:

 

 

 

‘HAYAT, İLİM, SEMİH, BASAR,İRADE, KUVVET, KELAM , TEKVİN’DİR’.

 

İşte bu sekiz sıfat cenabı hakkın sıfatlarıdır. Bu sıfatlarda Cenabı Hak enfüs ve afakı kaplamıştır.Bu sıfatlardan hayat ilim irade batındır. Semi, basar, kudret, kelam da zahirdir. Hakkın olan bu sekiz sıfattan hayat bizdeki olan diriliktir. İlim, bizdeki olan bilgidir. Semi, bizdeki olan işitmedir. Basar, bizdeki olan görmedir. İrade, bizdeki olan istektir. Kuvvet, bizdeki olan kuvvettir. Kelam, bizdeki olan sözdür. Tekvin ise Cenab-ı Hakka ait olup bizi halk edici sıfattır ki bizi, tüm alemi ve fillerimizi halk eder. Bunu salik Tevhid-i Efalde öğrenmiştir. Demek oluyor ki bizdeki dirilik Hakkın hayat sıfatıdır. Bizdeki olan bilgi yani ilim Hakkın sıfatıdır. Bizdeki olan kuvvet Hakkın kuvvetidir. Bizdeki işitmek Hakkın semi yani işitmek sıfatıdır. Bizim gözümüzde olan görmek Hakkın basar yani görmek sıfatıdır. Bizdeki olan irade yani istemek Hakkın sıfatıdır. Bizdeki olan kuvvet Hakkın kuvveti, bizdeki olan kelam Hakkın kelamıdır. Bizdeki olan bu yedi sıfat Hakkın sıfatıdır. Bu sıfatlara Sıfat-ı Subutiye derler. Sıfatı Subutiye yerinde sabit anlamındadir.

Bizim sıfatlarımız fani, Hakkın sıfatları baki olmaktadır. Başka deyişle bizim sıfatlarımız Hakkın sıfatlarının mazharıdır. Mahzar demek bir şeyin göründüğü yer demektir. Mesela çeşmenin kurnası suyun mahzarıdır. Çünkü su kurna vasıtası ile meydana çıkar. İşte bu bizim sıfatlarımız da Hakkın sıfatlarının mahzarıdır. Mesela bizim hayatımızda Hakkın hayatı zahir oluyor. İlmimiz bir mahzardır. Hakkın ilmi bizim ilmimizden zahir oluyor. Kulağımız bir mahzardır. Oradan Hakkın işitmesi zahir oluyor. Gözümüz bir mahzardır. Oradan da Hakkın görmesi zahir oluyor. İrademiz mahzardır. Kuvvetimiz hakkın kudretinin mahzarıdır. Söylememiz hakkın söylemesi oluyor. Görmemiz taktığımız gözlüklere benzer. Gözlükler nasıl bizim görmemizle görürse işte Hakkın basar ismi olmazsa bizim de gözlerimiz görmez buna göre diğer sıfatlarımızda böyledir. Hakkın sıfatları olmazsa biz ne görür ne işitiriz. Ve ne söyleriz ne biliriz. Velhasıl Sıfat-ı Subutiyede bildirilmiş sıfatlar olmazsa biz hiçbir şey yapamayız.

 

İşte bizde mevcut olduğunu zannettiğimiz bu sıfatları biz fani ederek Hakkın sıfatları olduğunu bildik. Şu halde bizim ne hayatımız, ne bildiğimiz, ne duymamız, ne görmemiz, ne irademiz, ne kuvvetimiz, ne de kelamımız vardır. Bütün bunlar Hakkındır. Bizim sıfatlarımız zaten yoktur. Fakat biz var biliyorduk. Şimdi hakkın var olduğunu anlayınca bu varlık şirkinden kurtulduk. Geriye bir vücudumuz kaldı. O dalları budakları kesilmiş bir ağaç kütüğüne benzemektedir. Bu Tevhid-i Sıfat dört kısımdır.

1.Tevhid-i Sıfat 2.Fena-i Sıfat 3.Tecell-i Sıfat 4.Cennet-ül Sıfattır.

Tevhid-i Sıfat: Bizi ve bütün alemdeki görünen sıfatların Hakkın sıfatları olduğunu şuhud edip bilmeye denir.

Fena-i Sıfat: Bizde ve bütün alemde görünen sıfatların Hakkın olduğunu ve fani olduğunu ve Hakkın sıfatlarının mahzarı olduğunun bilinmesidir.

Tecell-i Sıfat: Yani görünen sıfatlardır. Bunların cümlesinin tecelli ilahiye ile zuhura geldiğini bilmesine denir..

Cennet-ül Sıfat: kendimize gerek alemler ibret nazariyle baktığımızda Cenabı Hakkı sıfatı subutiyesiyle bütün alemleri kaplayıp her nereye bakarsak bu sıfatlardan başka bir şey görmemek zevkine de Cennet-ül Sıfat derler. Tevhid-i Sıfatın rabıtası LA MEVSUFE İLLALLAH’TIR. Yani bu sıfatlarla sıfatlanacak ancak Allahu Teala’dır. İşte Tevhid-i Sıfat aynası dedikleri şudur. Aynaya baktığımız zaman sırf kendi sıfatlarımızı görürüz . Bu alemde gördüğümüz her sıfatta mevsuf olan Cenabı Hakkı müşahede edeceğiz. Velhasıl her nereye baksak bütün alemi ihata etmiş olan Cenabı Hak hazretlerinin sıfatlarından başka bir sıfat görmiyeceğiz. İşte Tevhid-i Sıfat zevki budur.

Ayetleri :

1.Allahu la ilahe illa hüvel hayyul kayyum(Ayetül Kursi)

2.Kul innemel ilmü indallah(Mülk26)

3. Bismillahil  lezi la yedurru  mea ismihi şeyun fil ardı ve la fissemai ve hüves semiul alim.

4.Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyul azim.

 

 

 

 

Zikrulahta üç defa zikir yapmamızdaki sır, bunların birinin Tevhid-i Ef-al diğerinin, Tevhid-i Sıfat sonuncusunun da Tevdid-i Zat’a işaret olmasıdır. Malum olduğu üzere Tevhid-i Ef-al’de gaye, fail hak olduğunu yani enfüs ve afakta hayır ve şerri işleyen ve halk edenin Hak Teala Hazretleri olduğunu ikrar etmektir. Tevhid-i Sıfattaysa mevsuf olan Hak olduğunu yani Sıfatı Subutiye dediğimiz (hayat-ilim-semi-basar-irade-kıudret-kelam-tekvin) sıfatlarda tecelli edenin Hak olduğunu bilmektir. Üçüncü Allah dememiz Tevhid-i Zata işarettir. Tevhid-i Zatın anlamı zatın birliği demektir. Enfüs ve afakta, sukün ve harekette görünen vücud Hak Teala Hazretelerinin vücududur, bizim değildir. Bizim vücudumuz yoktur. Enfüs kendi vücudumuz, afak ise görünen alem demektir. Sükun ise yerinde duran nesne ve oluşumlara denir. Dağ, taş gibi yerinden oynamayan şeylere sükun mahalli denir. Hareket denince de  yerinde durmayan insanın ve hayvanların yer değiştirmesi(yürümek-koşmak) kuşların uçması suların akması rüzgarın esmesi gibi olaylardır.

Gerek vücudumuz, gerekse bütün alemde olsun, vücutlar ister sükun, ister harekette olsun cümlesi Hak’tır. Ama bizim bu görünen suret ve vücudumuz Hakkın vücududur demek değildir. Ve yahut bütün alemde görünen suret ve vücutlar yani bedenler, cisimler Hakkın vücudu demek değildir. Tebeddül ve tagayyür vardır. Bir insan bugün var yarın yok olur.

Bugün genç yarın ihtiyar olur. Bir ağaç bugün var yarın kesilir kurur yok olur. İşte bunlar Hakkın vücudu değildir. Bunlar birer gölgesidir. Bu gölgeleri tutan vücud işte o vücudu Haktır. Çünkü ayeti kerimede:

‘Estaizübillah bismillah küllü men aleyha fan yebga vechü Rabbike zül celali vel ikram’ buyuruyor(Rahman26-27).

Manası: ‘Bütün bu dünya yüzünde görülen vücutlar cisimler yerler dağlar insanlar hepsi fani olup kendi vücutları yoktur. Kendileri zan yani gölge ve hayaldir. Vücut sahibi Allah-u Zül Celaldir’. Öyleyse Cenabı Hak Kuran’da bu alemin görünen vücutlarının aslında bir gölgeden ibaret olduğunu haber veriyor. Mesela bu alemi bir ağacın gölgesine benzetirsek, güneş olduğu vakit ağacın gölgesi oluşur. Ağaç sallandıkça gölgenin durması gerekirdi. Ama kendi vücudu olmadığından ağacın emrine tabi olur. İşte bu alem de Cenabı Hak’kın zatının yani vücudunun gölgesidir. Ağacın gölgesi ağaçtan zahir olduğu gibi alem de Cenabı Hak’tan zahir olmuştur.  Yalnız ağacın gölgesinin hem vücudu yok hem de gölge yok deyip inkar da edemeyiz. Çünkü göz orada kara bir şey görmektedir. İşte bu alemde o gölge gibidir. Hem kendi vücutları yok hem de alem yok diye inkar edilmez.  Yalnız alem denilen şey fani olacak değil her an her vakit fani olduğuna arif olmaktır.   İşte bu zat makamında ne sen var ne alem var ne in var ne cin var yalnız bir Zatullah var..Cümle alem fani zatullah ise bakidir.

Bu makamın şuhudu şöyledir: İnsan gayri bir şey olmadığı halde Cenabı Hak kendi zatından kendi zatını kendi zatiyesiyle görüp şuhud edecek ve kendi zatından gayrı bir zat olmadığını kendi görüp bilecek. Bu makam da Ehlullah 4 isim telkin etmiştir.

Tevhid-i Zat, Fena-i Zat, Tecell-i Zat, Cennetül Zat.

 

 

Kendi vücudu ve bütün alemin vücudu zatiyesinden gayri bir vücut olmadığını bilmek Tevhid-i Zat.

Bizim ve bütün alemin zatı vücudlarının tecelli zatiyeyi ilahiyeden mütecelli olduğunu yani herkezin ruhunun bir nefsi Rahmani olduğunu bilmeye Tecell-i Zat .

Bizim ve tüm alemin vücutlarının fani olduğunu görmeye de Fena-i Zat ve bunlardan alınan zevke de Cennetül Zat denir.

Bu makamın rabıtası LA MEVCUDE İLLALLAH’tır.

Bir ayeti de: ‘ Kulli Şeyin Halik İlla Veche(Kassas88)’. Manası: ‘Onun yüzünden başka her şey yok olucudur.’

 

 

 

Tevhid’in dördüncü, makamatı ittihatın da birinci makamına Cem tabir olunur. Makam-ı Cem’in keyfiyeti ve zevki de, hak zahir, halk batın şuhut olunacaktır. Yani saliğin kuvvesinde hak zahir olunca, halk batın kalır. Mesela gece olunca yıldızlar var halkiyet mertebesi. Gündüz Güneş doğduğu zaman yıldızlar Güneş’in vücudunda batında kalır, işte Güneş bütün yıldızları batında cem ettiği gibi vucudu Hak dahi kendi zatı ile zahir olur. Bütün mümkinat onun tecelli ve zuhuru altında batın olur. Makam-ı Cem’de halkın batın,  Hak’kın  zahir olmasına diğer bir örnek de:

İnsan meydanda dururken sabah Güneşi doğar kendisinden bir gölge zuhur eder, Güneş yükseldikçe gölgede küçülür,  Güneş tam başımızın üzerine geldiği zaman ise(en dik olduğu an) insanın kendisinden zahir olan gene kendisinde batın ve müstehlik kalır. İşte Nuru Berzahiye denilen bütün bu mümkünat dahi Hak’kın kendi zatında kendi zatı ile tecelli eder ve abdi mahzun cemin kuvvesinde zuhuru itibari ile abut batın Hak zahir olur. Hak zahir olunca her şey batın olmaz, hep hak olur. Şey olan batın kalır. Yani latif olan onun için Mansur bu makamın tesiri altında kalıp Enel-hak dedi ama Enel-hak diyen yine Hak’kın kendisidir. İşte bu makam bütün melaike ve cinin ademe secde ile emrolundukları makamdır.

Ademe  Cenab-ı Hak buyuruyor: ‘Fe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fekau lehu sacidine (Hicr29).’

Yani ben ademe kendi ruhumdan ruh nefyettim siz de ona secde edin. Ademde Hak’kın varlığı tecelli etmemiş olsa idi, Hak meleklerine secde etmelerini emir etmezdi. Ademe secde edin emrinin  ademde tecelli eden Hak’ka secde etmek olduğuna bir misal verecek olursak, mesela deniz sakin dururken dalgası filan yoktur. Fakat deniz kendiliğinden karışıp harekete geldiği zaman insan büyüklüğünde bazen de daha yüksek hatta vapur uzunluğunda dalgalar yükselmeye başlar. Dalga denizden yukarı doğru şekillenince kendi deniz iken dalga ismini alır. Şuhut edip kendisinin denizin suyundan gayrı bir su olmadığını ve çevresine bakıp denizden başka bir varlık olmadığına arif olunca yek nazarla Enel-Hak der. Yani deniz benim diyor. İşte burada deniz benim diyen yine denizdir. Burada dalgasının deniz benim demesi denizin vücudu ayrı benim vücudum ayrı deniz demesi değildir, yek nazarla diyor. Yani ben denizim demesi benim denizden başka vücudum yoktur demesidir. İşte Mansur’un veya cem salikinin dahi bu makamda enel-hak demesi bu cihetle iledir. Madem ki bana üflenen ruh Hak’kın kendi ruhundandır zat itibari ile de haktan gayrı değilim demektir. Bu itibarla;

(Ve lillahil meşruke vel mağribu feeynema tüvellu fesemme vechullahi innallahe vasiun aliym Bakara115) ayeti kerimenin manası Cenab-ı Hak diyor ki:

‘Magrip ve maşrik cihetleri Allah’ındır, her ne yana tevellü edersen yani dönersen vechi zat cihettir.’

 

 

 

 

 

Bu makam salikinin rabıtası ‘İLLEL MEVCU DE İLLA ENE’ dir. Ene ile kendini şahadet eden yine kendisidir. Ayeti kerimede:

‘Şehidallahu ennehu la ilahe illa hu! Vel melaiketu ve ulul ilmi kaimen bilkıst ve huvel azizul hakim(Ali imran 18)’ buyuruyor..

Allah kendisinden başka olmadığını kendi kendine şehadet etti ve melekler ve ilim sahipleri olanlar sıtk ile ikrar ettiler. Yani kendi kuvvelerinde zahir olan Hak varlığı olduğunu itminan ile kabul ettiler.

İşte Cem makamının zevki de budur. Hak zahir demek halkın zahiri hak, halk batın demek Hakkın batını halktır. Onun için bu makam sahiplerine Allah’ın batın kulları denir. Hakkın varlığını kendi varlığında gizler, batın olur. Kendisi hakkı zahirde şuhut eder kendi mahfi olur yani gizlenir. Böylece bu makamın rabıtası da İllel mevcude illa ene’dir. Görünen mevcudat gayri bir mevcudat değildir ancak benim.

Yine üç İhlas bir Fatiha Hazreti Peygamberin ruhuna hediye edilir.

 

 

 

Tevhid’in dördüncü, makamatı ittihatın da birinci makamına Cem tabir olunur. Makam-ı Cem’in keyfiyeti ve zevki de, hak zahir, halk batın şuhut olunacaktır. Yani saliğin kuvvesinde hak zahir olunca, halk batın kalır. Mesela gece olunca yıldızlar var halkiyet mertebesi. Gündüz Güneş doğduğu zaman yıldızlar Güneş’in vücudunda batında kalır, işte Güneş bütün yıldızları batında cem ettiği gibi vucudu Hak dahi kendi zatı ile zahir olur. Bütün mümkinat onun tecelli ve zuhuru altında batın olur. Makam-ı Cem’de halkın batın,  Hak’kın  zahir olmasına diğer bir örnek de:

İnsan meydanda dururken sabah Güneşi doğar kendisinden bir gölge zuhur eder, Güneş yükseldikçe gölgede küçülür,  Güneş tam başımızın üzerine geldiği zaman ise(en dik olduğu an) insanın kendisinden zahir olan gene kendisinde batın ve müstehlik kalır. İşte Nuru Berzahiye denilen bütün bu mümkünat dahi Hak’kın kendi zatında kendi zatı ile tecelli eder ve abdi mahzun cemin kuvvesinde zuhuru itibari ile abut batın Hak zahir olur. Hak zahir olunca her şey batın olmaz, hep hak olur. Şey olan batın kalır. Yani latif olan onun için Mansur bu makamın tesiri altında kalıp Enel-hak dedi ama Enel-hak diyen yine Hak’kın kendisidir.

İşte bu makam bütün melaike ve cinin ademe secde ile emrolundukları makamdır.

Ademe  Cenab-ı Hak buyuruyor: ‘Fe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fekau lehu sacidine (Hicr29).’

Yani ben ademe kendi ruhumdan ruh nefyettim siz de ona secde edin. Ademde Hak’kın varlığı tecelli etmemiş olsa idi, Hak meleklerine secde etmelerini emir etmezdi. Ademe secde edin emrinin  ademde tecelli eden Hak’ka secde etmek olduğuna bir misal verecek olursak, mesela deniz sakin dururken dalgası filan yoktur. Fakat deniz kendiliğinden karışıp harekete geldiği zaman insan büyüklüğünde bazen de daha yüksek hatta vapur uzunluğunda dalgalar yükselmeye başlar. Dalga denizden yukarı doğru şekillenince kendi deniz iken dalga ismini alır. Şuhut edip kendisinin denizin suyundan gayrı bir su olmadığını ve çevresine bakıp denizden başka bir varlık olmadığına arif olunca yek nazarla Enel-Hak der. Yani deniz benim diyor. İşte burada deniz benim diyen yine denizdir. Burada dalgasının deniz benim demesi denizin vücudu ayrı benim vücudum ayrı deniz demesi değildir, yek nazarla diyor. Yani ben denizim demesi benim denizden başka vücudum yoktur demesidir. İşte Mansur’un veya cem salikinin dahi bu makamda enel-hak demesi bu cihetle iledir. Madem ki bana üflenen ruh Hak’kın kendi ruhundandır zat itibari ile de haktan gayrı değilim demektir. Bu itibarla;

 

(Ve lillahil meşruke vel mağribu feeynema tüvellu fesemme vechullahi innallahe vasiun aliym Bakara115) ayeti kerimenin manası Cenab-ı Hak diyor ki: ‘Magrip ve maşrik cihetleri Allah’ındır, her ne yana tevellü edersen yani dönersen vechi zat cihettir.’

Bu makam salikinin rabıtası ‘İLLEL MEVCU DE İLLA ENE’ dir. Ene ile kendini şahadet eden yine kendisidir. Ayeti kerimede:

‘Şehidallahu ennehu la ilahe illa hu! Vel melaiketu ve ulul ilmi kaimen bilkıst ve huvel azizul hakim(Ali imran 18)’ buyuruyor.. Allah kendisinden başka olmadığını kendi kendine şehadet etti ve melekler ve ilim sahipleri olanlar sıtk ile ikrar ettiler. Yani kendi kuvvelerinde zahir olan Hak varlığı olduğunu itminan ile kabul ettiler.

İşte Cem makamının zevki de budur. Hak zahir demek halkın zahiri hak, halk batın demek Hakkın batını halktır. Onun için bu makam sahiplerine Allah’ın batın kulları denir. Hakkın varlığını kendi varlığında gizler, batın olur. Kendisi hakkı zahirde şuhut eder kendi mahfi olur yani gizlenir. Böylece bu makamın rabıtası da İllel mevcude illa ene’dir. Görünen mevcudat gayri bir mevcudat değildir ancak benim.

Yine üç İhlas bir Fatiha Hazreti Peygamberin ruhuna hediye edilir.

 

 

Makam-ı İttihad’ın ikincisine Hazret-ül Cem denir. Hazret-ül Cem demek bütün hazreti yani bütün mümkünatı zahirinde cem ediyor demektir. Onun için bu makamda halk zahir, hak batın olarak tarif edilir. Bu makam uluhiyet ve kesret makamıdır. Birinci cemde batın olan kesret, burada zahir oldu.  Birinci cemde  kişinin kuvvesinde Hak  zahir olduğu gibi    Hazret-ül Cem’de Hak’kın kuvvesinde(tasarrufunda) halk zahir olur. Bu makam sahiplerine Allah’ın zahir kulları denir. Abut Hak’kın vucut varlığına Hak’kın varlığı ile zahir olur. Hak kendi vücudu zahiyesinde ishar eylediği abut ismi ile tasmiye kılınan kendi sıhhat varlığında batın kaldı. Bu makamda Hak’kın halkta batın kalması ve halkın Hak’kın vücudunda zahir olmasına misal verirsek, mesela gündüz güneş var ama yıldızlar yok. Güneş battığında bakarsın ki gece yıldızlar ortaya çıkar. Güneş ne oldu yıldızlarda batın kaldı amma yıldızlarda olan ışık yine güneştir. Demek ki güneş yıldızlar mahzarında göründüğü gibi abden dahi mahzarında görünen yine Hak’tır.

Bu makamda Hak’kın halkta batın kalması abudun nispet olmasındandır. Yani buradaki halk eski kul nispeti yoksa abut Hak’ka arif olunca kendi benliği Hak’kın benliği olduğunu şuhut ettiğinde batınlık zahirlik kalmaz. Nedir batın odur zahir. Hazreti Peygamber Efendimiz buyurdu:

‘Men reani fakat rea’l Hak.’

Yani beni gören Hak’kı gördü buyurduğu hadisi şerif bunu ifade eder. Yine buyuruyor:

‘Ve ma yezalül-abdu yetekarrebu ileyye bi’n nevafili hatta uhibbehu, fe iza ahbebtuhu kuntu sem’a hüllezi yesmeu bihi ve basarahüllezi yebsuru bihi Ve yehedülleti yebtişu bihi Ve riclehülleti yemşi billa illa ahir’.

Manası şudur ki, kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşır ki ben onu severim ve onu sevdiğim vakit de onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum, yani benimle işitir, benimle görür, benimle yürür, benimle tutar ve her bir hareketi benimledir. Ne vakit ki bir insan Hak ile işitir ve Hak ile görür, Hak ile söyler elbetteki onun işitmesi ve görmesi  ve sair sekameti ve hareketi kuvvetli olur. Kuvvetli demekten maksat Hak’kın semisi ile her kelamı Hak’tan işitir, her basiri ile bilumum basir sıhatlardan basir görenin Hak olduğunu bilir. Bütün uzayı, civarı ile kendisi Hakkın bir tecelligah masharı olduğunu görüp bildiği gibi bütün bu kainatın Hak’kın varlığı izhar edici bir mashardan ibaret olduğunu anlar. Yalnız bütün kainatın her ne kadar masharı Hak isede masharı nakıştır. Masharı tam olan ancak insanı kamildir. İşte bu makamda salik Hak ile Hak’kı halk yüzünden zevken şuhut ile aynen görecektir. Nitekim gece halinde güneşin yıldızlar yüzünden göründüğü gibi. İşte bu makam itibariyle salik evvela kendisinin sıhati ilahiye ile bürünmüş olduğunu görür ve böylece bütün

aleme ayakta arif olur . Bu makamın rabıtası İLEL MEVCUDA İLLA ENTE’dir. Yani bütün Halk mahzarlarından görünen sensin ve her şey seninle mevcut demektir.

Ondan evvelki cem makamında salik Hak’kın vücudunu giyer. Bu makamda dahi salik Hak’kın sıhhatlarını giyer. Bu makama Ehlullah, Hazret’ül Cem, Kurb-i Nevafil Makamı, Nübevvet ve buna mümasil daha çok isimler tayin etmişlerdir. Velhasıl Hazret’ül Cem ne demektir sual olunsa Halk zahir Hak batındır. Bu makamda her kul her halk ciheti ile hakka ve kesif ciheti ile kula nispet olunur. Onun için Ayet-i Kerime’de:

‘Femen yağmel miskale zerretin hayren yerehu men yamel miskale  zerretin’,  yani kim kime zerre miktar hayır işlemişse onun cerrü mükafatını görür ve kim ki zerre miktar şer işlemiş ise onun cezasını görür.

İşte bu Ayet-i Kerime Hazret-ül Cem şuhudu üzere nazil olduğu sarahaten mana verilmiştir. Bu makam şeriat olduğundan salik emri ilahi ile mükelleftir. Makamların  sahiplerine Allah’ın zahir kulları denir.

Ve bu makam salikleri herkesin gördüğü ve bildiğini bilir yalnız zevk ve şuhut üzere de bu kainatın batını hak zahiri Muhammet’tir onlar için. Yani Zatullah batın, Sıhhatullah zahirdir. Salik Hak varlığı ile Hak’kı halk aynasından halkla müşahede edecektir.

Üç ihlas bir fatiha Hz. Peygamberimiz’in ruhuna hediye edilir.

 

 

 

 

Makamı Tevhid’in altıncısı ve Makam-ı İttihat’ın üçüncüsü olan Cem-ül Cem’dir. Cem-ül Cem demek iki cemin cemi demektir. Yani Cem Kurb-i Feraiz ki Hak zahir halk batın idi, Hazret-ül Cem ise Kurb-i Nevafil ki Hak batın halk zahirdir. Cem-ül Cemdeyse Makam-ı Sıtkıyet vardır. Burası insanı kamil mertebesidir. Teşbih ile tenzihi cem eden bir makamı merkezdir. Bu makamda salik kulliyen şirkten halas olur. Bu makamın tarifi şöyle:Hüvel evveli vel ahiri vel zahiri vel batıni’dir.

Yani evveli Hak ahiri Hak zahiri Hak Batını Hak dediğimiz gibi, işte bu makamda ne evvelinde şirk var ne de ahirinde, ne zahirinde ne de batınında halkiyet kalmadı. Ancak evvellik, ahirlik, zahirlik, batınlık isimleri kalıyor. İşte Ehlullah arasında meşhur olan, bir kul Hak ile olduğu vakitte kul ile hak mabeyinde fark nedir? Esmadır. Buna kul yani abut derler. Hakka ise Vacibul Teala Hak tesmiye olunur. Fakat bu makam itibari ile bu aleme halk nazarı ile bakarsan haktır ve görünen mevcudata halk dersen yine haktır. Çünkü halk esması ile zahir olan odur. Hak dersen o yine haktır. Çünkü halk esması ile zahir olan haktır. Her zerre onunla kaimdir, Allahu la ilahe illa hüvel hayyül kayyum ayetinde işaret edildiği üzere. Allahu Teala halka mabut bil haktır ondan gayrı ibadete müstahak yoktur sahibi uluhiyet ancak odur. Hayatı daimi sıfatı ile baki ve her esma ve efal onun zatı uluhiyeti ile kaimdir.

İşte zahirde kayyum sıfatı ile zahirdir. Onun için evveli Hak, zahiri Hak, batını Hak şuhut olunur. Eğer zahirde görünen sıfat itibari ile nazar edersek bu alem Hak’tır. Eğer bu sıfatlardan tecelli eden zat olduğunu, görünen sıfatlar o zatullahta kaim olduğunu şuhut edersek bu cihetle gören görünen Haktır. Makamı Hazret-ül Cem’de zahiri halk isede batını Hak’tır. Çünkü kesret var. Cemül Cem’de ise evveli Hak, batını Hak, ahiri Hak, zahiri Hak’tır. İşte Beka makamları salikleri bu makamda şirkten kurtulur. Kurbu Feraiz olan Makam-ı Cem’de kurbi nevafil olan Hazretül Cem’deki birisinin batınında diğerinin zahirinde olan kesrete şirki hafi tabir olunur. Fakat bir kesret Hakkın kesretidir fena makamlarındaki abdin nisbetindeki gibi kesret değildir. İşte Cem makamında abit Hak’kın vücudunu giyer. Yani zatı itibari ile yek vücut olduğunu şuhut eder. Ve Hazretül Cem’de de Hakkın sıfatını giyer. Cemül Cem’de de Hakkın fiilini giyer ve masharı tam insanı kamil olur. Hadisi kutside:

 

 

 

‘La yese’uni erdi vela semai illa yese’uni kalbi abdil müminun’ buyurulmuştur. Bu makamın zevkini ifade eder. Yani yere ve göklere tecellim ile sığmam, kulumun kalbine sığarım.

Burada kalp denilen herkeste ve bilcümlede zirabı olan hayvanatta kanı devrettiren bir et parçasından ibaret değildir. Hayvan kalp sahibi değildir ve her insan da kalp sahibi olamaz. Ancak mümin olanın kalbi vardır. Ki o da emin olmuş yani kendi vücud, sıfat ve fiillerinin Hak’kın vücut, sıfat ve fiilinden gayrı olmadığına şuhut etmiş ve emin olup Hakkın fiil, sıfat ve zatı ile kendi masharında tecelli edip kendisinde sığınmış olarak zevk etmiştir. Bu cihetle müminin eli ayağı, gözü, kulağı ve bütün kuvveyi maneviyesi kalp olur. Aslında kalp demek bir itikatten bir itikate tekallup etmek demektir. Salik fena makamlarında kendisine nispet etmiş olduğunu Hak’ka nispet edip fani olduğunu şuhut ettikten sonra bekada Hak’kın varlığı ile var olduğunu şuhut eder. Yere göğe sığmayan Hak’kı kendinde sığınmış olduğunu görür. Bu makamda salik her neye bakarsa isterse ben’im der isterse sensin der.

Bu makamın rabıtası: ‘İLLEL MEVCUDA İLLALLAHTIR’TIR.’

Yani görünen mevcudat ancak Allah’ın mevcudiyetidir. Ondan gayrı yoktur. İşte Cem-ül Cemin zevk ve şuhudu budur. Bundan sonra daha bir makam var (Ahadüyetül Cem denir). Ayn makamı- ev edna- zatı buhut da denir. Bu makam Hz. Resul Efendi’mizin makamıdır. Bu makam kimse sahip olamaz. Ancak kamiller teberrüken girerler. Tarif olunsa dahi zevk alamaz.

Taalallahu minel şahidin vel kanitin ala illalahu nasrul umur.

Üç İhlas bir Fatiha.

 


TEVHİDİN ŞERİAT YÖNÜ

ŞERİAT BİLGİLERİ ALMAK İÇİN ,AŞAĞIDA SİZLER İÇİN SEÇTİĞİM SİTELERDEN FAYDALANABİLİRSİNİZ

KUR-AN  MEALİ#mce_temp_url#

KUR-AN  MEALİ#mce_temp_url#

KUR-AN  MEALİ (Elmalı)#mce_temp_url#

HADİS (Kütübü Sitte )#mce_temp_url#

HADİS (Buhari Konuları )#mce_temp_url#

HADİS (Buhari )#mce_temp_url#

SAHİH  HADİSLER#mce_temp_url#

ESMAÜ’L HÜSNA#mce_temp_url#

VEDA HUTBESİ#mce_temp_url#

PEYGAMBERLER TARİHİ#mce_temp_url#

İSLAM TARİHİ#mce_temp_url#

SAHABE HAYATLARI#mce_temp_url#

OSMANLI TARİHİ#mce_temp_url#

Araştırmacı kişilerin daha derin araştırmaları ve kıyas yapabilmeleri için Kur-an  dan önceki kitap ve tabilerinide tanımaları gereklidir.Allah’ın bütün Peygamberlerine inandık demek başka ,onları tanımak yine başkadır.

ZEBUR#mce_temp_url#

TEVRAT#mce_temp_url#

İNCİL#mce_temp_url#


TEVHİDİN HAKİKAT YÖNÜ

İSLAMDA MELAMİLİK#mce_temp_url#

MELAMET  NEDİR #mce_temp_url#

ADEM RİSALESİ#mce_temp_url#

ADEM İLK İNSAN İLK PEYGAMBER#mce_temp_url#

ADEM  İLE  HAVVA#mce_temp_url#

ADEMİN OĞULLARI HABİL İLE KABİL#mce_temp_url#

ASHAB-I KEHF KISSASI#mce_temp_url#

DAVUT A.S ve SÜLEYMAN A.S ‘IN HÜKÜMLERİ#mce_temp_url#

EYYÜP A.S ‘IN SABRI#mce_temp_url#

İBRAHİM A.S #mce_temp_url#

HZ. YUNUS A.S. KISSASI#mce_temp_url#

SALİH PEYGAMBERİN DEVESİNİN HİKMETİ#mce_temp_url#

SÜLEYMAN A.S VE BELKIZ#mce_temp_url#

YUSUF SURESİ VE HZ.YUSUF KISSASI#mce_temp_url#

ZEKERİYA A.S. KISSASI#mce_temp_url#

ZEKERİYA SOFRASI NEDİR#mce_temp_url#

ZÜLKARNEYN A.S. KİMDİR#mce_temp_url#

HARUT VE MARUT#mce_temp_url#

MUSA A.S.#mce_temp_url#

TEVHİD NEDİR#mce_temp_url#

İNSAN ve TEVHİD#mce_temp_url#

MÜRŞİD#mce_temp_url#

BAZI SURELERİN TEVHİD-İ MANALARI#mce_temp_url#

TEVHİD  MAKAMLARI#mce_temp_url#
DECCAL


KINANMIŞLAR

Günümüzde çokça kafa karıştıran kavramlar kişilerin karar verme yetisini etkilemektedir.Bunlardan biride MELAMET kavramıdır.Bu kavram Dini otoriteler  sayesinde halk bilincine bir Ruhban sınıfı – bir Tarikat ,Cemaat objesi olarak kazımaktadır.Oysa ki Melamet  bu anlatılan ve anlaşılan kavramların çok ötesindedir.Daha açık ifade etmek gerekirse Dünya üzerinde insanların selamet ve mutluluğu için gelmiş olan ve çeşitli isimlerde anılan Din yaşayanlarının ulaşacağı en son nokta,varmak istediği hedeftir.Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki bundan öteye bir şeyde yoktur.Çok yüce bir anlayışın bir okadar yüce makamıdır.Yani MELAMET bir MAKAMDIR.Şimdi kısaca bu kavramın lügat anlayışına bir bakalım

MELAMET : (Lügatlarda )

Kınanmışlık. İtab ve serzenişlik. Rezillik ve rüsvaylık.

Kaynak  Site  ( Tıklayınız )……#mce_temp_url#

BİR BAŞKA SÖZLÜKTEDE

kınama;kökünden türemiş arapça kelime;kınanmışlığı esas alarak dervişin derecesini yükseltmeyi hedefleyen bir tasavvuf öğretisi. bu öğretiyi benimsemiş şairler kendilerini aşk yolunun kınanmışları olarak görür ve bir lokma, bir hırka ile yetinir gibi acz içinde aşklarını çoğaltarak yaşadıklarını söylerler; anmaktan korkmayan gerçek delilerin elbisesidir. her kişide durmaz. ruhu yakışıklı olanı seçer melamet;temel görüşü; kötülükleriniz bilinsin, iyilikleriniz bilinmesin olan tasavvuf meşrebi

Kaynak  site  (Tıklayınız )……..#mce_temp_url#

Yani kısaca araştırmakla bile  MELAMET Kınanmak-kınanmışlık olma hali olarak görülmektedir.Peki bu kavramı tabii ki İslam referansı olarak Kur-an-ı Kerim’e de sormamız gerekiyor.Acaba bu konuda Kur’an nediyor ?

Tabii Yine resmi bir makamın mealine tarafsız olmak kaydıyla bakıyoruz

Tıklayarak sizde bakın…#mce_temp_url# (Tıklayınız)

MAİDE SURESİ

54 – Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda)HİÇBİR  KINAYICININ  KINAMASINDAN DA  KORKMAZLAR . İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

Bu kavram konusundada Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim son noktayı düşünen kişiler için koymuştur.önemli olan bu kavramı deliller ışığında anlamak,anlatmak gerekir.Yüce yaratıcımız cümlemizi bu kavramı anlayan ve yaşayan kullarından eylesin.

Değerli okurum ! Bilinmelidir ki bunca teferruat ve onları araştırmak TEVHİD için gereklidir.Tevhid ağzımızla Allah birdir demek değil gönüllerde birlemektir.Bir birdir ve bir denir.Ama birlemek için iki gereklidir ki ikiyi birleştirerek bir lemek işte bu Melamet ehlinin işidir.Bu kavramıda onun için geniş ,geniş anlatmaya çalışmaktayım.Tevhidin iki yönü vardır.Biri muamelat yönü olan şeriat,biride mana yönü olan hakikat.sade şeriatı bilip yaşamakla Tevhid edilmez,sade hakikatı anlamaklada tevhid edilemez.Bir kuşun uçabilmesi için nasıl iki kanada ihtiyacı var ise,Bir gönülde Tevhidin de iki kanatı olacaktır.Aşağıdaki ling bağlantıları ayrı ayrı iki yönü kapsamaktadır.Noksanı olan okur netarafta noksanı var ise o tarafta araştırma yapabilmeleri için hazırlanmıştır.Amacımız bu yolda araştırma ve öğrenme,bu niyetle kendini bir yol tutup bulabilme çabası sarfedenlere yardımcı olmaktır.Bu çalışmada yapılan hataları lütfen çekinmeden tarafımıza iletiniz.Bir çalışmanın daha güzel olması hepimiz için gereklidir.Yapılmasını istediğiniz,görüş bildirmeniz,sual sormanız için irtibat adresimiz

(melamet@hotmail.com.tr) dir.

Tüm okurlara selam ve saygılar.

♥♥♥♥♥          ♥♥♥♥♥          ♥♥♥♥♥          ♥♥♥♥♥          ♥♥♥♥♥          ♥♥♥♥♥

TEVHİDİN ŞERİAT   YÖNÜ

→    Tıklayınız#mce_temp_url#

TEVHİDİN  HAKİKAT   YÖNÜ

→   Tıklayınız #mce_temp_url#

 >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<



BAZI SURELERİN ve AYETLERİN TEVHİD-İ MANALARI

BAKARA SURESİNİN HİKMETİ :

Kuranı kerimin bakara suresi ayet 67-73 : cenabı Allah size bir bakara (sığır)boğazlamanızı emrediyor buyuruluyor. bakara nefsi hayvaniyedir. İki köy sınırında,bir kişi ölü bulunmuş. Bunun kimin tarafından öldürüldüğü bilinmediği için,musa a.s. a kavmi müracat ederek, senin rabbın bu ölünün kimin tarafından öldürüldüğünü bilir. Demişler.musa a.s. hakka muracaat ettiğinde; cenabı hak, bir sığır kesilerek onun etinin ölüye vurulması ile dirileceğini, ve ölünün dirilmesiylede, hangi köy ahalisi tarafından öldürüldüğünü söyliyecektir. Dedi. Buna binaen, sığırın renğinin ne olduğunu, yaşlı olup olmayacağını,ve sığırdaki bütün belirtileri sordu ve öğrendi. Cenabı hak sığırın,sarı renkte olacağını,ne çok genç ve nede çok yaşlı olmayacağını, çifte koşulmamış olacağını,alaca olmıyacağını buyurdu. İşte bu bakara diye ifade edilen kişinin nefsi hayvaniyesidir. Bir kişi mürşidi kamile gelerek, kendine nisbet ettiği fiillerini ve varlığını kesmesidir. Bu kesilmesi gerekli nefsi hayvaniye sahiplerinin,rengi Allaha sevgi ve aşkından mütevellit sarı olmalıdır. Akil baliğ olmamış çocuk kadar küçük,ve çok yaşlı duyma ve görme sıfatlarını kaybetmişte olmamalıdır. Meratibini bitirmiş kemal ehlide olmamalıdır. Çünkü onun kurban olmağa ihtiyacı yoktur. Nede hiç bir itikada sahip olmayan kişilede boğazlanmaya laik değildir.işte böylece hakikatı Muhammediye deryasında, kendi insanı asliyesine talip olan kişi, tarif edilmiş oluyor. Sonra tarif edildiği gibi yaşlı bir kadının oğluna ait bir sığır bulunuyor. Fakat yaşlı kadın ,sığırın derisini altınla doldurursanız onu size verebilirim diyor. Yoksa onu satmıyacağım diyor. Musanın kavmi bu teklifi kabul ederek,sığırı kesiyorlar. Ve sığırın derisinide altınla doldurup kadına veriyorlar. Kesilen sığırın etinden, ölü olan o kişiye vurunca ölü diriliyor. Ve dile gelerek, soldaki köy yani nefsi emmare tarafından öldürüldüğünü söylüyor. İşte yaşlı kadın kişinin tabiatı cismaniyesidir. Oğlu ise, ruhun oğlu akıldır. Kendi varlığını yok edip,hakkın varlığında dirilen ölü ise, kalbin oğlu veledi kalptir. Elbette dirildiğinde kendisinin nefis köyü tarafından öldürüldüğünü, ruh köyünün bunda hiç bir suçunun olmadığını söylemiş oluyor. Bir salıkte kamile gelerek, fiil,sıfat,ve vücut nisbiyetlerini boğazlatarak,bunları hakka verince;kendi süfli emelleri doğrultusunda kullanılan kalp, emmare nefsinden kurtulacaktır.kalbin uyanmasıyla hak ve hakikatı idrak etmiş, ve nefsin kalp üzerine istilasından mütevellit, nefis tarafından öldürüldüğünü söyliyecektir. Aslında nefis ile ruh kardeştir. Fakat nefsi hayvaniye yönü bir kişiyi,şehvet,gazap,gibi istek ve arzularla kalbi kadletmiş olurlar. Ve ruh kuvvelerinin yolu üzerine bırakırlar. İşte mürşidi kamil, bunu çok iyi bildiği için nisbiyet olan fiillerini,boğazlayınca artık kötülük yapamaz. Bir hale gelir. Dolayısıylada kalbin uyanmasıylada her şeyi idrak etmiş olur. Bu ayeti kerimelerle anlatılan kıssa bizlere, ne anlatmak istemektedir. Allaha karşı bir sevgi ve arzumuz varsa,bu dünya cirgefinin içinden kurtulup, insani aslımızı bulup huzur ve saadete kavuşmak istiyorsak,mutlaka bir mürşidi kamile gitmemiz lazimdır. Ona hayvani nefsimizi boğazlatıp, bütün Allahın yasak ettiği kötülükleri yok etmek gerekmektedir. Buda fiillerin failinin Allah olduğunu bilmekle olacaktır. Böylece kişinin kötülük yapan damarları kansız ve bıçaksız olarak kesilince,ruh yönünden gelen rabbımın nurları o kişiyi istila edecektir. Böylece kalbi,ruhun nuru ile uyanmış,ve hakkın varlığı ile varlıklandığını gördüğünde, huzur ve saadet içinde her iki alemde mutlu olacaktır. Cenabı hak bizleride bu gafletten uyandırıp mutlu kullarından eylesin.

****************************************************************

ER RAHMAN SURESİ .

Kuranı kerimin bütün surelerinin başındaki ayeti kerimelerde;o surenın tüm sırlarının yekün olarak belirtildiğini görüyoruz. Rahman suresindede içindeki bütün sırların baş tarafındaki ayetlerde gizli olarak ivşa edilmiştir. Ayet 1-2- Errahmanü allemel kuran (Rahman olan Allah kuranı talim etti).Peki cenabı hak kuranı nasıl ve kime talim etti. İşte bizim gibi isdidatlarında insanlığını bulma hasleti olanları,mürşidi kamil mazharından tevhid tahsili yapmak suretiyle canlı kuran olan insanın aslını onlara talim etti. Cenabı hakkın İki rahmeti vardır. 1- Rahimiyet rahmeti 2- Rahmaniyet rahmeti Bu talim edilen rahimiyet rahmetidir. Çünkü hakkın emirleri red kabul eder.fakat muradı red kabul etmez. Görmiyormusunuz, cenabı hak faydalı olan her şeyi emretmiş. Zararlı olan her şeyi de yasak etmiştir. İnsanların bazıları bu emirleri yapmıyarak red ediyorlar. Fakat murat ettiği insanlarda ise uygulanmakta ve onlarda red etmiyorlar. Onun için talim olunan kuran ,siyrette insan fıtratlı olanların bir mürşidi kamilden insanlıklarını öğrenmeleridir. Ayet 3. halekal insane (İnsanı yarattı) kuranın talimini gördükten sonra bu nakıs insanlar anladılarki:insan üç nevidir. 1- surette insan siyrette hayvan.2- surette insan siyrette nakıs 3- surette insan siyrettede insandır. İşte suret ve siyrette insanlığını bulduğunda insan yaratılmış olur. Alak suresi ayet 1-2-3-4-ayetlerindede oku rabbının adı ile, .insanı kan pıhtısından yaratanın adıyla oku.. Ve kerem sahibiki kalemle insanın bilmediklerini öğretti Diye bahsedilen okunması gerekli olan işte insanın aslıdır. Onu insanı kamilden tahsil edip okuyanlar ,insanlığını bulmuştur. İnsanlığını bulanlar da; ayet 4. Allemehül beyan (Alemleri beyan etti).artık ruhun bütün sıfatlarından kendini sergilediği gibi,tırnağından saç tenine kadar cemadat yönünü, nebadat yönünü, hayvanat yönünü ve insanat yönünü aklı kuran ile sergiledi beyan etti.Rahman suresi ayet 5- (Güneş,ay ve yıldızlar bir hesap dahilinde seyrederler.) yani ruh güneşi ile kalp ayı insanda bir hesabla kendi mertebelerinde seyrederek birbirlerinin mertebelerinide tecavüz etmezler.

Tartıyla haksızlık yapılmasın diyede ölçüyü doğru koydu. Yani ruh ile beden arasındaki, akıl terazisiyle her şeyi yerli yerinde adaletle yarattı. İşte bu yukarıdan beri sayabildiğimiz bu rabbımızın nimetlerini bildiğimiz ve gördüğümüz halde nasıl olurda hala onun nimetlerini ve bu tecellilerini inkar edersiniz buyurulmaktadır. 31 defa tekrar edilen bu ikaz,bizlere mukayyet olan bu ademdeki zat,sıfat,ve efal tecellilerinin,zaman, mekan ve ihvan durumuna göre zuhuratını anlatmaktadır. Tastık edip görenler için cennette cemalullah bahşedileceği ,inkar edenler için de cehennem azabı içinde yaşamda olacaklarını bildirmektedir.cenabı hak rahimiyet rahmeti olan

letafet alem zevklerinden bizleri mahrum etmesin.

�]�,��O���ap,gibi istek ve arzularla kalbi kadletmiş olurlar. Ve ruh kuvvelerinin yolu üzerine bırakırlar. İşte mürşidi kamil, bunu çok iyi bildiği için nisbiyet olan fiillerini,boğazlayınca artık kötülük yapamaz. Bir hale gelir. Dolayısıylada kalbin uyanmasıylada her şeyi idrak etmiş olur. Bu ayeti kerimelerle anlatılan kıssa bizlere, ne anlatmak istemektedir. Allaha karşı bir sevgi ve arzumuz varsa,bu dünya cirgefinin içinden kurtulup, insani aslımızı bulup huzur ve saadete kavuşmak istiyorsak,mutlaka bir mürşidi kamile gitmemiz lazimdır. Ona hayvani nefsimizi boğazlatıp, bütün Allahın yasak ettiği kötülükleri yok etmek gerekmektedir. Buda fiillerin failinin Allah olduğunu bilmekle olacaktır. Böylece kişinin kötülük yapan damarları kansız ve bıçaksız olarak kesilince,ruh yönünden gelen rabbımın nurları o kişiyi istila edecektir. Böylece kalbi,ruhun nuru ile uyanmış,ve hakkın varlığı ile varlıklandığını gördüğünde, huzur ve saadet içinde her iki alemde mutlu olacaktır. Cenabı hak bizleride bu gafletten uyandırıp mutlu kullarından eylesin.

****************************************************

FATİHA SURESİ VE BESMELENİN SIRRI

Fatiha Suresi 7 ayettir. Birinci ayeti, Besmele-i Şeriftir. Bu sureye Sebulmesan yani iki yedi veya iki yerde (biri Mekke de, biri de Medine de ) nazil olmuştur. denilmiştir. Zira peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)in Semavi kitapların bütün sırrı Kur-an da, Kur-an’ın sırrı Fatiha-ı Şerifte, Fatiha’nın sırrı da başındaki Besmele-i Şerifte mevcuttur. (H.Ş.) buyurdukları gibi hem Adem in hem de alemin bütün sırlarını ihata ettiği anlaşılmaktadır. Allah lafzının başındaki Elif Zat ını, Lamelif sıfatlarını, sonundaki Hu da Efal-i ilahiyesini remzettiği gibi, Besmele-i Şerifte de Bismillah Allah ın Zat ını, Rahman Allah ın sıfatlarını, Rahim de Allah ın Efalini remzetmektedir.

Allah bu mukayyet olan Adem ve aleme yedinci Ahadiyet mertebesinden BismillahirRahmanirrahim olarak Zat ı, sıfatı ve Efali ile tecelli ettiğini bildiriyor. Ahadiyet mertebesinde kelam ve hiçbir fiil olmadığı için Cemaat halinde kılınan Namazlarda bile imam efendiler besmeleyi hafi, ikinci ayetten itibaren Fatihayı ve zammı sureyi cehri okurlar. Çünkü Ahadiyette besmele gizliliktedir. Allah (c.c) böylece Ahadiyetten bu Aleme tecelli ederek Elhamdülillahirabbilalemin buyuruyor. Çünkü bir hadisi kudside: Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murat ettim, bu halkı halk eyledim buyuruluyor. Hud Suresi 3. Ayetinde Hüvel evveli vel Ahiri vel zahiri vel batın ve hüve bi külli Şeyin alim (Evvel de benim, Ahir de benim, zahir de benim, batın da benim.) diyor.

Şu halde evvelde ve batında Hak olan bu Adem ve alemin, zahir ve ahirinin Muhammed aynasından Hakk ın görüntüsü olduğu anlaşılmaktadır. Bu kavseyn mertebesinde, Tenzih ve Teşbih tecellilerini birleştirip Tevhid zevki ile zevkidar olanlar, Adem de ve Alemde, Alemlerin Rabbine hamdin ne olduğunu bilirler. Onlar Tevhid ettikleri için Muhammediyyundurlar. Hakikati Muhammediyeyi idrak ettiklerinden seyyidlerden olmuşlardır. Üçüncü ayetteki Rahman ve Rahim esmalarına gelince Rahmaniyeti ile yarattığı sıfatlara tecellisiyle maddi ve manevi rızkını verdiğini ilan etmektedir.

Yaratılan sıfatların hiçbiri onun tecellisinin dışında değildir. Her sıfat varlığını, vuslatını her türlü güzelliğini ondan almaktadır. Rahim esmasıyla da istediğini isteyene bol bol verendir. Rahmaniyet nasıl umumi bir tecelli membası ise Rahim de o nispette özeldir. Zira men talebeni vecedeni H.Kudsi gereğince ancak talip olanlara lütuf ve inayetini gösterendir.

İşte mukayyet olan bu Aleme, Ahadiyet mertebesindeki gizliliğinden çıkarak bilinmekliğini istediği için Muhammed aynasından Rahman ve Rahimiyetiyle zuhura geliyor. Dördüncü ayette de Din gününün sahibi olduğunu ilan ediyor. Zira Bakara Suresi 115. ayette Yüzünüzü ister doğuya isterse batıya çeviriniz, Rabbi’min yüzü oradadır buyurulmuştur. Mülkünde kendinden başka bir kimse yok ki o Din gününün sahibi olmasın.

Şu halde her anımız bir Din günü olduğu gibi bir ömür de Din günüdür. Onun sahibi de Allah tır. Buraya kadar her ne kadar kulun dilinden Allah kendi yüceliğini bu Alemdeki tecellilerinde mertebe aynalarından zuhur ettiğini söylüyorsa da buraya kadar kulun bu ayetlerde hiçbir hissesi yoktur. İfadeler ikilikle anlatılacağı için birlik deryasındaki O Rabbi’min yönlerini kulun dilinden söylemiş oluyor. Aslında buraya kadar kul yoktur. Fatiha Suresinin yarısı Hakk’a yarısı da kula aittir denmiştir. Beşinci ayet ise yalnız sana ibadet ederiz dir. İbadet nedir? Kul nasıl ibadet eder? Zariyat Suresi 56. Vema halaktül cinne ve inse illa Liyağbüdün (Cin ve insanları bana ibadet etsinler için yarattım) buyurulmuştur. İbadet ise Allah ı Tevhid etmek ve bilmektir.

Şu halde kulun en büyük ibadeti kendisine nispet ettiği Vücut varlığının olmadığını, kendisi diye bildiği o varlığın Hakkın olduğunu bilmesinden ibarettir. Yoksa herkesin bildiği gibi bol bol zahir Namaz kılmak, Kur-an okumak gibi ikilikle yapılan ibadetler değildir. Çünkü Allah şirkle yapılan ibadetleri kabul etmiyor.

Kul zannındaki nispetlerinden kurtulunca kendisi yok olacağı için Allah tan başkası kalmayınca aynı zamanda Tevhid de edilmiş olacaktır. Zaten ondan başkası yok ki. Rahman Suresi 26. Küllü men aleyha fanin ve yebka vechü rabbike zülcelali vel ikram (Her şey yoktur. İkram sahibi Rabbi’min yüzünden başka) buyurulmuştur. İyyakenestain demekle,yalnız senden yardım isteriz veya, yalnız sana yardımcı oluruz denir. Kulun Allah a yardımcılığı herkesin bildiği gibi bir yardımcılık değildir. Allah ı kendi mazharından kemalatıyla zuhura getirmektir.

İşte Rabbi min gizlilikten, kemalatıyla kul mazharında açığa çıkması ve kulun Rabbi ne daima muhtaç oluşunun idrakiyle altıncı ayet olan Sıratı Müstakim yolu olan Tevhid yolundan ayırma diyerek, kulun dilinden kul olarak istekte bulunuyor. Çünkü Rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir. Kul ise daima Rabbi ne muhtaçtır. Doğru yol Tevhid yoludur. Kur-an ı Kerim ahkamı ve sünneti seniyye doğrultusunda İnsan-ı Kâmillerin gösterdikleri Tevhid yoludur. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz miraçtan dönüşte üç ilimle geldi.

1-Umumi, herkese

2-İsteyene verilen özel

3-Kendisine ait

Bu iafedeler umumidir. Tevhid içinde mana verilirse:

1-Bütün saliklere meratibi ilahiyenin mertebeleri aynı telkin edilir. Hiç birine ayrım yapılmaz. İnsan-ı Kâmilin salike bu telkini ilmel yakındır.

2-Özel isteyene ise Rabbine küllü teslimiyeti sonunda tecelli Ef al, tecelli Sıfat ve tecelli Zat gibi Tevhidi şuhut ve müşahede zevklerine sahip olup Muhammediyyün olmasıdır. Buna aynel yakın müşahede ehli de denilebilir.

3-Resulullah (S.A.V.) efendimizin kendisine ait olması ise o sırdır. Kendisi ve varislerinin ona vakıf olmasıdır ki, o söylenmez.

İşte bir salik de fenayı Efal, fenayı Sıfat ve fenayı Zat mertebelerinde kendi varlığının olmadığını ilmel yakın bilmiş olur. Beka zevkleri de, ona tecelli Efal tecelli sıfat ve tecelli Zat ile şuhudu zevkleri, gönlünde tecelli etmesiyle de her kişide istidat ve kabiliyetine göre zuhur ettiği için özel olmuş oluyor. Rabbimden istediği kadar ihsan edilmiş oluyor. Üçüncüsü ise makamı Mahmuttur. Resulullah (S.A.V.) Efendimize aittir. Varisleri de oraya Resulullah (S.A.V.)ın müsaadesiyle ayak basarlar. Teberrüken girdikleri için Resulullah (S.A.V.) Efendimizin makamı olması hasebiyle onun namına imza atarlar.

Ayrıca bu yerde laf ve saft yoktur. Sır olduğu için anlatılmaz. İşte bu anlatılanlara vakıf olan kullar kendi acizliklerini idrak ettikleri için yalvarırlar, yakarırlar ve her an ayrı şandaki tecellilerinin zevkini bizlere de ihsan et derler. Peygamberlere ve Evliyalara verdiğin her türlü ihsan ve nimetlerini bizlere de ver derler. Peygamberlere uymayan kavimleri helak ettiğin gibi gazaba uğrayanların ve doğru yol olan Tevhid yolundan ayrılanlar gibi bizleri ayırma diye Fatiha nın yarısından sonraki ayetlerde de kul olarak istekte bulunmaktadır.

İşte varlığı olmayan fakat Allah ın zuhur etmesi için Allah ın bir sıfatı olan bu Adem mazhar olarak, Ahadiyetinden mertebe mertebe yedi ayet halinde tecelli eden Hakkı zuhura getirmektedir. Adem, yedi ayetten müteşekkil olan Hakkın Hüvviyet ve enniyetini kemaliyle zuhura getiren Muhammed aynasından ibarettir. Ademliğini bulanlar Elif, Lam, Mim sırrına sahip canlı ve şüphe götürmeyen bir kitaptır. Böylece her gün 40 defa Fatihayı okumamızın nedeni ortaya çıkmış oluyor.

Namaz kılan bir kişi her Fatihayı okuduğunda tekamülde olduğunu bilmeli ve kendinin canlı bir Fatiha olduğu için 7 penceresinden Hakkın her an ayrı bir tecellisini, kendini yakın takibe olarak müşahede etmeye gayret göstermelidir. Allah cümlemize bu zevkleri tattırmak nasip ve müesser etsin.

*********************************************************

FİL SURESİ VE AÇIKLAMASI .

Peygamber efendimizin doğumundan tam 52 gün evvel, yemen kralı Ebrahe nin fil ordularıyla kabeyi yıkmak için, mekke şehrine gelmesini ve cenabı hakkında ,ebabil kuşlarıyla onun ordusunu helak edip,kabeyi yıkılmaktan kurtardığının bir kıssasıdır. Yemen kralı Ebrahe,hacıların hac mevsiminde kabeye hacca gittiklerini görünce,habeş kralı Neceşi ye bir mektup yazarak, senin için altın ve gümüşten süslü burada bir kilise yaptırdım. Ziyaretinizi buraya yapınız diye bildirdi. Habeş kralı buna itibar etmeyince,mekkedeki kabeyi yıkmağa yemin etti. Fil ordularıyla birlikte mekkeye girdiler. Otlaklardaki bütün develeri askerleri rehine aldı. Bu develerin içinde peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip inde develeri vardı. Rehine alınan develerin sahipleri, sözcü olarak Abdülmuttalibi Ebrahe gönderdiler. Ebrahe onu karşıdan geldiğini görünce anlaşma yapmak için geldiğini zannederek, onu karşıladı. Ve saygı gösterdi. Fakat o peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip ebrahe anlaşmak için gelmediğini,kabenin sahibinin koruyucusunun Allah olduğunu, ben ise develerimin sahibi olarak develerimi istemeye geldim dedi. Ebrahe buna çok sinirlenerek develerini verdi. Fakat kabeyide yıkmağa karar verdiğini belirtti. Bir zamandan sonra kırlangıç gibi kuşların ayaklarına ve birde gagasına birer nohut büyüklüğünde olmak üzere, üç taşla ebrahe ordusuna musallat oldu. Ebrahenin bütün ordusu helak oldu. Kuşların attığı taş her kime deydiyse, başından girip ayaklarından çıkmak suretiyle onu yakarak öldürüyordu. Bu vakadan sonra,ebrahe ordusunun Allahın bir gazabına uğradı diye arabların haremi şerif olan kabeye daha fazla sevgi ve saygiları artmış oldu. Ebraheninde yemende yaptırmış olduğu kilisede harab oldu. Ona kimse itibar etmedi. İşte, zahirde peygamber efendimizin doğumundan 52 gün evvel, olan bu olaydan ibret alıp, ona göre hak ve hakikat yolunda, yardımcımızın cenabı hak olduğunu bildiriyor. Bu sureden yeterli istifade etmemiz için gönül alemine girmemiz lazımdır. Yoksa yeterli istifade edemeyiz. Ebrahe ordusu, nefsi emmarenin ta kendisidir. İşte nefis ebrahesi, kalp kabesini tahrip ve istila etmek için ,kendine nisbet ettiği vücut kilisesine ruhani kuvvelerimiz olan hacıları çevirmek istiyor. Fakat akıl gibi ruhani etkenler, yanı kamilin verdiği irfaniyetle vücut kilisesini yani varlığını yaktı. Bunun üzerine ebrahe nefis, gazab ve şehvet gibi zulmani askerlerle, vehim şeytanı fillerle kabeye doğru yörüdü. Fakat insanı kamilin verdiği tevhid taşları, olan üç taşla hepsi helak oldu. Kuş gök ehlidir. Onun için efal, sıfat, taşlarını kuşun ayaklarında ,zat taşınıda gagasında taşıyan bu kuşlar,fil kadar varlık içinde olanların varlıklarını yok etti. Cenabı Allah,Resulullah efendimizin bu vakayı zahiren görmediği halde,kuranı kerimde bahsetmesi,bilmek görmektir.diyerek her an olup durmakta olduğunu bildiriyor. Günümüzde nefis sahipleri ebrahe gibidirler. Her türlü yaşam ve içraatlarında gönül kabelerini yıkmağa çalıştıkları gibi, arkadaşlarının ve tanıdıklarınında gönül kabelerini yıkmak için çalışma içerisindedirler. Bunların şerlerinden kurtulanlar ise,ancaksın insanı kamile gelip, ebabil kuşları gibi bu üç taşı alıp,kullanmalarıyla mümkün olacaktır. Nisbiyet kilisesini yıkmadan, ruhani kuvvelerimizin içraat yapması mümkün değildir. Dikkat edilirse bu sure 5 ayetten ibarettir. Çünkü tevhid mertebelerinde şeriatı saniye diye bildiğimiz fark mertebesinde,kişinin darül harpten çıkması ile mümkündür. Bütün sıfatlarımızdan ruhani kuvvelerimizin tahakkuku ancaksın o zaman selamete çıktığı ile bilinmektedir. 5 ayetten gayede,tevhiddeki 5 manevi vücuda sahip olmakla hakiki kurtuluşun olacağı anlaşılmaktadır. Cenabı Allah ,hafi,ruh,nefis,kalp,sır olan manevi vücudu bütün kardeşlerime ihsan etsin �fi��O���ım) buyurulmuştur. İbadet ise Allah ı Tevhid etmek ve bilmektir.

Şu halde kulun en büyük ibadeti kendisine nispet ettiği Vücut varlığının olmadığını, kendisi diye bildiği o varlığın Hakkın olduğunu bilmesinden ibarettir. Yoksa herkesin bildiği gibi bol bol zahir Namaz kılmak, Kur-an okumak gibi ikilikle yapılan ibadetler değildir. Çünkü Allah şirkle yapılan ibadetleri kabul etmiyor.

Kul zannındaki nispetlerinden kurtulunca kendisi yok olacağı için Allah tan başkası kalmayınca aynı zamanda Tevhid de edilmiş olacaktır. Zaten ondan başkası yok ki. Rahman Suresi 26. Küllü men aleyha fanin ve yebka vechü rabbike zülcelali vel ikram (Her şey yoktur. İkram sahibi Rabbi’min yüzünden başka) buyurulmuştur. İyyakenestain demekle,yalnız senden yardım isteriz veya, yalnız sana yardımcı oluruz denir. Kulun Allah a yardımcılığı herkesin bildiği gibi bir yardımcılık değildir. Allah ı kendi mazharından kemalatıyla zuhura getirmektir.

İşte Rabbi min gizlilikten, kemalatıyla kul mazharında açığa çıkması ve kulun Rabbi ne daima muhtaç oluşunun idrakiyle altıncı ayet olan Sıratı Müstakim yolu olan Tevhid yolundan ayırma diyerek, kulun dilinden kul olarak istekte bulunuyor. Çünkü Rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir. Kul ise daima Rabbi ne muhtaçtır. Doğru yol Tevhid yoludur. Kur-an ı Kerim ahkamı ve sünneti seniyye doğrultusunda İnsan-ı Kâmillerin gösterdikleri Tevhid yoludur. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz miraçtan dönüşte üç ilimle geldi.

1-Umumi, herkese

2-İsteyene verilen özel

3-Kendisine ait

Bu iafedeler umumidir. Tevhid içinde mana verilirse:

1-Bütün saliklere meratibi ilahiyenin mertebeleri aynı telkin edilir. Hiç birine ayrım yapılmaz. İnsan-ı Kâmilin salike bu telkini ilmel yakındır.

2-Özel isteyene ise Rabbine küllü teslimiyeti sonunda tecelli Ef al, tecelli Sıfat ve tecelli Zat gibi Tevhidi şuhut ve müşahede zevklerine sahip olup Muhammediyyün olmasıdır. Buna aynel yakın müşahede ehli de denilebilir.

3-Resulullah (S.A.V.) efendimizin kendisine ait olması ise o sırdır. Kendisi ve varislerinin ona vakıf olmasıdır ki, o söylenmez.

İşte bir salik de fenayı Efal, fenayı Sıfat ve fenayı Zat mertebelerinde kendi varlığının olmadığını ilmel yakın bilmiş olur. Beka zevkleri de, ona tecelli Efal tecelli sıfat ve tecelli Zat ile şuhudu zevkleri, gönlünde tecelli etmesiyle de her kişide istidat ve kabiliyetine göre zuhur ettiği için özel olmuş oluyor. Rabbimden istediği kadar ihsan edilmiş oluyor. Üçüncüsü ise makamı Mahmuttur. Resulullah (S.A.V.) Efendimize aittir. Varisleri de oraya Resulullah (S.A.V.)ın müsaadesiyle ayak basarlar. Teberrüken girdikleri için Resulullah (S.A.V.) Efendimizin makamı olması hasebiyle onun namına imza atarlar.

Ayrıca bu yerde laf ve saft yoktur. Sır olduğu için anlatılmaz. İşte bu anlatılanlara vakıf olan kullar kendi acizliklerini idrak ettikleri için yalvarırlar, yakarırlar ve her an ayrı şandaki tecellilerinin zevkini bizlere de ihsan et derler. Peygamberlere ve Evliyalara verdiğin her türlü ihsan ve nimetlerini bizlere de ver derler. Peygamberlere uymayan kavimleri helak ettiğin gibi gazaba uğrayanların ve doğru yol olan Tevhid yolundan ayrılanlar gibi bizleri ayırma diye Fatiha nın yarısından sonraki ayetlerde de kul olarak istekte bulunmaktadır.

İşte varlığı olmayan fakat Allah ın zuhur etmesi için Allah ın bir sıfatı olan bu Adem mazhar olarak, Ahadiyetinden mertebe mertebe yedi ayet halinde tecelli eden Hakkı zuhura getirmektedir. Adem, yedi ayetten müteşekkil olan Hakkın Hüvviyet ve enniyetini kemaliyle zuhura getiren Muhammed aynasından ibarettir. Ademliğini bulanlar Elif, Lam, Mim sırrına sahip canlı ve şüphe götürmeyen bir kitaptır. Böylece her gün 40 defa Fatihayı okumamızın nedeni ortaya çıkmış oluyor.

Namaz kılan bir kişi her Fatihayı okuduğunda tekamülde olduğunu bilmeli ve kendinin canlı bir Fatiha olduğu için 7 penceresinden Hakkın her an ayrı bir tecellisini, kendini yakın takibe olarak müşahede etmeye gayret göstermelidir. Allah cümlemize bu zevkleri tattırmak nasip ve müesser etsin.

***********************************************************

HUD SURESİ 48. AYETİN TEVİLATI

Hud Suresi 48.inci ayeti kerimede Allahü Teala peygamberi Nuh A.S. a şöyle hitap ediyor. Ey Nuh sana ve gemide seninle beraber bulunan inananlara bizden bir selamet ve bereketlerle in Onlardan bir takım kafir ümmetler olacak ki biz onları dünyada rızıklarla faydalandıracağız. Sonrada ahirette kendilerine bizden acıklı bir azap dokunacaktır.

Bu ayetteki Nuh A.S. günümüzdeki Mürşidi kamiller olup Tevhid gemisinin kaptanı durumundadırlar. Allahü Teala o Nuh gemisinin kaptanlarına hitap ederek, seninle beraber sana tabi olarak Tevhid gemisinde olanlara bir selamet ve bereket ihsan edileceğini söylüyor. Çünkü selamete ve berekete nail olmak ancak Tevhid gemisinin kaptanına sevgi ve teslimiyetle mümkündür. Nuh tufanından kurtulmak, selamet ve berekete nail olmak ise günümüzdeki cehalet tufanından, gayriyet tufanından, vehim, hayal gibi vesveselerden kurtulmaktır.

İşte onun için Nuh un gemisine günümüzde de aynen binmek gerektiğini, kendimize nispet ettiğimiz vücud varlığından mürşidin himmetiyle kurtulup Ruhullah olarak vahdaniyet deryasından kesret alemine in ayeti kerimesiyle selamet ve bereketle de inmemizi emrediyor. Yani velayet makamı zirvesine çıkıldığı zaman halka tenezzül ederek onlarla beraber olarak, onlara faydalı ol, onlara örnek ol diyor. Yani gemi Cudi dağına vardığında, Hakkın birlik deryasından insan vücudundaki ruhun 7 sıfatından ayrı ayrı kemalatıyla tecelli edip saadet ve mutluluğa erdirmemizi istemektedir. Onun için selamet ve bereketle inin mazharlarınızdan Hakkın Cemalullahını zuhur ettirin ki selamete çıkmış ilham ve zevk bereketine sahip olasınız. Yalnız bu gemidekilerin içerisinde ne yazık ki kafir yani Hakkı örtücü kişiler de olacaktır. Onları dünyada yani ikilikte kaldıkları müddetçe (Şuhud ve zevke geçmeyip kelami kaldıkları müddetçe) rızıklarımızla faydalandıracağız. Ahirette yani beka aleminde bu zevklere sahip olmadıkları için acıklı bir azab dokunacaktır. Kelami olarak İnsanı Kâmilin tarif ettiği mertebeleri bülbül gibi söyleyecek, fakat kendi gönül kuyusundan bir bardak ilham suyunu çıkarıp, zevk edemeyecektir. Dolayısıyla da buna üzülecek belki de kendi ağacının meyvelerinin olmayışından, kendi kendine zamanla mutsuz ve cehennem içinde yaşamına devam edecektir. Onun için inşallah hepimiz Nuh un gemisine binen ve verilen şuhut ve rabıtaları harfiyen yapan selamet ve bereketle gemiden inenlerden oluruz.

ef|�s��O���larını kuşun ayaklarında ,zat taşınıda gagasında taşıyan bu kuşlar,fil kadar varlık içinde olanların varlıklarını yok etti. Cenabı Allah,Resulullah efendimizin bu vakayı zahiren görmediği halde,kuranı kerimde bahsetmesi,bilmek görmektir.diyerek her an olup durmakta olduğunu bildiriyor. Günümüzde nefis sahipleri ebrahe gibidirler. Her türlü yaşam ve içraatlarında gönül kabelerini yıkmağa çalıştıkları gibi, arkadaşlarının ve tanıdıklarınında gönül kabelerini yıkmak için çalışma içerisindedirler. Bunların şerlerinden kurtulanlar ise,ancaksın insanı kamile gelip, ebabil kuşları gibi bu üç taşı alıp,kullanmalarıyla mümkün olacaktır. Nisbiyet kilisesini yıkmadan, ruhani kuvvelerimizin içraat yapması mümkün değildir. Dikkat edilirse bu sure 5 ayetten ibarettir. Çünkü tevhid mertebelerinde şeriatı saniye diye bildiğimiz fark mertebesinde,kişinin darül harpten çıkması ile mümkündür. Bütün sıfatlarımızdan ruhani kuvvelerimizin tahakkuku ancaksın o zaman selamete çıktığı ile bilinmektedir. 5 ayetten gayede,tevhiddeki 5 manevi vücuda sahip olmakla hakiki kurtuluşun olacağı anlaşılmaktadır. Cenabı Allah ,hafi,ruh,nefis,kalp,sır olan manevi vücudu bütün kardeşlerime ihsan etsin

**************************************************************

İNŞİRAH SURESİ SOHBETİ :

Ayet 1-Elem neşrahleke sadrek ( biz sizin sadrını yarmadıkmı) buyuruluyor. Sadır göğüs demektir. Göğüsün yarılması bizlerin bildiği gibi,ameliyat bıçağı ile kanlı ve bıçaklı yarma değildir.günümüzde mürşidi kamillerin telkinat ve sohbetleriyle, bıçaksız ve kansız olarak inanan kardeşlerimizin, cehalet ve nisbiyet pisliklerinden temizlenmesidir. Kamiller telkinatlarıyla saliklerin gönüllerindeki kötülük yapan damarlarını çıkarıp, devamlı iyilik yapan damarları onun yerine koyar. Bir salik, mürşide gelmezden evvel, vücüt kabının darlığından mütevellit halk ile haktan habersiz olduğu için mutlaka gönlünün açılmasına ihtiyaç vardır. fena mertebelerindeki ameliyat sonunda saliklerin vücudu kalmadığı için ,hakka ve halka hicaplıdır. Ne zaman hakkın vücudunu giydi,kul olarak sadrının yarıldığının hitabına, işte o zaman muhatap oldu. Kulluğunu giymeyen bir kişi bu hitaba muhatap olamaz. Bir insanda iki yön vardır.1- cin yönü . o kişi daima süfliyet tarafına meyyal olduğu için kötülükler onu bırakmaz.2- Melek yönü .melek yönü galip gelirse ,o kişinin iyiliğe, doğruluğa meyyallığı vardır. İşte sadrın yarılması ile kişiye.melek kuvveleri olan iyilik ve doğruluk fiilleri hakim olur. Ayet 2-3-Ve vedana anke vizrekellezi enkada zahrek ( senin belini büken yükünü hafifletib kaldırmadıkmı. )Burada insanın belini büken yük ,kişinin kendi nisbiyet varlıklarıdır. Kamilin telkinatı ile bu varlıklar giderilir. Yerine hakkın varlığı kalır. la havle vela kuvvete illa billah kuvvet ve kudret Allahındır. Biz yaptıklarımızdan sorumluyuz. Fakat Allah yaptığından sorumlu değildir. Çünkü mülkünde başka bir Allah yokki, bunu neden yaptın desin. Onun için belimizi büken yüküde kamil mazharından bizlerden kaldırmış oluyor. Ayet 4- ve refana leke zikrek ( biz senin zikrini yükseltmedikmi.) bu hitabı peygamberimize yorumlarsak,güne 5 defa ezanı muhammediye okunduğunda daima Allahla beraber ismi anılmakta ve semaya yükselmektedir. Bizler için de ,cenabı hakkı kemalatıyla açığa çıkarmak ve tavsilatı Muhammediliğin kesret alemindeki zatını idrak etmek yücelik değilmidir. Ayet 5-fe inne meal usri yüsren

( bir güçlüğün yanında bir kolaylık vardır.). demekki gerçeği arayıp bulasıya kadar, elbette müşkület çekmekteyiz. Kamili bulduktan sonra vasılı illallah olmak kolaylaşıyor. O seni zahmetsiz vahdaniyet zevki ile zevklendiriyor. Ayet 6- inne meal usri yüsra ( ikinci bir defada güçlüğün yanında bir kolaylık vardır.) işte bir insan vasılı illallah olduktan sonra yani hakla beraber olduktan sonra, tekrar halka dönmesi lazımdır. çünkü Allah,Allahlığını kimseye vermez. İşte güç olanda budur. Onun için seyri süluk ikidir.birincisi, halktan hakka vuslattır. İkincisi, haktan halka tenezzül edip kulluğa dönmektir. Bu her babayiğidin harcı değildir. Bu çok güçtür. Kulluğa döndüğünde iş kolaylaşır. Ayet 7-feiza ferağte fensab şimdi kulluktan hakka ve haktan kulluğa vuslat olan iki seyrini tamamlayınca ikisini birleştirerek tevhid yolunda daim ol. Cenabı hakkın vahdet ve kesret tecellilerini tevhid yaparak kişinin yaşama geçmesidir. Bu yaşam içersindede: Ayet 8- ve ila rabbike ferğab ( Rabbına daima rağbet et). Buyurulmaktadır. Zerreden kürreye kadar,bu kesret alemindeki tavsilatı Muhammediyede ki tecellileri zevk et.onunla daim ol. Evvela kulmu Allaha rağbet eder, yoksa Allahmı kuluna rağbet eder. Cenabı Allah hidayet etmeyince hiç bir kimse yüzünü rabbına döndüremez. şu halde evvela rabbımız bizlere rağbet edecek, bizde o zaman rabbımıza rağbet etmiş oluyoruz. Yalnız Allah alimdir bizler ise malumuz. Onun için Allah malumuyetimiz nisbetinde bizlere rağbet etmiş oluyor.Bizler rabbımıza nakısiyet içinde malum isek o zaman rabbımızda bize o kadar rağbet eder. Görüldüğü gibi inşirah suresi tevhid de meratibi ilahiyenin başından sonuna kadar bütün makamların bizlere tecellilerini anlatmaktadır. Tevhid yapıp rabbımızı tanımadan rağbet olmuyor. Yoksa yapılan taklidi oluyor.cenabı Allah cümle ümmeti muhammedi mürşidi kamil mazharından bıçaksız ve kansız göğüslerini yararak cehalet hastalığından kurtarsın. Zikirlerimizide pekleştirerek vahdet ve kesret kaf dağlarının zorluklarını kolaylaştırarak tevhid ovasında mutluluk ve saadet meyvalarını yemek nasip etsin

*************************************************************

KEVSER SURESİ :

Ayet 1- inna ateyna kelkevser (biz sana kevseri verdik.)kevser nedir. Kevser cennette bir ırmaktır. Bu ilimle daima söylenen bir sözden ibarettir. Bazı kişilere sorsak cennet nerededir diye;ya toprağın altını tarif edecek veya zannında bir cennet yaratarak oradaki kevser irmağından bahsedecektir. Halbuki kevser, mürşidi kamilin sohbetlerindeki ilhamlarıyla gönül semasından tecelli eden,ilmi ledun diye vasıflandırılan vehbi ilimlerdir. Kamilin kendi kuyusundan çıkardığı kevser suyunu sohbetlerde içenler,kendilerinden geçip sarhoş olurlar.vahdeti kesrette, kesretide vahdette zevk etme hasletlerini sana lütfettik buyuruluyor. Çünkü mürşidi kamilin tevhid sohbetlerinde ilmi ledün diye kuranı kerimde ifade edilen ilhamlarla bizlere kevser şarabı sunulmaktadır. İşte o kevserde cennette ilmi ledün ırmağıdır.onun için tevhidde vahdaniyet deryasına girenler tavsilatı Muhammediyedeki cemalullahı seyretme hasletine sahip,hemde namütenayi kesret alemindeki vahdaniyet şuhuduna sahip olmayı, biz size ihsan ettik buyurulmaktadır. Ayet 2-“feselli lirabbike venhar (o halde namaz kıl ve kurban kes) İnsan,cenabı hakkın vahdaniyetini bu kesret aleminde şuhut ettiğinde,kemalatıyla ibadet etmekten kendini uzaklaştıramaz. Çünkü:1- bedenin taatı 2- nefsin boyun eğmesi 3- kalbin huzuru 4- ruhun şuhudu ile noksansız cem ederek bütün tavsilatın hukukuna riayet ederek kemalatıyla namaz kılmış olacaktır. Yoksa bu sayılan beden,nefis,kalp ve ruhun hakkını kişi fena fillah ve hakta bakilikle vermiş olacaktır. İşte o zaman laikiyle namaz kılmış olunur. Yoksa bunların hakkını vermediği için laikiyle namaz kılmış olmıyacaktır. ( Venhar) ise. Şuhudunda henüz kesrette zahir olmamış benlik devesini boğazlada, halkın fenalığı ve hakkın bakiliği zuhur etsin. Cehalet ve gayriyeti akıtmak, kişide irfaniyet ve kemalatı zuhur ettirecektir. Yoksa akıtmak yalnız kan akıtmaktan ibaret değildir. Kişinin gönlüne ilim ve irfaniyet akıtmakta denilebilir, gayriyet ve cehalette akıtmakta denilebilir.Ayet 3- inne şanieke hüvel ebter(sonu kesik olan sana buğz edendir.) yani tevhid ilmi görmemiş, hak ve hakikattan haberdar olmayanlar sana muhalif etmekten mütevellit, buğz ve düşmanlık yapanların bakilikleri olmiyacağı için, onların kendileri ebterdir. Yani nesilleri kesilenlerdir. Sen ise, mürşidi kamilden tevhid ilmini görmüş, kendi varlığını hakkın varlığında yok ederek hakkın bekası ile baki ve daimsin. Ebediyyen dünya durdukca hakiki zürriyetin olan ehli iman arasında zikir olunursun. Çünkü o buğz ediciler, hakikatta fani ve helaktırki;ne mevcut olur, nede zikir olunur. Gelin kardeşler mürşidi kamilden daima kevser şarabını içelim. Elde ettiğimiz şuhut ve kemalatla namaz kılıp,rabbımızla daima konuşup sevişelim.cehalet ve gayriyet bırakmamağa özen gösterip yaşamağa bakalım. Cenabı hak bu zevki bizlere ihsan eylesin S�i �O���akka vuslattır. İkincisi, haktan halka tenezzül edip kulluğa dönmektir. Bu her babayiğidin harcı değildir. Bu çok güçtür. Kulluğa döndüğünde iş kolaylaşır. Ayet 7-feiza ferağte fensab şimdi kulluktan hakka ve haktan kulluğa vuslat olan iki seyrini tamamlayınca ikisini birleştirerek tevhid yolunda daim ol. Cenabı hakkın vahdet ve kesret tecellilerini tevhid yaparak kişinin yaşama geçmesidir. Bu yaşam içersindede: Ayet 8- ve ila rabbike ferğab ( Rabbına daima rağbet et). Buyurulmaktadır. Zerreden kürreye kadar,bu kesret alemindeki tavsilatı Muhammediyede ki tecellileri zevk et.onunla daim ol. Evvela kulmu Allaha rağbet eder, yoksa Allahmı kuluna rağbet eder. Cenabı Allah hidayet etmeyince hiç bir kimse yüzünü rabbına döndüremez. şu halde evvela rabbımız bizlere rağbet edecek, bizde o zaman rabbımıza rağbet etmiş oluyoruz. Yalnız Allah alimdir bizler ise malumuz. Onun için Allah malumuyetimiz nisbetinde bizlere rağbet etmiş oluyor.Bizler rabbımıza nakısiyet içinde malum isek o zaman rabbımızda bize o kadar rağbet eder. Görüldüğü gibi inşirah suresi tevhid de meratibi ilahiyenin başından sonuna kadar bütün makamların bizlere tecellilerini anlatmaktadır. Tevhid yapıp rabbımızı tanımadan rağbet olmuyor. Yoksa yapılan taklidi oluyor.cenabı Allah cümle ümmeti muhammedi mürşidi kamil mazharından bıçaksız ve kansız göğüslerini yararak cehalet hastalığından kurtarsın. Zikirlerimizide pekleştirerek vahdet ve kesret kaf dağlarının zorluklarını kolaylaştırarak tevhid ovasında mutluluk ve saadet meyvalarını yemek nasip etsin

**************************************************************

MAİDE SOFRASI NEDİR

Maide sofra demektir. Yani teslimiyeti olanlara indirilen Kur-an ı Kerim in ilmi ledün diye bahsettiği manevi bir sofradır. Sır ilimlerini öğrenmek anlamına gelmektedir.

M : Muhammed

A : Allah

İ : İlim

D : Dünya (her an tecelli eden mazharlar)

E : Hakkın emirlerini ifade eder.

Hadis-i Kutsi Küntü kenzen mahfiyyen feahbebtü en unefe fe halektel halka li uref (Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murad ettim ve bu halkı halk eyledim ki bilineyim) buyurulmuştur. Zatından sıfatlarına, sıfatlarından esma alarak fiillerine zuhur edip asarlarıyla kendini ilan etmiştir.

Hz. İsa (A.S.)ın havarileri bu tecelli sırrını bilmediği için peygamberleri olan Hz. İsa (A.S.)a Maide suresi 112. Ey İsa senin Rabbin gökten bir sofra indirmeye kadir olur mu? dediler. Bizim Rabbimizden iste demediler. Çünkü onların Rabbi buna kadir olamazdı. Hz. İsa (A.S.) da eğer Allah a inanıyor ve müminler iseniz Allah benim dileğimi reddetmez dedi.

İşte bir salikte, zamanın İsa sı olan Mürşidi Kamilinden Ehadiyet sırlarının bu mukayyet varlıklara tecellilerinden istifade etmek istiyorsa, maide sofrasını istemelidir. Yalnız kamilinin resminden tecelli eden o Hakikat sırlarına inanmalı, sevgisinde, edebinde, teslimiyetinde zerre miktarı eksiklik olmamalı, tam inanmalıdır. İşte o zaman arzu edilen sofra iki bulut arasından yani kamilin iki dudağının arasından ilmi ledun olarak inmeye başlar. Yoksa inanç ve itikadında eksiklik olanlar bu sofradan yeterli faydalanamazlar.

Hz. İsa (A.S.) duayı yaptığında iki bulut arasından bir tepsi içinde örtülü vaziyette sofra indiriliyor. Hz. İsa (A.S.) besmele ile örtüyü kaldırıyor. Bakıyor ki tepsi içinde kızartılmış bir balık, başucunda tuz, balığın kuyruk tarafında sirke ayrıca 5 yufka ve her bir yufkanın üzerinde 1-Yağ 2-Bal 3-Zeytin 4-Piyaz 5-Pastırma var. Bütün buna inanıyoruz diyenleri buyur etti. Böylece 40 gün sofra, bir gün indi, bir gün inmedi. 40 günün sonunda da Hz . İsa (A.S.)a vahiy geldi. Vahiyde Allah, Bu sofradan fakirler yiyecek zenginler yemiyecek demekteydi. Bu emri duyan zenginler isyan ettiler. Bu açık bir sihirdir demelerinden Allah da onları helak etti.

İşte bu sofra inanan ihvan karedeşlerimize her zaman inip durmaktadır. Bu sofra kâmilin iki dudağı arasından indirilen ilmi ledün dediğimiz Tevhid ilmidir. Kızartılmış olan balık senin Hakk a dönmüş olan sevgi ve aşkındır. Çiğ olmuş olsa idi balık yenmezdi. Balığın başındaki tuz iştahı geliştiren kamilin sana telkin ettiği daimi zikirdir. Balığın kuyruk tarafındaki sirke de Tevhidi idrak ettikten sonraki zevkidir. Bu Tevhid sofrasında Meratib-i İlahiye tahsilinde Adem de ve alemde Hakkın tecellisi olan efal, sıfat ve Zatın idrakından sonra kendimin diye bildiği bu varlıkların Hakkın olduğunu müşahede edince manevi varlık tam olarak zuhur etmiş olur. Salik 5 zahir 5 batın 10 duygusu ile dördüncü mertebe olan Vahdaniyet mertebesine kadar ikilikten ari olamayacağı için 40 gün fakir de zengin de bu sofradan yer. Fakat Vahdaniyet mertebesinde Mürşidin telkinatı gereği, bu suretten sirete geçildiği için kesafette olanların, letafetteki tecellileri müşahede etmeleri mümkün değildir. Kendi kuyularından sularını çıkaramadıkları için zevk edemezler.

Onun için 40 gün sonra Hz. İsa (A.S.) a zenginler yemeyecek fakirler yiyecek emri, hal ve idrak lisaniyle tecelli etmiş olur. Zenginler dediğimiz kendi varlığından geçemeyenler, diğer kardeşlerimiz bu zevklere sahip oldular da biz neden olamadık, diye asi olurlar. İnkara kalkıp lsyan ederlerse Allah da onları bu Tevhid yolundan uzaklaştırmak suretiyle helak eder. Allah bizleri onlardan eylemesin. Amin.

İşte fakirleşmiş olanlar da Mürşidinin himmetiyle gönül semasından sıfatlar arzına yağ şifresiyle bildirilen Efal, sıfat ve Zat zevki, bal olan tatlılık Cemalullah seyri, zeytin olan fark denilen tahkiki Şeriat zevki, piyaz denilen de Celal ve Cemal tecellilerinin iç içe kemalat ve Tevhid zevki ve pastırma da kokması, bozulması olmayan Ahadiyet sır zevkinin zuhur etmesinden ibaret olsa gerektir.

Bir salik kendi varlıklarından ihtiyari olarak geçip vücudunda Hakk ı tecelli ettirip edep ve güzel ahlakla ahlaklanırsa imanı taklitten imanı tahkike geçmiş olur. Şeriat idrakı de, taklitten mutmain olmuş olan tahkiki şeriata geçmiş olur. Şeriat ikidir:

1- Şeriatı evvel (Taklit şeriat)

2- Şeriat saniye (Hakiki şeriat)

Bizler de bu manevi sofradan istifade etmek istiyorsak bu nefis deryası olan unsuriyet idrakından geçip, Ruh deryası olan Ruhullah ı müşahede etmemiz gerekmektedir.

****************************************************************

NAS SURESİ :

Ayet 1- kul euzü birabbin nasi ( Deki,nasın rabbına sığınırım.) nas ne demektir. Nas içersinde her türlü inanç ve mertebede bulunan insan toplumları demektir. Bunların rabbı kimdir. Bunların terbiye edici ve öğreticisi, zanlarındaki ve hayallerindeki bir Rabtır. işte öyle, zanlarında ki yarattıkları bir Rabtan ,bizzat kemal sıfatlardan kendini ilan eden alemlerin Rabbına sığınırım. Ayet 2- Melikin nasi( nasın melikine sığınırım .) yani melik idare eden hükümdar demektir. Nasın meliki ise,herkezin işini,ve kazancını bilen ve idare eden kendisidir.halbuki cenabı Allah onların güç ve kuvvetlerinin olmadığını,yalnız güç ve kuvvet sahibinin kendisi olduğunu söylüyor.

Onların mazharlarından, onlarıda idare edenin kendisi olduğunu söyliyor. ( limenil mülkü yevm lillahi vahidül kahhar) bu mülk vahidül kahhar olan Allahındır. Beyanı ile malik Allahtır. Ayet.3- İlahinnas Nasın ilahına sığınırım. Nasın ilahı, kendilerine nisbet ettikleri efal,sıfat,ve vücut idi. Bu üç tecelliyi kendi vücut ülkelerinde kendilerine nisbiyetle onlarında onların ilahları,fail,mevsuf,ve vücutları kendileri olduğu için şirkleri oldu. İşte bir kişi, failin,mefsufun ve mevcudun cenabı hak olduğunu idrak edince ,nisbiyetlerinin fani,hakiki ilahın ise cenabı hak olduğu meydana çıkmış olacaktır. Ayet.4-5- Min şerril vesvasil hannasi (vesvese veren şeytanın şerrinden sığınırım ) şeytan kişilere gaflet halinde vesvese verir. Gafletten uyanıp,Allahı zikir edince,şeytan kişiden uzaklaşır. Onun için kişileri gafletten kurtaran tek ilaç zikirdir. Kimki gaflete giriyorsa şeytan hemen ona vesvese verir. Fenafillah olunca vücut kalmaz. Dolayısıylada vesvesede yok olur. Fenadan sonra,hak teala hz.leri mabut olunca ,abtin zuhuru ile şeytan zahir olur. Kişilerin kalbine hortumunu uzatarak onları vehim ve vesvese gibi hallerle hakkın tecellilerini görmeğe engel olurlar. Ayet.6-Minel cinneti vennasi vesvese veren şeytan iki nevidir.1-cinler gibi,latif olan vehim ve hayal gibi görünmeyen haller,2- mudil esmasına mazhar olan emmare nefisli insanlardan his ile görülen hallerdir. Bu iki sınıf vesvese verenlerden,alemlerin rabbına sığınmak lazımdır. Buda meratibi ilahiyeyi tahsil etmek ve yaşamakla mümkündür. Yoksa nasın rabbı,nasın meliki, nasın ilahından kurtulamadığımız için şeytanın her an vesvesesindende kurtulamayız. Dolayısıylada gaflet içinde kalan sapıklardan oluruz. Cenabı Allah bütün ihvanları kurtuluşa erenlerden etsin .amin.

ilmidi���z�O���ş olan balık senin Hakk a dönmüş olan sevgi ve aşkındır. Çiğ olmuş olsa idi balık yenmezdi. Balığın başındaki tuz iştahı geliştiren kamilin sana telkin ettiği daimi zikirdir. Balığın kuyruk tarafındaki sirke de Tevhidi idrak ettikten sonraki zevkidir. Bu Tevhid sofrasında Meratib-i İlahiye tahsilinde Adem de ve alemde Hakkın tecellisi olan efal, sıfat ve Zatın idrakından sonra kendimin diye bildiği bu varlıkların Hakkın olduğunu müşahede edince manevi varlık tam olarak zuhur etmiş olur. Salik 5 zahir 5 batın 10 duygusu ile dördüncü mertebe olan Vahdaniyet mertebesine kadar ikilikten ari olamayacağı için 40 gün fakir de zengin de bu sofradan yer. Fakat Vahdaniyet mertebesinde Mürşidin telkinatı gereği, bu suretten sirete geçildiği için kesafette olanların, letafetteki tecellileri müşahede etmeleri mümkün değildir. Kendi kuyularından sularını çıkaramadıkları için zevk edemezler.

Onun için 40 gün sonra Hz. İsa (A.S.) a zenginler yemeyecek fakirler yiyecek emri, hal ve idrak lisaniyle tecelli etmiş olur. Zenginler dediğimiz kendi varlığından geçemeyenler, diğer kardeşlerimiz bu zevklere sahip oldular da biz neden olamadık, diye asi olurlar. İnkara kalkıp lsyan ederlerse Allah da onları bu Tevhid yolundan uzaklaştırmak suretiyle helak eder. Allah bizleri onlardan eylemesin. Amin.

İşte fakirleşmiş olanlar da Mürşidinin himmetiyle gönül semasından sıfatlar arzına yağ şifresiyle bildirilen Efal, sıfat ve Zat zevki, bal olan tatlılık Cemalullah seyri, zeytin olan fark denilen tahkiki Şeriat zevki, piyaz denilen de Celal ve Cemal tecellilerinin iç içe kemalat ve Tevhid zevki ve pastırma da kokması, bozulması olmayan Ahadiyet sır zevkinin zuhur etmesinden ibaret olsa gerektir.

Bir salik kendi varlıklarından ihtiyari olarak geçip vücudunda Hakk ı tecelli ettirip edep ve güzel ahlakla ahlaklanırsa imanı taklitten imanı tahkike geçmiş olur. Şeriat idrakı de, taklitten mutmain olmuş olan tahkiki şeriata geçmiş olur. Şeriat ikidir:

1- Şeriatı evvel (Taklit şeriat)

2- Şeriat saniye (Hakiki şeriat)

Bizler de bu manevi sofradan istifade etmek istiyorsak bu nefis deryası olan unsuriyet idrakından geçip, Ruh deryası olan Ruhullah ı müşahede etmemiz gerekmektedir.

************************************************************

TİN SURESİ

Allah u Teala incire ve zeytine yemin ediyor. Neden bir çok meyva var iken yalnız bu iki meyvaya yemin etmektedir. Çünkü zahirinde incirin her tarafı yenir. Yenmeyen hiçbir tarafı yoktur.Bu da Cenabı Hakkın zatı olan hakikatını remzetmektedir. Zeytinin ise dışı yenip çekirdeği yenmez. İştahı açıcılığı nedeniyle o da şeriatı remzetmektedir.

İşte hakikat ve şeriata yemin edilmektedir. Allahın hüvviyet ve enniyetine yemin edilmektedir. Enfusumuzda ise zat ve sıfat olan külliyet ve cüzziyetimize yemin edilmektedir. Ayrıca turu sinaya ve emin beldeye de yemin edilmektedir. Turu sina Musa A.S.ın Allah la konuştuğu yerdir. Her bir salik de kendi gönül turu sinasında Rabbi ile konuşabilir. Emin belde de zahirde her ne kadar Mekke şehrindeki Kabe denmekte ise de 1978 senesinde İran lı anarşistlerin Kabe ye girerek çok hacılarımızı katlettiklerini ve Kabeyi de harab ettiklerini gördük. Böylece oranın emin belde olmadığı anlaşılmış oldu. Şu halde emin belde insanın kalbidir. Oraya müsaadesiz hiçbir yabancı giremez.

İşte kişinin gönül turu sinası olan dimağı ile gönlündeki idraka ,gönlündeki yücelik tecellilerine mazhar olması nedeniyle yemin ediliyor. Sonra insanı en güzel biçimde yarattık buyuruluyor. Zira insan zahirde de cemadattan, nebadattan, ve hayvanattan üstün bir yaratıkdır. Çünkü Cenab-ı Allah bu üç sınıfı da insanın emrine vermiştir. Bu insana verilen akıl ve ilim gibi yüce nimetler diğer varlıklara verilmemiştir. Onun için en büyük mahlukatlar olan fil ve timsahlar bile insanın emrindedir. Allah insanı kendi sureti üzere halketti. H.Ş. Yani Cenab-ı Allah Hüvviyet ve enniyetini kemalatıyla insan denen o yüce varlıkta sıfatlarıyla zuhura geldi. Burada Allah ın sureti sıfatları demektir. Hayat, ilim, irade, kudret, kelam, duymak, görmek, ve tekvin sıfatları kemalatıyla insanda zuhur etti.

Onun için Allah hakikata şeriata ve hakikat ve şeriat yaşamı ile ortaya çıkan her türlü yücelik ve güzelliklere yemin ederek insanı en güzel biçimde yarattım diyor. Çünkü sayılan bu yücelikler yalnız insan dediğimiz İnsanı kamil lerde mevcuttur. Sonra onu aşağıların aşağısına gönderdik denilmektedir. Yani dünya diye bildiğimiz bu kötülükler ve zıtlıklar alemine gönderildik denmektedir. Burada bir soru gelmektedir. Madem insan en üstün biçimde yaratıldı.Ne için aşağıların aşağısı olan bu dünya zındanına gönderilmiştir? Dünya ne demektir? Dünya Allah tan uzaklaştıran her şeydir. Gaflet dünyadır. Yoksa üzerinde yaşadığımız bu alem dünya değildir. Onun için bu ayeti iki şekilde zevk etmek mümkündür. 1-En üstün bir biçimde yaratılan İnsanı kamilliğini bulanlar dünya bataklığındaki insanları kurtarmak için onların içine gönderilip onları o dünya bataklığından kurtarma görevi almalarıdır. 2-Surette insan, siyrette henüz insanlığını bulamamış olanların dünya bataklığına gönderilmelerindeki sebep:

Beka mülkünden eyledim teşrif

Bu darı fenaya imtihan için

Gece gündüz niyazım odur ki

Cemali pakini anlamak için diyen bir aşıkın ifadesinde olduğu gibi imtihan için gönderildiğimiz anlaşılmaktadır.

Bir İnsan-ı Kamil in eteğinden tutarak bu dünya bataklığından kurtulmak mümkündür. Zira ayetin devamında da söylendiği gibi salih amel işleyebilmek için ancak İnsan-ı Kamil e tabi olmakla mümkündür. Şu halde esfeli safilin olan bu dünya bataklığından tek kurtuluş formülü en üstün biçimde yaratılan o İnsan-ı Kamillere tabi olarak salih amel işleyip ihlasa ermektir. İşte o zaman onlar için tükenmez mükafatlar vardır.

Mürşid-i Kamil den tevhid tahsili yapmadan, şirklerden kurtulup ihlasa ermek mümkün değildir. Yoksa bu aleme hayvan gelip hayvan giden kimseler gibi azabtan kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Onun için bu kimseler Ademde ve alemde Allah ın nur tecellileri olan zatından sıfatlarına, sıfatlarından da esma alarak fiilleriyle açığa çıkan asarını görmemekten inkar edişleri onların cehennemleri olmaktadır. Bazı kimselere bu meşiyeti ilahiye tecellilerini göstermekle mutlu kılmakta, bazı kimselere de esfelde salih amel işlemek için İnsan-ı Kamil e gitmeyip meşiyeti ilahiye tecellilerini hicaplarından mütevellit görememekten mutsuz kılan Allah hakimler hakimi değil midir? demekle meydan okumaktadır. Allah bu tecellileri cümlemize görmek nasip etsin.

****************************************************************

VEL ASR SURESİ

Cenabı Allah asra yemin ederek insanın hüsranda olduğunu bildiriyor. Asr ne demektir. 100 yıla bir asr denir. Resulullah Efendimiz bir hadislerinde de Dehre küfretmeyiniz. Çünkü Dehr Allahtır Buyurmuşlardır. Dehr zaman demektir. Zaman ise Allahtır. Bu nasıl olur. İşte senelerde aylar, aylarda günler, günlerde saatler, saatlerde dakikalar, dakikalarda saniyeler, saniyelerde saliseler, saliselerde de an vardır. An ise zaman demektir. O da Allahtır. Bu saydığımız bütün tecellilerin efal ve sıfat zuhuratına mazhar olan Zat ise yüz yılda bir gelen müceddittir. Yani yenileyicidir. İşte ona iman edip bu Adem ve alemdeki Cenab-ı Hakkın tecellilerini göremiyenler zarardadırlar. Çünkü ayeti kerimede İnsanlar hüsrandadır. Yalnız iman edip salih amel işleyenler, Hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna buyurulmuştur. İşte bu 100 yılda bir gelen müceddit, zatiyun veliullah olması nedeniyle Allahın bu mukayyet olan alemde canlı bir Kur-an dır. Ancak ona inanmak ve ondan tevhid tahsili yapmakla kişi salih amel işlemiş olur. Salih amel ise ihlas, katkısız, saf, temiz amel demektir. O İnsan-ı Kamil e inanmıyanlar bunu elde edemezler. Çünkü Allah ın senelerden an a kadar sergilediği bütün efal, sıfat tecellilerini bir ağacın bütün yaprak, dal ve gövdesinin yekün sırlarını çekirdekte cem ettiği gibi bu efal ve sıfat tecellilerinin bütün kemalat sırlarını zatiyun veli olan o İnsan-ı Kamil de cem etmiştir.

İşte bu tecellilerden habersiz olanlar hep hüsrandadır. Yalnız ona iman edip kendi diye bildiği varlığın Hakkın varlığı olduğunu anladığında salih amellere kavuşmuş olacaktır. İşte bunlar müstesna olanlardır. Elbette ilmel yakınlıkları nedeniyle Hak ve hakikata vakıf olduklarından hem Hakkı tavsiye ederler, hem de sabrı tavsiye ederler. Çünkü onlar fenafillah oluncaya kadar gayriyetten kurtulup Hakkın tecellisinden başka tecelli göremiyecek hale gelmişlerdir. Hakkı tavsiye etmek budur. Bunlar sabrı da tavsiye ederler. Zira bu saliklerin bekabillah olduklarında Cenabı Hakk ın her an ayrı bir şanda tecellisine sabretmek ,çok ama çok zordur. Her babayiğidin harcı değildir. Onun için sabrı da tavsiye ederler. Sabır iki çeşittir.

1- Başkalarından gelen her türlü kötülüklere tahammül etmek,

2- Mülkünde Haktan gayri kalmayınca her an nereden ve nasıl bir tecelli ile karşılaşacağını bilmediğin için sabrederek gaflete düşmeme halidir.

Buda çok zordur. İşte yüz yılda bir gelen müceddit bu yenileyici İnsan-ı Kamil e inananlar ondan gördükleri Tevhid tahsili sonucu zaten sıfatlarından fiilleriyle tecelli edişini bilirler ve bu da sabit olan Haktır. Onun için vahdet deryasından tecellilerinin hepsinin Hakkın bir zuhuru olduğunu tavsiye ederler. Zira Hakka vuslat kolaydır. Fakat bekada Hak üzere kullukta sabretmek çok zordur. Bu sure üç ayetten ibarettir. Zira Allahın üç yüzü olan efal, sıfat, Zat yüzlerinin kemalatını sergilemekte, bunlara vakıf olanlar kurtulanlar, vakıf olmayanlar ise hüsranda kalanlardır buyurulmuştur.

1-Melamiyiz

2-İman

3-İslam ne demektir.

4-Kurani kerimdeki surelerin nuzul sırasına göre bizlere verdiği mesaj

5-Sevği ve Aşk

6-Halife ne demektir.

7-Allaha kul olmanın vasıfları.

8-Keramet nedir kaç türlüdür.

9-Vakit namazlarının hikmetleri ve sünnetlerinin sırları.

10-Kuranı kerimde üç türlü namaz vardır nasıl kılınır.

11-Ramazan bayramı ve bayram namazı.

12-Şevvel ayında tutulan 6 gün oruç nedir.

13-Cenazelerin yıkanması,kefenlenmesi,cenaze namazının kılınması ve gömülmesi neyi remzeder.

14-Fil suresi ve tevilatı

15-Kevser suresinin tevilatı

16-Rahman suresi

17-Nas suresi

18-İnşirah suresi sohbeti

19-Yasini şerifin taşidığı sır.

20-Meşiyeti ilahiye ne demektir.tecellisi nasıl olmaktadır.

21-Zülkarneyn a.s.kimdir.

22-Hakikata vuslat.

23-Her alemde ayrı vücud giyeriz.

24-Nevruz

25-Kabir ziyaretleri

26-Musa a.s. ve Hızır kıssası.

27-Zekeriya a.s.kıssası.

28-Resulullah efendimizin ahlakı.

29-Fark ve cem hakkında.

30-Çalgı ve aletleri.

31-Bakara suresinin hikmetleri.

32-Eyyup a.s.ın sabrı.

33-Peygamber ve evliyaların hasletleri.

34-Musa a.s.ve asa mucizesi.

35-Musa a.s.ın kavmini samirinin sapıtması.

36-Peygamberimiz hz. Muhammedi tanıyalım.

37-Mürşidi kamiller manevi doktorlardır.

38-Ashabı kehf kıssası.

39-Nuh a.s.ve nuhun gemisi.

40-İnsanların ebedi dirilişe daveti.

41-Melamiler namaz kılmaz derler,doğrumu.

42-Kaza ve kader.

43-Hicret.

44-Mürşidi kamiller saliklerden ne ister.

45-Vahdeti vücud Muhammedi olmaktır.

46-Davud a.s.ve Süleyman a.s.kıssaları.

47-Bekada ölüm varmıdır.

48-Cuma günü üç defa okunan ezanın manası nedir.

49-Dünya ve Ahireti istemek hakikatta haramdır.

50-H.z.Yunus a.s.kıssası.

51-Ramazan bayramı.

52-Adem ilk insan ve ilk peygamber olarak kime peygamberlik yaptı.

53-Ezanı Muhammediyenin açıklaması.

54-Bir salik abdesti nasıl almalıdır.

55-Musa a.s.ın kavmini mukaddes şehre daveti.

************************************************************

YASİN SURESİNİN TAŞIDIĞI SIR:

Yasını şerif kuranı kerimin kalbidir. Çünkü cenabı Allah : ya nida dır. Sin ise insanı kamildir. Ey insan diyerek hitabına başlayıp,Ya sin vel kuranil hakim ey insan sen hikmetle dolu bir kuransın. Diyerek onun altı sahife halinde izahını yapıyor. Bu altı sahife den ibaret olunan ikiz kuranın, insan olduğunu söyliyor. Çünkü Allah c.c. bu alemi altı günde yarattı. ayetinin manası, senin ve benim gibi surette insan ,siyrette hayvan olan bizlerin, 6 meratip tahsilinden sonra insan olarak yaratılabileceğimizi söyliyor. Dikkat edilecek olursa yasini şerifin birinci sahifesinde,cenabı hakkın bütün fiil ve işlerindeki muhtariyetinden, ve kimlere azab ve kimlere mükafatlar ihsan edeceğinden bahsediyor. Yasinin ikinci sahifesinde,sıfatların mefsufunun kendisi olması hasabiyle antakya ahalisine iki peygamber gönderdiğini onu üçüncu bir peygamberle takviye ettiğini,bu peygamberlere inanan,Habibi,neccar,gibilerini,mükafatlandırdığını,inanmayanların ise açıklı azapla helak olduklarını bildiriyor.bu peygamberleri birisi Tenzih peygamberi İsa a.s. birisi Teşbih peygamberi Musa a.s. biriside Tevhit peygamberi hz. Muhammed a.s. olsa gerektir. Üçünçü sahifede de vücudlarını kendilerine nisbet edip ,kendilerine gönderilen peygamber veya kamillere tabi olmayanların helak oluşunu tabi olan kavimlerinde vücudun vücudullah olmasi nedeniyle gönül arzlarında,bol,bol rahmetler yağdırarak nimetlere sahip olduklarını ,pınarlarından gözeler patlatarak hayat ihsan ettiğinden bahsetmektedir. Dördücü sahifede ,cenabı hakkın vahdaniyet deryasında, kabirlerinden kalktıklarında, inanmayanların çeşitli azaplarını,inananların ise cemalullaha mashar olduklarını,herkezin onun huzurunda toplanacağını bildirmekle,bizlere makamı cemi bildirmektedir. Beşinci sahifede,mutluluğa kavuşanların cenabı hakkın bir nidası olarak selam bahşedilmekte,zahir ve batın hakkın mevcudiyeti bizlere hz. cem mertebesi zevkiyle sunulmaktadır. Altıncı sahifede,evvel,ahir, zahir, batın idrakı ile kavseyin mertebesinden peygamber veya insanı kamil masharlarından ,kün fe yekün,ol demekle olduğunu söylemektedir. Çünkü peygamber veya insanı kamil resimlerinden her türlü emri veren sohbeti yapan cenabı haktır. İşte yasini şerif bizlere meratibi ilahiye mertebelerinde 6 makamda insani kamil tahsilinin olduğunu,bu zevke sahip olanların canlı bir kuran olduğunu söyliyor. Bu kişiler bu kainatın ana sutunlarıdır. Bu kişiler kuranın kalbi olan canlı yasindırler.Zira tabiatta bir çekirdek düşünün ,bu çekirdek içinde ağaçın bütün dal ve yaprakları mevcuttur. Fakat toprağa atılıp yetiştirilmedikten sonra, meydana gelmez. Aynen onun gibi, en üstün bir biçimde yarattım dediği insanı kamildede, bu 18 bin alem dediğimiz kainat ağacının bütün gövde dal ve yaprakları mevcuttur. Bunun zuhura gelmesi için Rahman olan Allah, 6 günde bu canlı kuranı yaratmıştır. Yani 6 meratibi ilahiye tahsilinde bunu göstermiş, ve zevk ettiğinde, insanliğini laikiyle bulmuş olacaktır. Yasıni şerifin taşıdığı mana ,insanda bu alemin kalbi durumunda oluşudur.çünkü Allah insanı kamili, bu alemin Ruhu kılmıştır. Zat,sıfat ve fiillerden ibaret bulunan cenabı hakkın varlığının bütün yüce vasıflarını nefsinde toplamış bir örnek olan ademin yaradılışı hakkında,şüphesiz Allah ademi kendi sureti üzerine halk etti buyurulmazdı.( Allahın sureti sıfatlarıdır). Dikkat edilecek olursa, yasının başındaki üç ayet bütün 6 sahifedeki tüm olayların çekirdeğini ifade etmektedir. Kuranın bütün surelerinin başındaki 1-2-3 ünçü ayetler o surenin tümünün özetini bizlere şifre olak vermektedir. Mesela:fatiha suresindeki birinci ayet, besmeleyi şerif.fatiha suresinin özetidir.cenabı hakkın ahadiyetinde gizli olan besmeleyi şerifin sırrı elhamdülüllahi rabbil alemin den, veladdaline kadar 6 ayette şerh edilmiştir. Bakara suresindeki,birinci ayet, elif,lam,mim ,ve diğer bütün surelerin başlarındaki müteşabih ayetler böyledir. Bir çekirdeğin yüceliğini şifre olarak, ortaya koyduktan sonra, o sırrın sahife,sahife izahına geçilmiş halidir. Dikkatle bu 6 sahife halinde yazılan yasini şerifin incelediğimizde, insanın 6 sahifede yazılan nefis kitabının olduğu anlaşılır. Buda insanı kamilden okunub tahsil etmekle mümkündür. Yoksa manasını bilmeden arabi harflerle okunan ve ezberlenen yasini ,ölülere okumak veya ölülerin arkasından 41 yasin diye tabir edilen kadınlarımızın toplanarak okudukları yasınlerin tevhidde hiçmi hiç yeri olmadığı görülmektedir. 70-80 sene manasını bilmeden okuduğumuz o yasinlere harcadığımız zamanları,onun manasını anlamak için bir bilenden öğrenmiş olsak ,milyonlarca kere fazla ecir elde etmiş oluruz. Malesef insanı kamillerimize yeterli inanamadiğimiz için her nedense bir türlü eski alişkanlıklarımızı bırakmak istemiyoruz. Bu halimizde bizleri bir adım ileriye götürmiyor. Yasın okumaktan gaye, bir insanı kamil olan Mürşide gidip, 6 sahife halinde bizlere nefis kitabımızı okutan ve öğreten, 6 makamda zuhuratını gösteren, meratibi ilahiyeyi tahsil etmekten ibarettir. Peki kadınlar arasında ne için 41 yasin okunmakta dır. Elbette bu sözde tevhid ehlinin söylediği bir söz olabilir. Fakat toplum bu sözü 41 adet yasin okunması olarak yanlış anlamış ve öyle uygulamaktadır. Tevhidde, 40 demek, 10 duygu ile ( 5 zahir ve 5 batın) dördüncü tevhid mertebesine,kendi mazharında, bir olan Allahın vahdet zevkine sahip olan sin sahibi olur demektir. Ayrıca 41 yasin okunma tabirinin birkaç zevki manasınıda verelim. İnsanda 4 anasırı unsuriye vardır. Bunun sırrını zahir ve batın beş duygumuzla, gönlümüzde dördün birliği ile zevk edebilirsek, buda 41 yasin okuma olur. Ayrıca ,kalp sahipleri ;evvel,ahir,zahir,batın tecellilerine vakıftırlar.bunlarında ,zahir ve batın duyguları ile bir olan cenabı hakkı zevk etmeleri 41 yasin okumaları olur. Manevi vücut .hafi,ruh,nefis,kalp ve sırdır. Sır olan cenabı hakkın ahadiyetinden zuhur eden tecellileri evvela kalbe,sonra nefse,sonra ruha, sonra hafiye zuhur ettiğini zevk edenin o olduğunu bilenlerde 41 yasini okumuş olurlar. Yoksa 41 adet okunacak demek değildir. Ölülere okunmasıda yanlıştır. Senin bu vücut kabirindeki olan ruhunun biraz evvel izah ettiğimiz şekilde, faydalanması ve azab görmemesi için okunması emredilmektedir. Yoksa toprak altındaki ölüye değil. Ey kardeşim, sen hak ve hakikattan ölü olan yiyen, içen, gezen ,surette canlı siyrette ölüsün. İşte sana fayda sağlamak için yasın şerifin anlamını bilerek oku. O zaman sana sonsuz faydalar sağlıyacaktır. Yoksa manasını bilmeden okuduğun yasin taklitten ibarettir. Görmüyormusun yasin 83 ayetten ibarettir. Biraz ibretle bakarsak:muhiddini arabi hz.lerinin : yasin 83 ayettir. Oda sekiz sıfatı subutiye ile, Allahın mukayyet olan ademde, üç tecellisinin idrakından ibarettir.buyurmuşlardır. bizlerde taklitten vaz geçerek aslını öğrenmeye başlamalıyız. Taklit bize fayda vermez. Cenabı Allah bütün kardeşlerime manasını bilerek ve yaşayarak canlı birer yasin olduğumuzu idrak ettirsin.

 

NOT : Bu döküman alıntıdır.Hazırlayan Kardeşlere teşekkür ederim.


MÜRŞİD (Rehber – Kılavuz – Yol gösterici )

MÜRŞİD KONUSUNU OKUMADAN EVVEL ŞU KÜÇÜK ve ÇOK ÖNEMLİ NOTU BİLDİRMEK İSTEDİM..İSLAM DİNİ TABİLERİ ve DİĞER DİNLER  MÜRŞİD DENİLİNCE  RUHBAN VE DİN ADAMLIĞI ANLAYARAK MÜRŞİD-DE BU KİSVEYE YAKIŞIR SURET YANİ SAÇ-SAKAL VE KIYAFET  ARAMAKTADIRLAR.BU BEKLENTİ ONLARI HİÇ BİR ZAMAN HAKİKİ MÜRŞİDE ULAŞTIRMAMAKTADIR..BİR KISIM İSLAM DİNİ TABİLERİDE ELLERİNDEKİ KİTAP OLAN KUR-AN-I  KERİMİN MÜRŞİD OLDUĞUNU KİTABİN BAŞINDAKİ BAKARA SURESİNİ İLK AYETLERİ OLAN ( Bu kitap muttakiler için rehber bir kitaptır )AYETİNE MUHATTAP KILARAK KENDİSİNE MÜRŞİD İLE ARASINDA BİR PERDE OLUŞTURMAKTADIR.FAKAT KALBİNİ HAKKA AÇMAYA KARARLI GÖNÜLLER BU TAKINTILARDAN ETKİLENMEDEN ASIL MÜRŞİDİN DIŞ GÖRÜNÜŞÜNÜ DEĞİL KELAMINA BAKARAK BİLMEKTEDİRLER.İŞTE BİR KİŞİ HAKKA DOĞRU İLERLERKEN DAHA YOLUN BAŞINDA BİR SINAVLA YA O KAPIDAN GİRMEKTE YADA GİREMEMEKTEDİRLER.

**********************************************************

MÜRŞİDİ KAMİL KİMDİR?

Mürşidi kamil, irşad eden, doğru yolu gösteren, terbiye eden, gafletten insanları kurtaran, peygamber varisi olan, El ulemayı veresetül enbiya (H.Ş.) Elif, Lâm, Mim sıralarını kendinde toplayan canlı bir kitaptır. Allahu Teâla ilmi ezeliyette onları seçmiştir.

Onlar her insan gibi devrin yarısını bu Aleme gelinceye kadar tamamlamış, Cemadat, Nebadat, Hayvanat ve İnsanata kadar gelerek Baba sülbü, Anne sülbü ve tabiat alemlerini takip ederek; Tin suresi 5. ayetinde tarif edilen Sümme reddetna hu esfeli safilin aşağıların en aşağısına, insanı asliyesini bulmak isteyenler için gönderilmiştir.

Nefis Aleminden tekrar yolculuğa çıkarak bir Mürşid-i Kâmilin eteğini tutup, Tin Suresi 6.İllellezine amenü ve amilüssalihin..bu insanlar,nefsi emmarelerinin tahakkümu olan nisbiyet ve şirklerinden kurtularak insanı asliyesini öğrenip, Ruhullah olacaktır. Kendi varlıklarını Hakkın varlığında itiyari olarak yok edip,cenabı Hakkın kemalatıyla tecellilerini kendi varlıklarında zuhura getirmişlerdir.

İşte ilmi ezeliyette ona Mevlâ tarafından lütfedilen irşad göreviyle toplumun içine inerek, onları Nefis Aleminden Ruh Alemine veya kesafetten letafete vuslat için irşad ve çeşitli terbiye metodlarıyla, kendisi nasıl daha evvel İnsan-ı Kâmilinden irşad olduysa, aynen öyle irşad edecektir. Çünkü Nahl Suresi 78. ayetinde Siz hiçbir şey bilmezken Allah sizi Analarınızın karnından çıkardı ve size kulaklar, gözler, kalpler verdi ki şükredesiniz buyrulmuştur. İşte bizler daha evvel hiçbir şey bilmezken, manevi Anamız olan Mürşid-i Kâmilimiz butunundan bizleri irfaniyet ve kemalatıyla çıkarıp; kulaklarımızla Hak ve Hakikatı duyan, gözlerimizle Hak ve Hakikatı gören, kalplerimizle de cehalet zincirlerini kırarak tefekkür eden bir hale dönüştürdü.

Bizlerin istidadlarında bu kemalat olmamış olsaydı, bizler ne Mürşid-i Kâmili bulabilir ne de Nefis Aleminden Ruh Alemine vuslat bulabilirdik. Buna ne kadar şükretsek azdır.

Mürşid-i Kamilin üç belirtisi vardır:

1- Onun yüzüne baktığınız zaman onlar Allah;ı hatırlatıcıdır.

2- Sohbete iken,ve hallerinde mıknatıs gibi kişileri çekicilikleri vardır.

3- Sohbet ettiklerinde, dinleyenlerde, anlatsa da biraz daha dinlesek diye sohbetinden hoşlanma ve her türlü üzüntü ve kederinin izale olması hali görünür. Soru sorulduğunda mutmain edici cevaplar alınır. Mütevazi, ve alçak gönüllü tavırları ile salıklere, Cebrail in Meryem validemize Hz. İsa A.S. müjdelemeye geldiği gibi yaklaşmayı düstur edinmiş kişilerdir.kuranı kerim ahkamı ve sünneti seniyeden katiyen ayrılmazlar.

Onlar saliklerini kendilerine bağlamazlar, Rabıta yaptırmazlar. Hakka bağlar, Allaha Rabıta yaptırırlar. Kendilerindeki Rabbil haslarıyla, Rabbil Alemin;in zikrini, fikrini, müşahade ve yaşamını öğretirler. Böylece dünyada Ahiretin mutluluğunu ve Cennetini yaşarlar. İnsan benim sırrım ben de onun sırrıyım Hadis-i Kutsi onları tarif eder. Cenabı Allah Mürşidi kamil resminde tecelli etmektedir. Herkese bunu görmek nasip olmadığı için, bazıları onun resmini görür,maalesef siyretini göremez. O resimden Hakkı ancaksın Allahın nasip ettikleri görebilir

**************************************************************

MÜRŞİDİ KAMİLLER SALİKLERDEN NE İSTERLER :

Bir ayeti kerimede ya Muhammed sana tabi olanlar.bana.tabi.olmuşlardır buyurulmaktadır.mürşidi kamile tabi olmak Allaha tabi olmak olduğu için,ona karşı sevği ve teslimiyetimiz eksikse,vuslat bulmamız mümkün değildir. çok kişiler onun esma ve sıfatını gördüğü için onu sıradan bir kişi olarak kabul edip, laikiyle ondan tecelli eden rabbına vakıf olamıyor. Cenabı hak her kimin nasıl bir istidada sahip ise,o mazharı o yerde kullanmaktadır. Çünkü Allah alim bizler malumuz.Allaha,malumiyetimiz,nisbetinde,kimilerini. irşad.etme.yerinde kullanmakta,kimilerinide irşad olmak için kullanmaktadır.yoksa hiç bir varlığın kendine ait güç ve kuvveti yoktur. Şu halde,mürşid olarak karşımıza cenabı hakkın çıkardığı irşadla görevli mübareklerin,şekline ve resmine değil,o mazhardan tecelli eden kemalat hakkın kemalatı olduğu için,ona karşı sevgi ve teslimiyetimizi tam yapmalıyız. Sevgi ve teslimiyetimizi tam yapamıyorsak,orada boşuna zaman kaybediyoruz demektir. Zira bir adım ileriye vuslat mümkün olmıyacaktır. Onun sohbetlerinde,doğru söylendiği halde yanlış algılama olacağından,her şeyi kendi terazisiyle tartıp sonuca varmak isteyecektir. Zira sevgi ve teslimiyet az olunca,dinleme ve uygulamada az olacaktır. Bir kişi ebubekir gibi tam teslimiyet gösterirse, onun vuslatı da tam olacaktır. Bu mevzuyu ben böyle biliyordum,o ise şöyle anlattı,fakat elbette bir hikmeti vardır diyerek hep iyi yönü ile kabullenme yapacak,o mevzuda itminan olasıya kadar araştıracaktır. Zaten salikten kamiller,sevgi ve teslimiyetten başka hiç bir şey istemezler. Çok evliyalar,teneşirdeki cenaze gibi olmağı öğütlemişlerdir. Bazı ihvanatta,bu iki maddeyi uygulama hali göremediğimiz gibi,birde hilafet sırrına sahip olan irşad görevi ile görevli olan mübareklere günümüzde dil uzatılmakta ve gıybet yapılmaktadır. Bilmiyorlarki, peygamber ve varislerde,cenabı Allah kemalat sıfatı ile zuhur ettiği için onlara dil uzatanın dünya ve ahirette perişan olacakları muhakkaktır. Onlara dil uzatmak Allaha dil uzatmaktır. Bizler zannımızdaki ve hayalimizdeki bir Rabba değil, bizzat her hangi bir mazhardan tecellisini gösteren rabbil alemine,sevgi ve teslimiyetimizde eksiklik göstermeyelim. Bu yolda her şeyi bilmek aranmaz. Zaten her şeyide bilmemiz mümkün değildir. Kalp ve gönlümüzün temizlenip,patışahın gönül sarayına musafirliği aranır.bir aşık şöyle diyor.sür çıkar gayriyi gönülden ta tecelli ede hak. Patışah konmaz saraya hane mamur olmadan. Sevgimiz nisbetinde zamanla sevildiğimizi elbette göreceğiz. Sevgi ve teslimiyet,kişilere,olmadığı,gibi,zandaki,

hayaldeki bir Rabbada değildir. Çünkü cenabı hak,ne bu dünyada,nede ahirette hiç bir mazharsız insanları ne irşad eder,nede terbiye eder. Elbette görevli olan.mazharlardan,bizzat.irşadınıda,terbiyesinide kendisi yapmaktadır. Fakat o mazharlara katiyyen Allah denilmez. Allah bir mazharla kayıtlanamaz. O kayıttan münezzehtir. Bunu çok iyi bilmemiz lazımdır. Yoksa sapıtanlardan oluruz. Cenabı hak cümlemize doğru yolu buldursun.

****************************************************************

MÜRŞİDİ KAMİLLER MANEVİ DOKTORLARDIR. :

İsmail hakkı bursevi 10 ciltlik kuranı kerim tefsirinde;Rahim esmasının manasını verirken, Rahim kulların her isteğini verendir. Kullar bu isteklerini istemezlerse, Allah onlara buğuz eder. Buyurmuşlardır. Peki bu isteğimizi, zandaki bir Allahtanmı isteyeceğiz. Yoksa toplumlar içinden cenabı hakkın, bizzat seçtiği ve mürşidi kamil olarak isim verdiği mazharlar vasıtasıyla, cenabı haktanmı isteyeceğiz. Elbette onların kendi varlıkları kalmayıp insanı kamil resminden dualara icabet eden, her isteyenin isteğini kabul edendir. Salikler mürşidi kamillerinden kendileri için gerekli her şeyi istemelidirler.kamillerde, hastalığınıza Allah şifa versin. Allah işinizi kısa zamanda ihsan etsin. Allah manevi vuslatınızı kısa zamanda göstersin Allah zihin açıklığı versin gibi dualar yaparlar. Cenabı Allahta bu yapılan duaları kabul eder. Zira o kamil resminden duayı kabul eden cenabı haktır. Bu alemde mürşidi kamilleri vasıta kılarak her türlü hastaların şifasını veren, dertlere deva olan cenabı haktır. Onlar manevi doktordurlar. Doktorlukta iki türlüdür. 1- zahir doktorlar. Zahir bedenle ilgili dertlere deva vasıtasıdırlar. 2-manevi doktorlarda, manevi hastalıkların şifası için vasıtadırlar. Mürşidi kamiller, insanların yalnız ilim ve irfaniyetlerini geliştirmezler. Edepte eksiklik, ahlakta eksiklik, itikattaki bozukluk,ameldeki eksiklikler,bütün mahlükatla olan mamele halleri gibi, bir çok yönlerin kemalatı için görevleri vardır. İnsanlar bu saydığımız ilimde, edepte,ahlakta,itikatta,amelde,mamele ve yaşamdaki eksiklikleri olmamiş olsa idi, ne için bizler mürşidi kamile gidelim. Onların Allah tarafından görevleri, insanların bu manevi hastalıklarını tedavi etmektir. Tedavi eden doktorun hastasını tedavi ettiği nisbette yüceliği bilinir. Onun için rahim esmasının gereği olarak, insanı kamillerden her şeyi istemek, cenabı haktan istemek olacağından, istemeliyiz.yalnız yatırlardan, ve ölü olan kabirlerden değil. Çünkü,cenabı hak her yerde tam, ölü kabirlerde yalnız cemadatı ruhu ile olup na tamamdır.doğru yerden ve görevli olan bu mazharlardan isteyimizi cenabı haktan istersek,bizler için hayırlı olan her şeyi cenabı hak inşaallah bizlere ihsan edecektir. İstemediğimiz taktirde de, kamillerin mazharından istekleri kabul edenin cenabı hak olduğunu bilememe cehaletinden de bizlere buğuz edecektir. Zaten o mübarekleri bizlere,bir lütfü ilahi olarak onlardan istesinler diye cenabı hak görevlendirmiştir. Muhammede tabi olmak,Allah tabi olmaktır. Muhammedi tanımamak Allahı tanımamaktır. Muhammede buğuz etmek Allaha buğuz etmektir. Halimizi Allaha şikayet etmek, şikayet değildir. Her türlü müşküllerimizi insanı kamil mazharından cenabı hakka arz edelim. Onların hayır ve dualarını almağa bakalım. Onların sözü hakkın sözü olduğunu unutmayalım

 

NOT : Bu döküman alıntıdır.Hazırlayan Kardeşlere teşekkür ederim.


İNSAN ve TEVHİD

İNSANLARIN YARATILMA GAYESİ NEDİR?

İnsanlar bu Aleme bir gaye için gönderilmişlerdir. Aşıkın biri:

Beka mülkünden eyledim teşrif,

Bu darı fenaya imtihan için.

Gece gündüz muradım budur,

Cemali pâkini anlamak için buyurmuştur.demekki bu aleme imtihan için gelmişiz.

Ayrıca Zariyat Suresi 56. Vema halaktül Cinne vel inse illâ liya büdün (Ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım) buyurulmuştur. Burada cinlerin evvela zikredilmesi onların gerçekte insten evvel yaratılmış olmalarıdır. Sahabeler Resulullah (S.A.V.) Efendimize ibadet nedir? diye sorduklarında ;ibadet Allah ı Tevhid etmek ve bilmektir. buyurmuşlardır. Demek ki ibadet herkesin bildiği gibi oruç tutmak, namaz kılmak ve Kur-an okumak gibi bilinçsiz ameli ibadetler değildir. Allah ın bu Alemdeki Efal, sıfat ve Zat tecellilerini yalnız ilmi olarak bilmek de değildir. Allah ı Tevhid edip bilmek için ibadetin 5 madde halinde zuhurunu zevk etmek gerekmektedir.

1-Ademde ve Alemde Allah tan başka hiçbir varlığın olmadığı Efali ilahiye, sıfatı ilahiye Zatı ilahiye Tevhidi ile bilmektir.

2- Emir ve yasaklar olan Şeriatı Ahkamiyeyi bilmek ve uygulamaktır. Bu da iki bölümde mütala edilir: a) Amel bölümü b) Muamelet bölümüdür. Ameli bölümde her türlü zahir ibadet ve taatlarımız mevcuttur.

Tevhid ehli, Mürşide gelmeden evvel bu Tevhid akideleri ona vacip değilken, zorlamadan kendi istek ve arzusuyla Mürşide gelip ben kendi insanı asliyemi öğrenmek istiyorum diyerek vacipleştirmiş oldu. Zira Fetih Suresi 10. ayetindeki Gerçekten sana biat edenler bana biat etmişlerdir. biatlar Mürşidin şahsına değil onun mazharından Rabbil Alemin edir. Onun için abdestsiz yere basmaması, yalan söylememesi, 5 vakit Namazını kılması, Ramazanda bir ay oruç tutması, eksiklik aramaması elinden geldiği nispette ümmeti Muhammed e faydalı olmaya çalışması hasılı Allah ın emrettiklerini yapması yasak ettiklerinden kaçmayı kendisine vacipleştirmiş oldu. Bir salikin bunlara uyması gerekli iken, Tevhidi kendisine uydurmak istemesi, Trenin raylarından çıkarak vagonların menzile gidememesine sebep olur. Muamelet bölümünde de günlük yaşantısında ailesine, çoluk çocuğuna, komşu ve insanların tümüne muamelesi emir ve yasaklar doğrultusunda olmalı, ticaret ve her türlü işlerinde herkese aynı muamelede bulunmalı, kimisine pahalı, kimisine ucuz mal satmamalıdır. Çünkü sendeki varlık Hakkın varlığı olduğu gibi karşındaki varlık da Hakkın varlığıdır.

Şu halde karşındakine kötü muamelede bulunursan, bilmelisin ki Hakka kötü muamelede bulunmuşsun demektir. Onun için Tevhid ehli bunları göz önünde bulundurarak mümkün olduğunca riayet etmeyi kendisine vacip bilmelidir.

Tarikat halini yaşamak ise: İlimle bildiği Efalinin sıfatının Zatının Hakkın olduğunu aynel yakınlık derecesinde şuhut etmesi gereklidir. Bu aynel yakınlık derecesini şuhut eden bir salikte elbette edep, güzel ahlak ve tevazuluğun meyveleri görünecektir. İnsanın meyvesi fiilleridir. Nasıl bir meyvede 1-Rengi 2-Kokusu 3-Tadı onun aslını bizlere bildiriyorsa, aynel yakın olan bir insanın fiillerinin: rengi Allah ın boyası Sibgatullah

Tevhid boyası, kokusu Rahmanın kokusu olan Tevhid kokusu, tadı da fiil ve sıfatlarından tecelli eden Tevhidi yaşama zevki olarak görünmelidir.

Eşya dediğimiz bu varlıkların Hakikatını bilip her mazharda müşahede etmektir. Çünkü eşyanın Hakikatı efali İlahiyedir. Efalin Hakikatı esmadır. Esmanın Hakikatı sıfatı ilahiyedir. Sıfatın Hakikati da Zattır. Zira zerreden kürreye kadar her varlıkta Allahü Teala malumiyeti nisbetinde Zatıyla tecelli etmekte, onların kapları ve renkleri nispetinde varlıklarda kendini seyretmektedir. Halifem dediği Ben insanı en üstün bir biçimde yarattım (Tin Suresi 4.) İnsan-ı Kâmil lerden seyretmektedir. Böylece her varlıktaki tecellinin Hakikatını zevk eden bir salik kendi varlığının olmadığını bu varlığın Hakkın varlığı olduğu esmasının dahi Allah ın sıfatlarına verilmiş birer isimden ibaret olduğunu kul esmasıyla daima muhtaç, Zat yönüyle Samed olduğunu zevkle müşahede eder.

İşte bu dört madde halinde saydığımız birinci, ikinci, üçüncü merdiven basamağı gibi Tevhid mertebelerini geçmeden; Allah ı bilmek, görmek ve olmak halinde Tevhid etmedikçe; beşinci basamakta marifet ehli olunamaz. Zira ibadet, marifet miktarıncadır. Arif olmayan tahkiki ibadet edemez. Nitekim Hz. Ali K.V.Görmediğim Rabbıma ibadet etmem demiştir. Yani vücut ve sıfatlarıyla benden mahcup olarak Nefislerini benden gayrı ibadet olunacak İlahlar kılmaları için halk etmedim buyurulmuştur. İşte Allah ı Tevhid edip bilmek için bu beş madde ile vasıflandırdığımız hallerin biz Tevhid ehlinde olması istenmektedir. Elhamdülillah seçilmiş kullardanız. Seçilmemiş olsa idik bir Mürşid-i Kâmilden bizleri çağırmaz, bu Tevhid ilmini de telkin etmezdi, demek ki sevilen kullardanız ki kendi varlığımızın olmadığı, varlık sahibinin Hak Teala olduğunu kendi mülkünde Zatının bütün sıfatlarından tecellisini müşahede etmeyi nasip etti. Kendi tecellisini bizlerden kendi seyretti.Rabbımıza daima hamd ederiz.

**************************************************************

İNSANIN ÜSTÜN YARATILMA SIRRI NEDİR?

İnsanoğlu bu kainatta, cemadattan da, nebadattan da, hayvanattan da üstün yaratılmıştır. Zira insandaki ilim, akıl, idrak, irade gibi Allah;ın bazı nimetleri diğer mahlukata verilmemiştir. Onlarda bunlar eksiktir. Azhab Suresi 72. ayeti kerimede Biz emaneti göklere, yerlere, dağlara teklif ettik; bunlar emanetimizi taşımaktan çekindiler, şefkat isteğinde bulundular; sonra bu emaneti insan kabullendi cahil ve zalimlerden oldu buyrulmaktadır.

İşte bu emanetler Allah;ın insanlardaki sıfatlarıdır; hilafet sırrı dediğimiz Cami-ul Esma sırrına sahip oluşudur. Çünkü Allah, Tin Suresinde incire, zeytine, Turu Sina dağına ve emin beldeye yemin ederek, Lekad halaknel insane fi ahseni takvim ;biz insanı en güzel biçimde ve üstün yarattık; buyurulmuştur. Onun için kainatta bütün varlıklar insanların emrindedirler. İnsan, Allah;ın hüviyet ve enniyetini cem eden bir varlıktır. Mısri Niyazi Hz.leri:

Hakkı istersen yürü insana bak,

Şemsi Zatı yüzünde rahşan eylemiş,

Hak yüzü insan yüzünden görünür,

Zatı Rahman şeklin insan eylemiş.

buyurmuşlardır. Onun için Allah kemalatıyla insan denen bu varlıktan kendini göstermiştir. Diğer varlıklar nakıstır. Kemalata da her insan mazhar değildir. İnsanı Kâmil ona mazhardır. Çünkü insan ve Kur-an ikizdirler buyrulmuştur. Yalnız insanlar üç sınıftır:

1-İnsan-ı hayvan

2- İnsan-ı nakıs

3- İnsan-ı kamil

İnsan-ı hayvanın, sureti insan fakat sireti hayvandır. Onlar yerler içerler ve nefsi için yaşarlar. İnsanı nakıs olanlar ise henüz insanlığını bulamamış, kendindeki sırlara vakıf olamayan surette insan fakat,sirette eksik olanlardır. Bunlara Tevhidde ef al ve sıfat salikleri de diyebiliriz. İnsanı Kâmil ise surette de sirette de Ademiyeti bulmuş olanlardır. Mısri Niyazi Hz.leri buyuruyorlar ki:

Kim ki Ademliğini buldu, odur Adem,

Ademliğini bulmayan hayvandır ancak.

Allah Kur-an;ı Kerim de bazı ayetlerde ey nas yani her türlü iman seviyesindeki topluma hitap etmektedir. Bazı ayetlerde ey ins yani henüz insanlığını bulamamış eksik olan kişilere hitap etmektedir. Bazı ayetlerde ise 20;ey insan demekle insanlığını bulmuş kamil insana hitap etmektedir. Onun için insan Allah;ın yeryüzünde halifesidir. İnsan Alem-i Kübradır. On sekiz bin Alemi kendinde sırrı ile cem etmiştir.alemde Alemde her ne var ise Adem de de mevcuttur. Her kim kendindeki bu yüce sırları öğrenmek isterse, onu tanıtacak kamil bir mürşide giderek insanı asliyesini öğrenmesi lazımdır. Surette küçük bir varlıktır ama sirette (manada) Hakkın kemalatıyla göründüğü yerdir.

*************************************************************

İNSANIN DÖRT TÜRLÜ GIDAYA İHTİYACI VARDIR :

İnsan oğlunun 4 türlü gıdaya ihtiyacı vardır. Bu gıdalardan her hangi birinin verilmemesi halinde,kişinin o yönünün eksikliğinden mütevellit,yaşam ve hayatı alt üst olur. Bunlar şunlardır.

1-Ruhun Gıdası

2-Nefsin Gıdası

3-Vücudun Gıdası

4-Cismin Gıdası dır.

1-RUHUN GIDASI : Kuran okumak,ibadet etmek,ilim ve irfaniyet öğrenmektir. Bir kişi manevi olan bu gıdaları almadığı zaman,mutlu olamaz. Streslerden,ve bazı asabi huzursuzluklardan kurtulamaz. İnsanın yaratılışında,mutlaka cenabı Hakka sığınmak, ve kişinin siyret yönünün bazı ibadet ve taatlarla,Ruhani gıdasını alması olarak yaratılması vardır. Kişi bazı zamanlar,şiddetle kendisinden üstün güçlere ihtiyaç duyduğu hepimizin malumudur.onun için, vücuttaki Ruhani ihtiyaç eksikliğini gidermek için,mutlaka onun doğrultusunda,ibadet ve taat yapılması lazımdır. Vücut ülkesinde ibadet ve taat yaparak, Ruhun gıdasını verdiğimizde,Ruhun söz sahibi olması onu mutlu kılacaktır.Ruh,gıdasını almassa,Asabiyet,stres,ve çeşitli üzüntü ve kederler kişiyi istila ederek, mutsuzluk,baş gösterecektir.o kişiye Dünya meyyallığı istila ettiği için,vehim,hayal ve vesvese rüzgarları haktan uzaklaştırarak,helakına vesile olur.onun için Ruhun gıdası mutlaka verilmelidir.

2-NEFSİN GIDASI :Kişilerin,yemesi,içmesi ve her türlü Nefsin istek ve arzularını verilmesi olarak mutala edilir. Yalnız kendine ayrı bir varlık veren Nefsin değil,Hakkın sıfatları olan,subut sıfatların tecellilerine yardımcı olan,yemek içmek ve diğer isteklerdir. Yoksa süfli istek ve arzular değildir.

3-VÜCUDUN GIDASI :Uyumaktır.vücut Ruhun taşıyıcısı olması nedeniyle,istirahat ederse,kişinin Dünya ve Ahiret için çalışmalarında sekte olmaz. Her günün başlangıcında,dinamik ve zinde olarak işine ve ibadetine başlayabilir. Uyumayıp istirahat etmediği taktirde,yarındası günü,iş ve ibadetinde zevk ve Randuman alamaz.vücut dinlenmediği için sendelemeye başlar.onun için mutlaka vücudun gıdasınıda vermek lazımdır.

4-CİSMİN GIDASI :Çalışmaktır.çalışmayan demir pas tutar. Hem paslanmamak için çalışmalı,hemde Allahın çalış emrine binaen çoluğumuzun,çocuğumuzun rızkı için çalışmalıyız.yoksa çalışmayan kişide,hımbıllık,tembellik zuhur eder.tembellikte ,uyuşukluk ve marazlık getirir.marazlıkta hastalık getirir.hastalıkta ölüm getirir.denmiştir. onun için,bu insan oğlu ,4 türlü gıdayı,yerinde mutlaka vermelidir.bunlardan her hangi birisinin gıdasını eksik verirsek,o eksik verdiğimiz tarafın arzalandığını görürüz.dolayısıylada,o kişinin eksik gıdalanmasından mütevellit yaşantısının arzalı olduğu görülür.bunlar daima göz önünde bulundurmaya dikkat edelim.her hangi bir rahatsızlığımızda,bu gıda eksikliğinden meydana geldiğini unutmayalım.zahir rahatsızlıklarda,batın rahatsızlıklarda hep bunlardan meydana gelmektedir.Allahın insanlara verdiği en büyük nimetlerden biriside sıhattir. Sıhati bozuk olanlar,ne kadar Allahın maddi nimetlerine sahip olurlarsa olsunlar,yinede azap içndedirler.Cenabı hak bu 4 gıdayı yerli yerinde kullananlardan eylesin

***************************************************************

İNSANLARIN BİR ADEMLE BİR HAVVADAN ÇOĞALMASI :

Kuranı kerimin Nas suresinde:Ey insanlar,Zariyet suresi ayet 56.da,” ins (henüz insanlığını bulamamış nakıs kişi).ve Cinleri bana ibadet için yarattım”,insan suresindede insan denilmektedir.şu halde bizlerin bildiği gibi,şekil olarak bildiğimiz,her insan Adem değildir. onun için üç türlü insan diye bildiğimiz varlık vardır.

1-Surette insan,siyrette hayvan

2-Surette insan,siyrette nakıs

3-Surette insan,siyrette de insan dır.

Cenabı Hak,insanlığını bulmuş kamil Ademle,onun kemalat sıfatı olan Havvadan,bütün evliyalar meydana gelmiştir.yoksa herkezin bildiği gibi,bu kainattaki bütün canlılar, bir tek erkek ve bir tek dişiden meydana gelmemiştir.malumunuz bütün Peygamberler,Arab yarım adasında zuhur etmiştir.o zamanlar Dünyanın dört bir yanına gidebilecek imkanlarda yoktu.nasıl bu kadar insan, cinslerinin kainatın her tarafına dağılması zuhur etti.yalnız insanların değil,kara parçalarındaki sayısız Hayvanlar ve Kuşlar,bir tek erkek ve bir tek dişiden nasıl çoğalmış olabilir.Kuranı kerimin Hud suresi ayet 40.”Her canlı İnsan ve Hayvanlardan,Erkek ve Dişi olarak birer çift gemiye al” diye Nuh A.s.a buyurulmuştur.Nuh A.s.Dülger olduğu için,bir gemi yapmiş,ve her cins İnsan ve Hayvanlardan,Erkek ve dişi olarak birer tane canlı almıştır.Nuh tufanında gemiye binenler kurtulmuşlar,gemiye binmeyenler tufanda helak olmuşlardır.

düşünebiliyormusunuz,insan eliyle yapılan bir gemi,o zamanın imkanlarına göre ne kadar büyük olursa olsun,sayısız renk ve cinste İnsan ve Hayvanların hepsinden,erkek ve dişi olarak,gemiye alınmıştır. bu geminin kapasitesi buna yetermi.Arslan,kaplan,tavşan,tilki,kurt v.s.gibi her varlıktan Erkek ve dişi bu mahlukat,gemiye binecek,ondan sonrada,seneler içinde bu nesiller sayılamıyacak kadar çoğalacak.dolayısıylada,günümüzdeki sayısız canlı varlıklar karşımıza çıkmış olacak.bunu ne Akıl, nede mantık kabul eder.Cenabı Allah,yine kuranı kerimin Yasin suresi ayet 82 “O her şeye ol der,her şeyde oluverir”buyurulmuştur.

Cenabı Allah,Kün (ol ) emriyle bu kainatı yaratmıştır.daha evvel her ne kadar bu mahlukatın sayıları bu günkü gibi çok olmasa dahi,yinede çeşit ve cinsleriyle sayılamıyacak kadar çoktu.o dem bu,bu demdir.Cenabı Hak her an ayrı bir tecelli ile daima ol emrini vermekte,bütün mahlukat bile inkişafi ile her an meydana gelip durmaktadır.

ilk ol emri verilmeden,evvel her varlık tekamülde idi.tekamülünü tamamlayan varlıklara,ol emri verildi.ol emriyle,her şey oldu.günümüzde de,bütün varlıkların ve insanların kemalata gelesiye kadar,ne safhalar geçirdiğini hepimiz görmekteyiz.

Cenabı Allah bu Alemi 6 günde yarattı,ayet ifadesi;kesret Alemindeki ol emriyle her şeyin oluvermesi,ve vahdetteki kemalatın ifadesidir. madem her şeye ol demesiyle her şey bir anda oluyor. ne için,bu Alemi 6 günde yaratmak için zaman ihtiyaca gerek görmüştür,sorusu akıllara gelir.bu ifadeleri yerinde idrak edenler,her iki ayetinde,yerinde ve doğru olduğunu bilirler.onun için yaratılma bir tek erkek ve Dişiden çoğalmış değildir.O zamanda,surette yüzlerce insan vardı.ve bu günkü gibi çoğalmakta idi.Fakat kuranın bahsettiği Adem,suret değil siyret 0lduğu için,bir Adem ile bir havvadan meydana gelmişlerdir ifadesi kullanılmıştır.o gün bu gündür. ilk yaratılma günündeki Ademe gitmeyip bu günkü Ademliğini bulanlara baktığımızda bunu daha iyi anlamış oluruz.onun için,bir ayeti kerimede:Araf suresi ayet 172 “Adem oğullarının zurriyetlerini arkalarından çıkartarak,nefslerini şahit tutup,ben sizin Rabbınız değilmiyim dedik”ifadesi,insani kamillerin yetiştirdiği ihvanlar arasından,o kamiller bedenen aramızdan ayrılınca,arkalarından zurriyetlerini çıkardık ifadesi,o ihvanlardan kemal sahiplerinin ademliğini bulduklarının şahidliği değilmidir.

Adem zat,Havva da sıfattır.insan vücudundada,Cenabı Hakkın bütün tecellileri,o zatın sıfatlarından zuhur ederek,Ademiyetini idrak etmiyormu.işte Ademiyet,suret yönüyle değil siyret yönü iledir,kimki Ademliğini buldu,odur Adem.Ademliğini bulmayanlar,Adem değil bir gölgedir ancak.

Cenabı Hak cümlemize Ademiyetimizi bulmak ve Adem sırrına vakıf olmak nasip etsin

*************************************************************

İNSANIN KENDİSİNİ OKUMASI:

Kuranı kerim eşittir insana.Onun için,isra suresinde,insanı okuyun ifadesi kullanılmamışta,kitabını oku ifadesi emredilmiştir. ilk nazil olan kurandaki sure, Alak suresidir. onunda başındaki ifade, Rabbının adıyla oku diye başlamaktadır. Bir şeyin okunabilmesi için , mutlaka bir okutucudan okumayı öğrenmeli,ve ondan sonra okumaya başlayabiliriz. Yoksa, okumayı öğrenmeden okumak mümkün değildir. Ayeti kerimede,Allahın adıyla oku demiyor. Rabbının adı ile oku buyurulmaktadır.Uluhiyetteki adı Allah,Rububiyetteki irşad ve terbiye eden esması ise Rabtır. bu da bizim Rabbımızı tanımamız ve onun vasıtasıyla okunması gerekli olan insanı asliyemizi okumamızı ikaz etmektedir. Rab demek,İrşad eden ve Terbiye eden , Alemlerin Rabbı olan Allah tır. Allah,Allahlığı ile Uluhiyetinden İrşad ve Terbiye etmez. Rab esması olan Rububiyet mertebesine tenezzül ederek,kemalatıyla oradan bizleri okumakta,Terbiye ve İrşad etmektedir.

Allah Uluhiyyet mertebesinde iken,bilinmekliğini istedi ve Rububiyetine tecelli etti.Rububiyetinin iki yüzü vardır.

1-Ubudiyet olan kulluk yönü.

2-Rab olan irşad ve terbiye edicilik yönüdür.

Peygamber Efendimizde,Allahın kulu ve Resulü idi. işte bir Mürşidi kamilde,evvela beşeriyet yönü olan Allahın kuludur.bir mazhardır.Fanidir.herkes gibi, yer içer,doğar,büyür ve günü gelince aramızdan ayrılır.çünkü kuldur. İkinci yönü ise,Samadaniyet esmasına mazhar olduğu için,hiç kimseye muhtaç değildir.herkese karşılıksız verir.İrşad ve terbiye eder.çünkü Rabtır.ölüm ve her türlü noksanlıktan uzaktır.tecelli ettiği mazharların esması ile anılır. katiyen göründüğü esmaya isnat edilmez.fakat hikmet sahibi olan mazhardan başka bir yerde de görünmez.salikler bunu çok iyi anlayıp,şirk vadisinden kurtulmaları lazımdır.yoksa daima küfürde kalırlar. onun için,bir Mürşidi kamil mazharından irşad ve terbiye ediciliği olan Rablığını ishar ettiğinde, hemen, onun et ve kemikten meydana gelmiş kulluk yönü olan, bedenine isnat etmemeliyiz.yoksa şirktir, küfürdür.bedensiz latif olan zanda ve hayalde bir Rab kabul edersek,buda şirktir.tek taraflı Tenzih veya Teşbih yaparak Rab bilinmez.Tenzih ve Teşbihi Tevhid yaparak Rab bilinir.işte,Ayeti kerimedeki Rabbının adı ile oku, demek bir Mürşidi kamil vasıtası ile okunması gerektiği anlaşılmış oluyor.

Kuranı kerimin Alak suresi ayet 2 İnsan bir kan pıhtısından yaratan Rabbının adı ile oku buyurulmaktadır.Neden başka bir şeyi misal vermiyorda,İnsanın bir kan pıhtısından yaratıldığını misal vererek,okumamızı israrla istemektedir.Ayetin devamında,İnsanın bilmediklerini,bir kalemle öğrettiğini vurgulamaktadır.işte kalemden gaye,İnsanı kamildir.kalemin iki ucu arasından bir mürekkep nasıl bütün yazıları yazıyorsa ,insanı kamillerinde iki dudağının arasından, dili ile ilmi ledün olan bütün ilimleri söyliyerek inananlara,insanı asliyelerini ve Nefis terbiye metotlarını öğretmektedir.

Cenabı Allah,bilinmekliğini murat ettiğinde,Allah Uluhiyet mertebesinden,Rububiyetine tecelli ederek, Rablığı ile,Cin ve İns olan varlıkların arasında göründü.henüz insanlığını bilmeyen Cin ve İns varlıklarını,Hak ve hakikata davet etti.İlmi ezeliyette hangi kimselerin istidatlarında,insanlığını okuyup insanı asliyesini bulma hasleti var ise,onlar bu Mürşidi kamil bularak, bilinen o mazhardan okumaya başladılar.

Görmüyormusunuz,Rahman suresi ayet 1-2 de Rahman olan kuranı talim etti buyurulmuştur.şu halde okunması ve öğrenilmesi gerekli olan insanın kendisi imiş.hoş her ne kadar Rabbının adı ile oku.İnsanı bir kan pıhtısından yaratanın adı ile oku.Kerem sahibi olan Rabbının hakkı için oku diye, defalarca tekrar edildiği halde,okunması gerekli olan şeyi söylemiyorsada,biz anlıyoruzki;okunması gerekli olan Rahman suresindede anlaşılacağı gibi insanın kendisidir. Henüz insanlığını bulmamış,Cin ve İns seviyesindeki nakıs varlıklara,kendi Nefis kitaplarını okutmak suretiyle,Rahman suresi ayet 3 İnsanı yarattı ifadesiyle onlar Bu tahsille, insanlığını bulmuş olacaklardır.bir hadisi şerifte:Men Arefe Nefsehu fakat Arefe Rabbehu Nefsini bilen Rabbını bilir buyurulmuştur.işte Mürşidi kamiller,Nefsin ne olduğunu bizlere öğrettikleri zaman,Rabbımızında ne olduğunu öğrenmiş oluruz.dolayısıylede kendi Nefis kitabımızı okumakla insanlığımızıda bulmuş oluruz.

Nefis nedir. Nefsin sıfatlarıyla Nefis bilinebilirmi.birazda buna göz atalım.Nefis bizim sıfatlarımızdır.daima ikilik istediği için,Nefis denmiştir.süfliyetteki adına Nefis,Uluhiyetteki adına Ruh denir.şu halde Nefis ile Ruh aynidir.kişinin özü ve aslı olmuş oluyor.Nefsin sıfatları olan,Emmare,levvame,Mülhüme,Mutmaine,Raziye,Merziyye,Safiye ile Nefis bilinemez.bir kişinin Kulaği,Gözü,Burnu,Ağzı gibi sıfatlarini saysam o kişiyi tam olarak tanımış olabilirmiyiz.hayır bilemeyiz.onun için,mukayyet olan Adem ve Alemde Allahin 3 tecellisi vardır.Efal,Sifat ve Zat tecellilerinden başka 4 üncü bir tecellisi yoktur.işte bu tecelliler,insanın özünü teşkil etmektedir.kişi cehaletinden mütevellit,bunlari kendine nisbet ettiği için,ikilik vadisi olan süfli, Nefis vadisinden kurtulamamaktadır.

Cenabı Allah,Fail,Mevsuf,Mevcud benim dediği halde,kulda, hayır bunlar benimdir diyor.dolayisiylede kişi Allaha karşı şirk koşmuş oluyor.Cenabı Allah her günahı af eder,fakat şirk günahını asla af etmez.onun için Mürşidi kamiller,bizleri esfeli safilin olan bu cehalet ve Dünya bataklığından alarak,üç günlük sefer ile Ruhullah mertebesi olan vahdaniyet vadisine vuslat buldurmaktadirlar.Ruhullah,bütün sıfatlarda,istidat ve malumiyeti nisbetinde tecellisini gösteren Allahın Ruhu demektir.teklik idrakına vakıf olanlar,Uluhiyetteki tecelli zevkine sahip olmuşlardır.zaten bütün huzursuzluk ve mutsuzluk,ikiliktedir.Mevlane celalettin Rumi hz.lerinin mesnevisinde şöyle bir hikaye anlatilmaktadir.

bir gün Aslan,Kurt ve Tilki ormanda ava çıkmışlar.bir yaban öküzü,bir yaban keçisi,birde Tavşan avlamışlar.bir ağaç gölgesinde istirahata geçmişler.Aslan ormanlar kralı olması nedeniyle,kurda dönerek;Kurt kardeş,sen bu avları taksim et diye dilekte bulunuyor.kurtta baş üstüne diyerek,patışahım, bu yaban öküzü sizin olsun,yaban keçisi benim olsun.Tavşanda Tilki kardeşin olsun diyerek taksimini beyan ediyor.Aslan hiddetlenerek hızla yerinden kalkıp bir pençede kurdu vurarak öldürüyor.Aslan tekrar yerine geçerek Tilki kardeş,şu avları sen taksim et diyor.oda,bu olayın korkusundan mütevellit,üç defa secdeye kapanıp,emredersiniz sultanım diyor. Ve hemen taksime başlıyor. Bu yaban öküzü sizin sabah kahvaltınız olsun.bu yaban Keçisi sizin öğle yemeğiniz olsun.bu Tavşanda sizin akşam yemeğiniz olsun diyor.bu taksimden memnun olan ormanlar kralı Aslan,Tilki kardeş bu taksimi sana kim öğretti diyor.oda kurdu göstererek,kurttan ibret alarak öğrendim diyor. Aslan bu olaydan sonra,azametle Tilkiye şöyle hitap ediyor.ben bu ormanların kralıyım.zaten bütün avlar benimdir.senin bu taksiminden fazlasıyla memnun oldum diyerek bu üç avıda sana veriyorum.afiyetle hepsini ye diyerek onu taltif ederek bağışlıyor.Tilkide açık gözlü oluşunun mükafatını böylece görmüş oluyor.

Ey kardeşim,sende av olarak vasıflandırılan bu nisbiyetlerini,Cenabı Hakka verirsen,kurt gibi parçalanan değil,Tilki gibi avların hepsine sahip olduğunu görürsün.çünkü senin varlığın ayrı,Hakkın varlığı ayrı değildir.senin diye bildiğin o varlık zaten hakkındır.bunu içtenlikle kabullenip,senin ve bütün sıfatlardan her an ayrı bir şanda tecellisini seyretmeğe bak.Hakkın bütün tecelli nimetlerinden faydalan. Kurt, Nefsi remzeder.Nefsin emrindeki akılla hüküm verirsen kurt gibi helak olanlardan olursun.Tilki ise burada,ibretle olaydan ders alan akıllı olmayı bizlere ikaz ediyor.

Mürşidi kamiller bizler gibi,cin ve ins olan henüz insanlık kemalatını bulamıyan kişileri,esfeli safilin olan bu Dünya kötülüklerinden kurtarmaktadırlar.Kurani kerim Enbiya suresi ayet 7 Siz zikri bilmiyorsaniz onu ehli olandan öğreniniz.buyurulmaktadir.ayrıca bu kamiller; verasetül enbiyadırlar.yani Peygamber varisidirler.onun için günümüzde,Peygamber olmadığına göre,o Mürşidi kamillerden bu manevi tahsili yapmamiz gerekmektedir.Kurani kerim Fetih suresi ayet 10 Gerçekten sana biat edenler,Allaha biat etmiş olurlar buyuruluyor.Muhammede biat Allaha biat olduğuna göre,varislerine biatta Hz. Muhammede biattir.dolayisiylada Allaha biat olmuş olur. Çünkü Kurani kerim Ali imran suresi ayet 31 Eğer siz Allahı seviyorsanız,bana uyuyunki,Allahta sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.zira Allah çok bağışlayıcı ve çok merhemet edicidir buyuruluyor.bu gibi bir çok ayetlerdende anlaşılacağı gibi Peygamber varisi olan bu kamilleri bulmak lazimdir.Mevlana celalettin Rumi hz.lerinin buyurduğu gibi her köşede Mürşidim diyen çok durur.fakat binde birinin irfaniyeti yok durur.demiştir.onun için,Mürşidi kamilleri bulmakta çok zordur.Misri Niyazi hz.leri bir ilahisinde:

Mürşid gerektir bildire,Hakki sana Hakkal yakin.

Mürşidi olmıyanların bildikleri güman imiş buyurmuştur.

Şu halde, ilmel yakınlık mertebesinde Mürşidler var.Aynel yakınlık mertebesinde Mürşidler var.Hakkal yakınlık mertebesinde Mürşidlerde var siz bunlardan Hakkal yakınlık mertebesindeki insani kamilleri bulunuz diyor.bu kamillerinde 3 belirtisi vardir.

1-onları gördüğünüz zaman, onlar size Allahı hatırlatırlar.

2-onlar her sözü ile mıknatız gibi çekicilikleriyle sizleri memnun eder.

3-onların yanında bütün üzüntü ve kederiniz kaybolur.anlatsa biraz daha dinlesem dersiniz.müşküllerinizi ister sorarak,isterse sormadan tatminkar biçimde cevap vermeleri, sizleri memnun eder.işte böyle bir kişi bulduğunuzda sizin İrşadınız orasıdır. Bunu diyerlendirmelisiniz.yoksa bu ilim Tasavvufa ait kitapları okumak ve öteden beriden duyduğun marifet sözlerini sermaye yaparak melez bir ilimle elde edilemez.bu yol bir Aşk ve gönül yoludur.ayrıca,Ayetlerdeki;Ey gaybe iman edenler diye bahsedilen gayb,Allah değildir.Bu kainatta Allahtan başka bir varlık yokki,onu örtmüş olsun.Allah gayb değildir.kişilerin cehaletinden mütevellit,Allahın zatının ve mutlakiyetini,zanlarında kabullenişi,hakkın her sıfatından tecelli eden zuhurunu göremeyişleridir.halbuki Resulullah efendimiz,Allahın zatını düşünmeyiniz diyor.bu Alemde gayb olanlar insanı kamillerdir.bizlerin arasında olduğu halde onları hiçbir kimse bilemez.ancaksın ehli bilebilir.yoksa herkez onları sıradan bir kişi gibi gördüğü için, unsuriyet yönü ile tanır.onlar,talip olanlara evvela Nasuh tövbesi ile evvela Tövbe yaptırırlar.

Peygamberimiz; Nasuh Tövbesi ile bir defa Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir buyurmaktadır.ondan sonra daimi kalbi zikir ile gönül kabının kalaylanması ve pisliklerden temizlenmesi içraatına başlanır.çünkü kalplerde demirin pas tuttuğu gibi paslanır Hş.işte bununda tek tedavisi;Kuranı Kerimin İnşirah suresi ayet 1de kansız ve bıçaksız sadrımızı insanı kamile yardırarak,içerdeki pislikleri temizleyip zikirle cilalamaktır.burada bıçaksız oluşu,kamilin telkiniyle Kalp kabının temizlenip kalaylanması anlamındadır.daimi zikirle kişinin kalbi mutmain olunca,gönlü Rabbına dönecektir.zira, gönüller zikirle Mutmain olur Ayeti bize,daimi zikrin gönülleri mutmain edeceğini bildirmektedir.gönüller mutmain olunca;Kuranı kerimin Fecr suresi ayet 27-28 de Ey Mutmain olmuş Nefs,dön Rabbına hitabına muhatab olur.kamil onu, hadisat olan bu Alemde,Allahın üç tecellisinden biri olan Tevhidi Efal mertebesini telkin eder.şuhut ve Rabıtası ile bu Alemdeki,Cenabı Hakkın bir pençeresinin açılması ile, Enfus ve Afakındaki fiillerin failini görmeye başlar.ondaki mutluluk,tarif edilemez.hiçbir kimse ile itilafı kalmaz.çünkü iyi ve kötü diye bildiği bütün fiillerin failini tanımıştır. Kişiler birer tecelli mazharı oldukları için onların hiçbir yetkilerinin olmadığını,bilir.mazharlar neresi için yaratılmişlarsa,Cenabı Allah onları orada kullandığını ve ona göre hareket ettiklerini öğrenmiştir.kulun kendi hiçbir güç ve kuvveti yoktur.saffat suresi ayet 96 sizleri ve fiillerinizi yaratan Allahtır buyurulmaktadır.nasıl olurda bu yerde kişi her hangi bir işi kendine veya karşısındaki varlığa nisbet eder.Her ne kadar hakikatta,hayırda şerde Allahtandır diye bizlere hakikat yönü bildiriliyorsada,sizden iyi bir fiil zuhur ederse,onu hakka,kötü bir fiil zuhur ederse,onu Nefsinizden biliniz emri mevcuttur.zira iyilik ve kötülük bizlere nisbet edildiğindedir.Hakka nisbet olunduğunda cümlesi hayırdır.günah ismini almaktanda münezzehtir.çünkü Allah kötülük yaptı denilmez.kötülüğü icad eden nisbiyettir.eğer işin kula nisbeti olmamış olsa idi,işin iyilik ve fenalığı tayin olunamazdı.bu mertebede,istek kuldan,halk eden Cenabı Hak olduğu için,kul iyiliği istediğinde,Allah iyiliği halk eder.ondan memnun olduğu için,mükafatını görür.kul kötülüğü istediği zaman Allah kötülüğüde halk eder,yine kul ondanda memnun olduğu için kul azabını çeker.zira zilzal suresi ayet 7-8-de Bir kişi zerre miktarı bir hayır işlerse,onun mükafatını görecek.zerre miktarı bir kötülük işlerse onun cezasınıda çekeçektir buyuruluyor.her ne kadar faili muhtar Haktır.kulun fiili ihtiyareside yoktur.ilim Allahın bir sıfatıdır.kul ise malumdur.ilim maluma tabidir. Malum olan kulda nasıl bir istek zuhur ediyorsa,Cenabı Hak o şekilde tecelli ediyor demektir. İlim nerede tecelli ederse ona Alim denir.kul burada zuhura tabidir.kendinde ve afakındaki bütün fiillere bakarak hakkın aynasında fiillerin failini müşahede etmektir.Hiçbir zaman fiillerin tecelli ettiği mazharlara her hangi bir fiili nisbet etmez.bu gördüğü fiiller iyi fiiller ise,o mazhara yaklaşır. Ve iyiliklerden istifade eder.yok fiiller kötü ise,o mazhardan üç adım geride durarak o kişinin eksik bir mazhar olduğunu hükmederek,tetbirli olur.o kişinin kötülüğünün kendisine sıçramasına engel olur. Üç adım geriye çekildiği halde yinede üzerine geliyorsada,işte o zaman,kendinden ne tecelli ederse onu yapar. Üzerine gelmiyorsa,onun yaradılışı eksikler vadisinde olduğu için,o kötülüğü sana yapamasa bile,başkalarına mutlaka yapacaktır.zira yaradılışı orasıdır.onun için bu mertebedeki salikler,enfusunda farkta,afakında cemde olmalıdırlar.

Enfustaki fark ne demektir.kişi kendisini yakın takibe alarak,Kuranı kerimin yasakladığı fiilleri yapmamak için gayret göstermesi demektir.Afakta cemde olmakta,kendisinden başkalarının oruç tutmaması,Namaz kılmaması gibi kişilerin eksiklerine müdahale etmemek demektir. Her şeyi yerinde görerek,onların orası için yaratıldığını kabullenmek demektir.çünkü onlardan Hak öyle tecelli ediyor.mukayesede,huzursuzluk ve mutsuzluk vardır.senden her hangi bir yardım isterlerse,onlara elinden geldiğince yardımcı olabilirsin.ve onlar için bol,bol duada bulunmalısın.yoksa Allahtan hidayet olmazsa,hiçbir kimse başkasının kötü halini değiştiremez.bu mertebede salikler,kalbi daimi zikirle birlikte,hissiylede; la faile illallah düşüncesinde olmalıdırlar.her iş ve fiilinde halk edicinin Allah olduğunu düşünen bir kişi,fiillerin Tevhidini yapmakla tecelli eden mazharların hiç birine,fiilleri nisbet etmez.hata ve eksiklerin mazharlara nisbiyetinden kurtulmuş olur.Allaha tevekkül hali kişide başladığı için,Allahın her tecellisine boyun bükerek kabulleniş sergiler.fiilleri şuhut ettiği için,kalbinin tastiki sonunda elde ettiği müşahede ile sehir halinde mutlu olur. Her şeyi yerli yerinde görür.

Günün birinde Bektaşinin biri,eksik gördüğü bir olaya müdahale etmiş.bir gün bu halinden mütevellit bir hastalığa yakalanmış.çok çare aradıysada,bir türlü çare bulamamış.hatasını anlayıp tövbe etmiş.ondan sonra birisi bu hastalığın tedavisinin pislik böceği olduğunu söylemiş.pislik böceğinin tozunu su ile günde üç defa içersen geçer demiş. Oda böyle yapmış ve yedi günde hiçbir rahatsızlığı kalmamış.ve şifaya kavuşmuş.yine bir gün,vapurda yolculuk yaparken dalga çıkmış.herkez bağırtı ve telaşla sağa sola koşmaya başlamışlar.bu Bektaşı ise,oturduğu yerden hiç hareket etmeden onları seyrediyormuş.telaş içindekiler,o kişiye;sen nasıl bir adamsın.biz canımızla uğraşıyoruz.sen ise kılını bile kıpırdatmıyorsun.deyince;oda demişki;ben Rabbımın bir defa işine karıştım.bana pislik böceği yedirdi.onun için,bir daha onun işine ben karışmıyorum,ne isterse onu yapar demiş.

Bunun gibi fiillerin failini şuhut eden kişilerin kimseye nisbet edecek hali kalmaz.her gün abdest alırken kendi elleriyle kendisini nasıl yıkadığını,Namaz kılarken müştereken kendi mazharından Namaz kıldığını seyrettikce,onun zuhurundan başka hiçbir fiil görmemeye başlayacaktır.filler aynasından, fiil ve faili seyreden salikin,Allaha tevekkülünden yani boyun bükmekten başka yapaçak hiçbir şeyi kalmaz.zevki ve mutluluğu had safhadadır.bu fiiller ve işlerin,Tevhidinden sonra,ona Tevhidi sıfat telkin edilir.zira fiillerin tecellisi sıfatlardan olur.hiçbir fiil sıfatsız tecelli etmez.salik bu mertebede,8 sıfatı subudiyeninde,Allahın olduğunu öğrenir.bir evvelki mertebede,istek kuldan halk etmek Allahtandır denmişti.şimdi öğrendiki,istekte Allahtan imiş.o zaman,kulun ne sevap nede günah işlemesi mümkün olmaktadır.çünkü,isteyende o,halk edende o anlamı çıkmaktadır.

Cenabı Allahın ilmi ezeliyetteki kazasına kişinin istidadı denilir.ezeldeki kazada,Allahın muradı olmuş oluyor.Allahın muradıda,malumat nisbetinde olmaktadır. Allah ilim sahibidir.kimde tecelli ederse,Alim adını alır.bizler malumuz.malumiyetimiz bizlerin istidadına bağlıdır.dolayısıylada,istidatımızda iyilikler mevcutsa,Cenabı Allah bizlerin kalplerini o tarafa doğru meyyallandırıp iyilikler yapmağa,istidadımızda kötülükler mevcutsa,yine kalbimizi kötülüklere meyyallandırarak kötülükler yapmağı isteriz.bu iyilik ve kötülükler,bizim mazharımızdan tecelli ettiği içinde,iyilik tecellilerinde mutluluk,kötülük tecellilerinde huzursuzluk ve mutsuzluk görmüş oluruz.iyilikler mükafatı,kötülüklerde cezayı getirmiş olur.

Allah için,iyilik ve kötülük yoktur.bizlere nisbet edildiğinde,günah ve sevab denilmektedir.enfüsumuzda,göz, kulak,kelam gibi bütün sıfatlarımızdan,afakta yani bizlerden gayri varlıklardaki,bütün Allahın sıfatlarından,tecelliler Allahın olduğu görülünce,kulun beratı eline verilmiş olur.çünkü bütün sıfatlardan fail Haktır.Cenabı Allah,ilminden iradesine,iradesindende kutreti ile sıfatlarından zuhura geldiğini şuhut eder.kendisinin hiçbir katkısının olmadığını bilir.mevsuf sıfatların sahibinin Allah olduğunu,bu sıfatlarında vücud sahibi zatından tecelli ettiğini görmeye başlar.şu halde,fiiller sıfatlardan,sıfatlarda vücuttan tecelli ettiğine göre,tek vücudu veya fiilleri görmekle,o mazhardan tecelli eden Hakkı görmüş oluruz.çünkü zannımızdaki bizim diye bildiğimiz bu tecelliler,bizim değil,Hakkın olduğunu artık müşahede etmiş olduk.bizim varlığımız yok imiş.varlık sahibi Allah imiş.kul ölmezden evvel ölünüz hadisine mazhar olmuş olur.bu ölüm izdirarı bir ölüm değil,ihtiyarı bir ölümdür.kişi neresi için yaratılmışsa,orada bulunduğunu ve oranın bütün tecellilerini sergilediğini görecektir.ister kendisi,kendisini seyretsin,isterse başkaları onu seyretsin;onun isra suresi ayet 14 ikra kitabek kefa binefsikel yevme aliyke hasiba (nefis kitabınızı okuyunuz)ayetini okumuş olacaktır.çünkü Nefsini bilen,Rabbını bilir.Hş.gereğince,Nefsinin kendi özü olduğunu anlamış oldu.bütün sıfatlardan tecellileri müşahade ederek,Rabbını kendisinden hükmettiğini,görenin,duyanın,zevk edenin Rabbı olduğunu anladı.nasıl bir insan vücudunda,hiçbir aza ve sıfat,birbirleriyle itilafa girmeden uyum içinde görevlerini yapıyorlarsa,bu kainat içindede bütün toplumların,uyum içinde itilafsız yaşadıklarını göreceklerdir.itilaflı görüntülerin ise mutlaka bir sebebe dayandığını müşahade edeceklerdir.çünkü Allah abes hiçbir şey yaratmamıştır.her şeyi yerinde görmek,kemalattır.mukayese ise cehalettir.her şeyi kendi bulunduğu yerdeki terazi ile tartmak lazımdır.

İşte insanın kendi kendisini okuması Nefsini okuması ile mümkün olduğu anlaşılmış olur.her an ayrı,ayrı tecellilerini kendi Nefis sahifelerinde veya kainat sahifelerinde okuması elbette bu saydığım irfaniyet ve müşahade ile mümkündür.işte,Mürşidi kamiller,Rabbil Alemin mazharıdırlar.bizlerde tecelli eden Rabbil hasımızı bizler bilmiyorduk.Mürşidi kamillerin,Nefsimizi bizlere öğrettikten sonra,Rabbil hasımızı kendimizde görmeye başladık.her kişinin kendisindeki Rabbil has,Mürşidi kamil olan Rabbil Alemin mazharlarından bizleri irşad ve terbiye eden tecelliler olduğu anlaşılmış olunur.Cenabı Hak cümlemize bu kemalat idrakını nasip etsin.

******************************************************************

İNSANLAR MUTLULUK VE SAADETİ

NASIL ELDE EDERLER:

Acaba içimizde mutluluk ve saadet aramayan bir kimse var mıdır? Her insan mutlaka mutluluk ve saadetin arkasından gider ve tek gayesi de bunu yakalamaktır. Fakat insanlar bunu mutluluk ve saadet pazarında değil de esfeli safilin olan Dünya pazarında aramaktadırlar. Pazardan aldığımız bir televizyonun kutusunun içinde güzel görüntüyü sağlasınlar diye firma bir de talimat yani kullanma kılavuzu koymuştur. Onu okuyup her türlü ikazları uygularsak net görüntü sağlayabiliriz.

İşte aynen onun gibi bu insan oğlu televizyonunun da imalatçısı Cenabı Allah tır. Onun da mutluluk ve saadet içinde net görüntüler sağlaması için Kur-anı Kerim olan talimat kitabını göndermiştir. Çünkü insanların saadete ulaşma metotlarını en iyi bilen yüce Allahtır. Öyle ise onun sözlerine kulak verelim. Yüce Rabbimız mutluluk ve saadetin iki bölümde kazanılacağı bildiriliyor.

1- Dünya saadeti

2- Ahiret saadeti

İnsanoğlu et ve kemikten bir de Ruhtan meydana gelmiştir. Beden Ruhsuz ayakta duramadığı gibi Ruh ta bedensiz icraatını sergileyemez. Onun için beden ve Ruhumuzu Allah a teslim etmekle mümkün olacaktır. Allah insanların mutlu olmalarını istiyor. İnsanların mutluluk ve saadetinden başka hiçbir şey istemiyor. Bizlerin ibadetlerine Allahın zaten ihtiyacı da yoktur. Fakat bu ibadet ve taatlara bizlerin ihtiyacı ise pek çoktur. Çünkü ibadetler yapıldığı takdirde mutluluk ve saadete erişmek mümkün yapılmadığı takdirde mutluluk ve saadete kavuşmak mümkün değildir.

Allahın insanlardan tek istediği Tevhid edip bilmek ve mutluluk ile saadet içinde Hakkın Cemalullahını seyretmektir. Bunun için de:

1- Nefs ile Ruh arasındaki ikiliği kaldırmaktır.Çünkü

Nefs ayrı Ruh ayrı değildir. Süfliyetteki ikilik adına Nefis, Uluhiyetteki teklik adına da Ruh denir.

2- Ruhullah Aleminde bütün sıfatlarında tecelli eden Vahdaniyetin farkı ile Cemalullahı seyretmek, mutluluk ve Saadetin Hak olduğunu zevk eylemektir.

Bir hasta doktora giderek onda tedavi olup kendi hastalığın izale etmek imkanına sahip olabiliyorsa, mutluluk ve saadet reçetesini de onun doktorları olan El ulamayı Veresetül enbiya (H.Ş.) gereğince Peygamber varisleri olan İnsan-ı Kâmillerden almak ve uygulamak gerekmektedir. Onlara tabi olarak insanı asliyelerini öğrenip hidayete erenler mutluluk ve saadeti yakalamışlar, bu varislerden uzak kalanlar delalette kalmışlardır. Kasas Suresi 50. Habibim eğer senin davetine icabet etmezlerse bil ki onlar heva ve heveslerine tabi olmuşlardır. Her kim Allahtan gelen bir davetçiye tabi olmıyarak kendi heva ve hevesine yani Nefsine tabi olursa o kişiden daha çok delalette olan kim vardır ayeti bize Nefse uyulduğu zaman delalette olduğumuzu hidayete erebilmemiz için ise Allahın bir hidayetçisine tabi olunması gerektiğini bildiriyor. Taha Suresi 123. Size yaşadığınız her devirde hidayetçimiz gelecektir. Siz o hidayetçiye tabi olun mutlaka delaletten kurtulursunuz

Bakara Suresi 151. Sizleri hidayete erdirmek için sizlerin arasından peygamberler gönderdik

Secde Suresi 24: Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü onların aralarından doğru yola götürücü önderler ve Mürşitler kıldık buyurulmaktadır. Furkan Suresi 57:Habibim de ki ben sizden ücret istemiyorum. Benim ücretim Allaha aittir. Sizden Sadece Allaha giden bir yol tutmanızı istiyorum buyurulmaktadır. Şu halde delaletten kurtulup hidayete ermemiz, mutluluk ve saadete kavuşmamız için hidayet davetçisi bir Mürşid-i Kâmile tabi olmamız gerekmektedir. Buna da Dünya ve Ahiret tahsili olarak zikirle başlanmaktadır. Ankebût Suresi 45. ayeti kerimesinde Habibim sana vahyettiğim kitaptan oku, Namaz kıl. Çünkü Namaz bir insanı fuhuştan ve münkerden alıkor. Ama Allahın zikri en büyüktür buyuruluyor.

Demek ki Allahın zikri Namazdan ve bütün ibadetlerden önemli bir etken. Allah hiçbir ibadeti devamlı emretmemiş. Belirli zamanlarda belirli miktarda Namaz, Oruç, Hac gibi ibadetler hep kesintili olduğu halde zikir her Nefeste yapılmakta, insanın işine de engel olmamaktadır. Nisa Suresi 103. ayeti kerimesinde Otururken ayakta iken ve yatarken daima Allah ı zikret emrini görüyoruz. Öyleyse bir insan ya ayakta olur ya oturur veyahut yatar haldedir. Bu üç halin dışında olması mümkün değildir. Şu halde bir insan eline tesbihi alarak 24 saat boyunca tesbih çekme anlamında değildir. Kişi dilini damağına yapıştırıp ağzını kapatarak burnundan derin bir Nefes alıp tekrar aldığı o Nefesi üçe bölerek burnundan Allah Allah Allah diyerek verirse zikrin daima etkenliği ile kalbinde sürûr ve mutluluk Nurları parlamaya başlayacaktır. Kalbin iki penceresi vardır. Biri Nefse açılan pencere biri de Ruha açılan penceredir. Zikir daimleştikçe Nefis tarafına açılan pencere kapanmaya, Ruh tarafına açılan pencere ise açılmaya ve Nurları ile Kalbi aydınlatmaya başlayacaktır.

Bu yapılan daimi zikir hem işlerimizi yapmamıza engel olmadığı gibi kalbinizin her atışında Allah ı zikrediniz emrinin yerine gelmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla da Allahın davetine icabet etmekten ve kalbin zikir Nurlarıyla nurlanmasından, kişi bütün şartlarda rahatlatıcı mutluluğa ermektedir. İnsanların üzüntü ve stres halinde hemen ilk müracaat ettikleri şey sakinleştirici sinir ilacıdır. Ne yazık ki ondan da sonuç alamamaktadır. Halbuki Allahın en büyük rahatlatıcısı olan zikirle meşgul olsa hiç ilaç almadan sonuca varacaktır. Çünkü insan televizyonunun mutluluk ve saadet görüntüsünü onu yaratan Rabbil Alemin talimatına yazmıştır. Bakara Suresi 186. Bana dua edildiği taktirde mutlaka davete icabet ederim ayrıca Siz beni zikrederseniz ben de sizi zikrederim buyurulduğuna göre onun bizdeki zikri bizim üzüntü ve kederlerden uzak stressiz, mutluluk ve saadet içinde yaşam halidir. Hem ilaç almak hem de zaman zaman zikir yapmaya yeltenirsek maalesef sonuç almamız mümkün olmayacaktır. Bedenin tedavisi zahir doktorlarla, Ruhun tedavisi ise batın doktorlarla mümkündür.

İşte zikir yapıldığında kişi ferahladığını ve rahatladığını görecektir. Zikir yaptığımız zaman gelen rahmet bizi bir rahatlama hissine ulaştırıyor. Bu rahatlama sebebiyle de ferahlık duyuyoruz. Bu Zikir daimi olursa dünyadaki mutluluğu yakalamış oluruz.

Ondan sonra mukayyet olan bu Alemde Allahın Efal, Sıfat ve Zat tecellilerinin tahsili ile Ruhumuzun Allah a ulaşması ve gerçekleşecektir. Rahman Suresi 33. ayeti kerimesinde Ey cin ve insan topluluğu gücünüz yeterse göklerin ve yerin etrafından çıkıp gidin yapamazsınız. Ancak bir sultanla Hiçbir kişi sultanın yani Mürşid-i Kâmilin yardımı olmadan Allah a vuslat bulamaz. Görülüyor ki Ruhun Allah a ulaşması mutlaka bir Mürşid-i Kâmil vasıtasıyla gerçekleşecektir. Mürşid salike itikadının düzelmesi ve irfaniyetinin artması için Tevhidi Efal mertebesini telkin eder. Allahın delilleri anlamına gelen ayetleri okutur ve gösterir. Burada salikte çok büyük değişiklikler ve itikadında tebdilat olur. Kendini kınama haliyle Aleme açılan bir pencereden Kalbine Efali ilahiye Nurlarının sızdığını ve Kalbin nisbiyet karanlıklarından kurtulup aydınlandığına vakıf olacaktır. Sıfat mertebesinde de ilhamlara mazhar olarak Ahiret mutluluğuna erer. Yalnız ilhamlara aldanmamak lazımdır. Çünkü ilhamlar iki yerden gelir.

1- Rahmani İlhamlar: Hakkın temizlenmiş olan

gönlünde zuhur eder.

2- Nefsani ilhamlar: Buna zulmani ilhamlar da

denilebilir.

Rahmani ilhamlar kalbe Ruh penceresinden gelen Vahdet ve Kur-an ı Kerime uygun olan ilhamlardır. Bu ilhamlar kişiyi mutlu ettiği gibi başkalarına da anlattığında onları da mutlu eder. Nefsani ilhamlar ise Nefisten geldiği için kişinin kendi mutlu olsa bile başkaları mutlu olmaz. Çünkü Kur-an a da ters düşmektedir. Bu tecelliler Nefsin kişiyi aldatmasından ibarettir. İşte insanda Akıl, İrade ve Ruh üçlemesi zuhur ederse Mürşid-i Kâmilin tariflerini uygulamada zorluk çekmeden Allah a vuslat bulur. Ebedi saadet ve mutluluğu elde etmiş olur. Yoksa zaman zaman zikir ve şuhutlardan uzaklaşırsa Nefse uyduğu için bir türlü delaletten kurtulamaz. İlimle her şeyi bilse bile. Allahın üçüncü tecellisi olan vücudun vücudullah olduğunun idrakiyle hem bedenin hem de Ruhun irfaniyetine sahip olarak kemale erip mutluluk ve saadet yakalamış olur. Nefsini bilen Rabbinı bilir (H.Ş.)

Demek ki mutluluk ve saadet, Rabbimıza arif olup, Ademde ve alemde tecellilerini görerek huzur içinde yaşamaktır. İnsanın sulh ve sükûna ulaşması için nefsinin bütün afetlerinden kurtulması ve bu vücut şehrinde afetlerin yerine Ruh hasletlerini ikame ettirmesi lazımdır. Bu ise mutluluk ve saadete ulaşmaktır. Ali İmran Suresi 119. ayeti kerimesinde Onlar sizi Sevdikleri halde siz onlara muhabbet beslersiniz(seversiniz). Çünkü siz kitabın bütününe tabi olursunuz buyurulmaktadır.

Görülüyor ki bu hal Nefsin afetlerinden kurtulmuş olanların davranışıdır. Tevbe Suresi 100. İslamiyet inançları dolayısıyla muhacir ve ensarlar (Mekke den medineye göç edenlere muhacir, Medine de evlerini açanlara ensar denir) Allah onlardan razı onlar da Allah tan razıdırlar. Altlarından ırmaklar akan Cennetler ihsan edilerek orada ebediyyen kalacaklardır. İşte en büyük saadet budur.

İşte hem kendimizle hem de cümle Alemle barışık olmak Ruh birliği irfaniyetinin Allah a vuslatıyla mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Allah cümlemizi Nefis aleminden kurtararak Ruh alemine vuslatımızı nasip etsin. Ruhumuzun Mutmain olmuş Nefisle Allah a kavuşarak her sıfattan Cemalullahını müşahede etmek nasip eylesin.

****************************************************************

İNSANLARIN EBEDİ DİRİLİŞE DAVETİ :

Cenabı Allah kuranı kerimin enfal suresi ayet 24. de Ey iman edenler, Allah ve Resulu sizleri diriliğe davet ettiğinde, icabet ediniz. Bilinizki Allah kişi ile kalbi arasına girer. Bilinizki sonunda ona döneceksiniz buyurulmaktadır. Bu ayeti kerimede, Allah ve Resulu, sizleri davet ettiğinde, denmektedir. Allah gayıptan ayrı bir davet, Resulullah ayrı bir davet yapmış değildir. Allah, Resulullah dilinden iman edenleri, haylığa yani diriliğe davet etmektedir. Peki bu iman edenler ölümüdürki, diriliğe davet edilsin. İman edenleri imana davet şu demektir. Taklidi bir imandan,tahkiki bir imana burada davet vardır.bütün bu iman edenler, oruç tutarlar, namaz kılarlar, hacca giderler, zekat verirler, ama bunların siyreti nedir bilmezler. Kuran okumak ve her türlü ibadet ve taatlarını yaptıkları halde, ne okudukları kuranın kendilerine hitap ettiğini bilirler, nede ibadetlerin kendilerine sağladığı faydaları bilirler. İşte bunlar, taklidi iman sahibidirler. Bu durumdaki olan kişileri, taklitten tahkike davet gereklidir. Peygamberimiz ve mürşidi kamiller mazharından, cenabı Allah bu daveti yapıp durmaktadır.yunus suresi ayet 25: Allah sizleri selamet evine çağırır. Ve dilediği kimseyi, doğru yola iletir buyurulmuştur. İşte bu ayeti kerimede de açıkca görüldüğü gibi, günümüzde mürşidi kamillerden iman edenleri, evvela fiiller evine, sonra sıfatlar evine, sonrada zat tevhid evine davet etmektedir. Bu davete icabet edenler, cenabı hakkın şeriatı ahkamiyesindeki, emir ve yasaklarını, fiillerin tevhidinde uygulayacak, edep ve ahlak güzelliğini sıfatların tevhidinde, ilim yolu olan tarikatta uygulayacak,hakikat sırlarınıda zatın tevhidinde zevk ederek, ebedi Allahın diriliği ile dirilmiş olacaktır. Tevhid tahsilinde, bu vücut şirkinden kurtulmadan, bir kişinin hakkın varlığı ile dirilmesine imkan yoktur. Çünkü bir hadiste: varlığın öyle bir günahtırki onunla hiç bir günah mukayese edilemez buyurulmuştur. Onun için Allah kullarını bu nisbiyetlerden kurtularak, ebedi saadet ve diriliğe, davet etmekle, kullarının mutluluğunu ve, ne kadar onları sevdiğini göstermektedir.cenabı Allah, bütün kardeşlerimizi bu davete icabet edenlerden eylesin.

***********************************************************

İNSAN VÜCUDUNDAKİ BURUÇ SURESİNİN TEVİLATI :

Buruç,sabit yıldız kümeleri anlamına gelir.Afakta bu kainatta ,Dünyaya göre güneşin döndüğü yerin 12 de birini teşkil eden yıldız kümeleri anlamındadır.insan oğlundada,İnsan vücudundaki 12 delikten kendi yaşantısını idame ettirmektedir.zira kulak,göz,burun,ağız gibi bu 12 deliğin kendi bünyesindede,yüzlerce hücre ve görevli yıldız gibi parlaklık veren organlar vardır.batındada,Ruh güneşinin,kendi icraatını vücud buruçlarından gösterebilmesi için,12 yıldız kümesi halinde olan sıfat ve azalarından zuhur etmektedir.onun için bedenler,Ruhların buruçlarıdır denmiştir.

Bu yıldız kümelerinin ayakta durabilmesi içinde,sıfatların hepsini bünyesinde ayakta tutan vücuda ihtiyaç vardır.bu vücudda Cenabı Allahın kemalat sıfatları olan Muhammed mazharlarıdır.onun için Ruh güneşine kadar gidip soralım.sen ışık ve ısını nereden alıyorsun,gördüğümüz kadarıyla bu vücud kainatını aydınlatan ışık ve sıcaklığının kemalata doğru vuslat bulduruyorsun diye sorsak,.oda dile gelerek size derki;bendeki bu ısı ve ışık benim kendimin imalatı değildir.ben bu Nur ve kuvvetimi 12 buruçtan alıyorum diyecektir. çünkü onun bu Alemde,görev yapabilmesi için 12 buruça ihtiyacı vardır.Ruh güneşinden,tekrar yolculuğa çıkarak,12 buruçlar menziline varalım.ve yine soralım.bu Ruh güneşine gönderdiğiniz Nur ve ısıyı sizmi imal ediyorsunuz diye.onlarda,hayır bizimde kendimize ait hiç bir Nur ve ısımız yoktur.bizlerde bu Hz. Muhammedden alıyoruz diyeceklerdir.işte o zaman “Vema erselnake illa rahmeten lil alemin”Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammedin aynasında Ruh güneşinin Adem ve Alemi aydınlatıp sıcaklığı ile kemalata getirdiğini görürüz.

Bazı kişilerde, süflü olan Nefsi Emmare güneşi olunca,vücud ülkesindeki kavimlerde inanan müminlerin kazılan hendeklerin içinde yanmalarını seyrederler.yani vücuttaki,göz,kulak gibi hendeklerde,Nefsi emmarenin doğrultusunda gidenlerin gayriyet ve cehalet ateşi içinde yandıklarını seyrederler.onun için,bir kişi Nefsinin doğrultusunda yaşam içinde ise,o kişi,Gaflet ve cehalet ateşleri içinde kazılmış olan vücud hendeklerinde yanmaktadır.Allah her şeye şahid olması nedeniyle onlar Cehennem azabının verileceğini hatta verdiğini söyliyor.

iman edip salih amel işleyenlere gelince:Buruç suresi ayet 11″Altından ırmaklar akan Cennetler var.işte büyük kurtuluş budur” buyurulmakla,onlarada mükafatlarını söylemiş oluyor..bunlar Cenabı Hakkın zat,sıfat ve efal tecellilerinin Cennetleridir.işte kişiler,Hakkın bu tecellilerinin şuhuduna vakıf olunca,sonsuz zevk alacaklardır.bundan büyük lutuf ve kurtuluş olamaz.Celalden Cemale,Cemaldende kemalata vuslat bularak azamet sahibi olurlar.bütün cihanın camisi olmuş olurlar.

Cenabı Allah bütün kardeşleriminde,beden buruçlarındaki hendeklerde cehalet ve gayriyet ateşleri içinde yanmaktan kurtarsın

 

NOT : Bu döküman alıntıdır.Hazırlayan Kardeşlere teşekkür ederim.


TEVHİD NEDİR

TEVHİD NEDİR

Tevhid birlemek demektir.Allah tan başka ilah olmadığına inanmak demektir. Bu da Lâ ilâhe illâllah sözleriyle ispat edilmiş olur.

Bir kişi Lâ ilâhe illâllah vehdehu lâ Şerike leh Lehül mülkü ve lehül hamdu vehuve âlâ külli şeyin kadir(Allah tan başka Mabud yoktur. O bir olan Allah;tır. Ortağı yoktur. Mülk ancak onundur. Hamd ancak ona mahsustur. O her şeye Hakkıyla kadirdir) dese, diliyle Tevhid etmiş olabilir. Fakat bu ifadeyi kullandığı halde kalbi bundan gafilse, lafzı ve taklidi bir Tevhid olur. Allah;ın bu mukayyet olan aleme (hadisata) tecellisi 3 yüzüyle olup efal, sıfat ve Zat yüzlerini idrak ederek; bütün zerreden kürreye kadar her varlıkta fiil ve işlerin failinin Allahın olduğunu, bütün sıfatların mevsufunun (sabit sıfatların) Allahın olduğunu, bütün mevcudun Allahın olduğunu, (Allah vâcibul vücuttur) bilir ve şuhut ederse Tevhid etmiş olur.

Bir salik hiçbir zaman Allah;ı kendi Tevhid edemez. Zira vela havle vela kuvvete illâ billâhilaliyyil azim. Güç ve kudret Allah;ınsa nasıl olur da onu Tevhid edebiliriz. Yalnız kendine nispet ettiği bu efalin, sıfatın ve Zatın yokluğunu, sağlayabilirse işte o zaman Allah;ın varlığı Tevhid olarak ortaya çıkar. Siz yok olursanız, sizin varlığınız aradan çekilirse kalır Yaradan. Şu halde biz, o zanlarımızdaki kendimize nispet ettiğimiz varlıktan geçmeden, onu Tevhid etmemiz mümkün değildir. Bizler Tevhid etmiyoruz.Kendi varlığımız diye bildiğimiz varlığın yok olması ile onun varlığı ortaya çıkmış oluyor. Demek ki Tevhidi kendi yapmış oluyor.

Lâ ilahe demek zanlarımızda hayalimizde öyle bir ilah yok. Bizim kendimize nispet ettiğimiz efal, sıfat ve Zatımız da yok. İllâllah demekle işte illa o görünen ve bilinen bütün varlıklarda, Zatını ilan eden, Zatını sıfatlarından tecellisi ve fiilleriyle açığa çıkan tek Allah vardır. Hâdid Suresi 3. ayetinde:Hüvel evvelü vel ahiru vel zahiru vel bâtın buyurulduğu gibi ben zahirim denmektedir. Zahir olan da açıkta görünen demektir. Zaten Allah tan başka büyük bir varlık yoktur ki onu örtücü olsun. Vahdehu la şerikeleh demek bütün varlıklarda tecelli eden senin tekliğindir. Bu varlıklarda tecellinin senden başkasına nispet ederek şirk eden (ortak koşan) hiçbir kimse de yoktur. Lehul mülkü demek bu mülk de senindir. Yani senin tecelli mazharlarındır (aletlerindir). Lehül hamdu, bütün hamd (övmek) sanadır.Vehuve âla külli şey in kadir demek o her şeye muktedirdir, gücü yeter. Demekle ister kendimizde isterse afakta (bizden gayri varlıklarda) bütün varlıkların Allah;la kaim olduğunu, bütün varlıklarda tecelli edenin Hak olduğu bilinciyle şuhut edersek, Tevhidi idrak etmiş oluruz.kuranı kerimin zariyet suresi ayet 56 ins ve cinleri bana ibadet etmeleri için yarattım buyurulmaktadır.sahabeler Resulullah efendimize sormuşlar.ibadetten kasıt nedir diye.oda ehli arifın ve ehli muvahhidin olmaktır ; buyurmuşlar.yani Allahı tevhid ederek bilmek demektir. Yunus Suresi 105. ayetinde Yüzünü Tevhid dinine döndür ve sakın müşriklerden olma buyurulmuştur. Bu ne demektir? İslam dini Tevhid dinidir. Bu kesret Aleminde zerreden kürreye kadar, her şeyde Zatını ilan eden Allahtır. Bütün varlıklar onunla kaimdir. Yani her şeyin sireti Hak, sureti mahluktur. Şu halde her şey dediklerimiz Hak değil;bunların hakikatı Hak olmuş oluyor.

Cenabı Allahın zatına,hakikatı ilahiye,sıfatına hakikatı Muhammediye,esmasına hakikatı insaniye,Efaline hakikatı Ademiye,bunların kemalatıyla bir mahzardan tecellisinede,camiül esma,veya Alemi kübra olan Muhammedi diyoruz.

İşte biz de kendimize ve bütün varlıklara Allah;ın mukayyet olan bu Alemdeki bu üç tecellisini kendimize nispet etmekten, şirk etmekten kurtulabilirsek, o varlıkların yaratılma yerlerine göre fiillerini şuhut ederek ihtilaflardan kurtulmuş oluruz. Çünkü Allah alimdir, bizler ise malumuz. Allah bütün yarattıklarının malumiyeti nispetinde tecellisini gösterir. Dolayısıyla da bütün fiillerin faili (halk edicisi) Allah olduğu için hem kendimizle,hemde bütün insanlarla ve bütün hayvanatla barışık oluruz. İşte böyle bir Tevhid inanç ve itikadı islam dininde bölünmeleri yok eder. Muamelet bölümündeki, insanlarla olan münasebetleri en üstün düzeyde iyi ve güzel olur. Sahtekarlık, yalancılık, kıskançlık, dedikodu vs. gibi Kur-an ı Kerim de yasak edilen hasletler de olmaz.

Toplumdaki insanlar Tevhid akideleriyle birbirleriyle kucaklaşarak hem dünyalarını hem de ahiretlerini mutluluk refah ve saadet haline dönüştürmüş olurlar.

*****          *****          **********          *****          *****

TEVHİD GÖMLEĞİ NEDİR?

Kur-an ı Kerimde muhtelif yerlerde Tevhid gömleğini giyenlerin kurtuluşa erdiğini, bizlerin de Tevhid gömleğini giymemizi emrediyor. İbrahim A.S. Nemrud un ateşine atıldığında, Nemrut dürbünle ateşin içinde güllük gülistanlık olarak beyaz bir gömlek giymiş, bir kişi ile oturduğunu görmüştü. Sorduğunda yanındakinin Cebrail A.S. üzerindekinin de Tevhid gömleği olduğunu Tevhid gömleği sayesinde ateşin yakmadığını söyledi.

Ayrıca Yusuf Suresinde Yusuf A.S.ın kardeşleri Yusuf u kuyuya attılar. Fakat Cebrail A.S. ona beyaz gömleği giydirdiği için kuyunun dibine kadar düşmeyip kuyu kenarında gömleği bir dala takılarak askıda kaldı. Kervancının sucusu kova ile kuyudan su çekerken ona tutunup çıktı. Kuyunun dibine düşse idi kuyunun dibinde yılan ve çıyanlar olduğu için kurtulması mümkün olmayacaktı. İşte Yusuf u da o gömlek kurtarmış oldu. Yusuf Mısır a götürülüp Maliye nazırına köle olarak satılınca onun eşi Züleyha ona sahip olmak istedi. O ise kabul etmedi. İşte o zaman Yusuf un üzerindeki o gömleği arkadan parçalayarak yırttı. Çünkü Yusuf un yönü Ruha dönük arkası da nefse dönüktür. Arkadan gömleği yırtılınca bu işin Yusuf un değil, nefsin bir işi olduğu ortaya çıktı. Dolayısıyla da yine gömlek Yusuf u haklı çıkarmış oldu. Züleyha nın yaptığı anlaşıldı. Ayrıca Yusuf zindandan çıkıp Mısır a sultan olunca kardeşleri de onun Yusuf olduğunu anladıklarında Yusuf kardeşlerine bir gömlek vererek bu gömleği babama götürüp gözlerine sürünüz gözleri açılsın dedi. Babası Yakup ta Yusuf için yanıp tutuşuyordu ve gelene geçene Yusuf u soruyordu. Yakınları ise Yusuf öleli çok seneler oldu. Bu kişiler Yusuf u ne bilsinler, sen bunamışsın dediler. O da ben Yusuf u kime sorduğumu bilirim. Ben peygamberim diyordu. Gömlek geldi gözlerine sürünce görmeye başladı.

İşte bu gömlek nasıl bir gömlek ki gözlere sürülünce gözler görmeye başlıyor. Bu gömlekte iki kol bir beden vardır. Bu gömleğin bir kolu tenzih bir kolu teşbih bedeni de Tevhiddir. Şu halde bir şeyi Kalbimizle tenzih hissimizle teşbih yaparak şuhut edersek Tevhid gömleğini giyenlerden olmuş oluruz. Kalp Yakub u Yusuf olan candan veya Ruhtan ziya gelmeden yani nurlanmadan kalbin şubeleri olan görme, duyma gibi sıfatlardan görmesi duyması olamazdı. Onun için onun gönderdiği manevi gömlek onun böylece gözlerini açmış oldu.

Bizler de bu gömleğimizi giydiğimizde bize iftira etseler, her türlü kötülük yapmaya yeltenseler hatta tabancayla mermi sıksalar hepsinin o gömlekten içeriye geçmediğini patır patır gömleğin üstünden döküldüğünü göreceğiz. Çünkü Onu biz indirdik. Onun muhafazacısı da biziz buyurulmuştur. İşte bu Tevhid gömleğini giymek için gerekli olan anahtarları Allah Mürşid-i Kâmillere ihsan etmiş. Gidip onlardan alarak giyeceğiz yoksa kainatı dolaşsanız hiçbir pazarda bu satılmaz.

*****          *****          **********          *****           *****

TEVHİD MERTEBELERİ VE YAŞAM ŞEKLİ

Tevhid Mertebelerini Pirimiz Seyyid Muhammed Nurul Arabi Hz.leri iki bölümde mutala etmişlerdir.

1- Fenafillah Mertebeleri

2- Bekabillah Mertebeleri

Fenafillah Mertebeleri üç makamdır.

1- Tevhidi Ef al

2- Tevhidi Sıfat

3-Tevhidi Zat

Bekabillah Mertebeleri ise dört makam olarak isimlendirilir.

1- Makamı Cem

2- Hazretül Cem

3- Cemül Cem

4-Ahadiyet (bu makam yalnız Peygamber efendimize ait olduğu için telkin edilmez. Edilse bile anlaşılmaz.)

TEVHİDİ EFAL: Fenafillah mertebelerinin başlangıcı olup fiil ve işlerin birliği demektir. Bir salikin bu mertebeye gelebilmesi için her Nefeste daimi zikirle kalbinin mutmain olması, dolayısıyla da dış temizliği olan zahir Abdesti ve daim zikir olan batın Abdesti alması lazımdır. Dışını Şeriat ahkamıyla, içini de saat gibi daimi zikirle kurması lazımdır. Fecr Suresi 27-28. Ayetlerindeki: Ey mutmain olmuş nefis dön Rabbına hitabına mazhar olarak Tevhidi Efal telkin ve talim edilir. Bu mertebede salike 4 şuhud gösterilir. 1- Tevhidi Ef al 2- Fenayı Efal 3- tecelli Efal 4- Cennetül Efal veya irfan Cennetidir. Rabıtası da Lâ Faile illallahtır. (Allah tan başka Fail (halkedici) yoktur.) Salik, Enfüsde, Afakta, sükûn ve hareket halinde bütün fiilleri birleyerek, bunların hepsini Hakka nispet eder. Fiiller her ne kadar iyi ve kötü fiiller diye isimlendirilse de iyilik ve kötülükler bizler içindir. Yoksa Hakka nisbet edildiğinde hepsi hayırdır. Arifler fillerin cümlesini Hakka nispet ederler. Yine de Allah kötü yaptı denilmez. Zira kötü ismini icat eden nispettir. Eğer işin kula nispeti olmamış olsa, o işin iyiliği ve fenalığı tayin olunamazdı. Şu ayetten anlıyoruz ki fiillerin faili Allah tır. Saffat Suresi 96. Allah sizleri ve sizlerin amellerinizi halk eyledi.

İşte salik Enfüsünde ve Afakında bütün fiilleri hissi ve kalbi olarak Hz. Allah a nispet ederse, Kalbi müşahede ile zevk hâline geçer. Karşılaştığı her olayda fiillerin meydana gelmesine vesile olan mazhar veya kullara nispet etmeyeceği için şirkten kurtulan o salik; Hacivat ile Karagözün kendilerinin hiçbir güç ve kuvvet sahibi olmadıklarını, onları kavga ettirenin, onları oynatan sanatkarın olduğunu bildiği gibi, bilecektir. Her şeyi yerli yerinde görüp; Enfüsünde fark, (Şeriata uyup uymadığını tartması)kendi eksikleri varsa peyder pey onları yok etmesi,Nefsini levm etmesi lazımdır. Afakta ise Cemde (birlikte) mutâla edip, mutlu olacaktır.

Bu salikler yaşamlarında sakin ve şeri hükümlere tabii olarak yaşarlar; bütün tecellilere nazar ederler ve zuhurata tabi olurlar.Cenabı hakka boyun bükmüş,ve tam teslimiyetle,kalbi ile daimi zikir,hissi ilede Rabıtayı kullanırlarsa, Efendisinin himmetiyle Tevhidi Efal zevkine ermiş olurlar.

TEVHİDİ SIFAT: Fenafillah mertebelerinin ikincisidir. Hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar ve kelam sıfatları Hakkın olup, bu sıfatlar salike ayna olmakta ve orada Hz. Mevla müşahede edilmektedir. Burada salik zevken bu sıfatlar ile mevsuf olanın Hak Tealâ olduğunu bilecektir. Bunun için de bu mertebede 4 şuhut öğretilir: 1- Tevhidi Sıfat 2- Fenayı Sıfat 3- tecelli Sıfat 4- Cennetül Sıfat. Rabıta olarak ta Lâ mevsufe illallah verilir. Bakara Suresi 255, Şuara 11 ve Kasas 68 gibi ayetlerde bütün subut (sabit) sıfatların halikinin Allah olduğunu anlamaktayız.

Sıfatlar gayba aittir, zuhura gelince şehadete intikal ederek esma adını alır. İlim bir sıfattır, zuhura gelince Alim adını aldığı gibi bu mertebeyi gören saliklerde edep, ahlak ve yüceliklerin görülmesi lazımdır. Zira fiil ve subut sıfatların nisbiyetlerinden kurtulan bir kulun mâğfirete ermesi, temizlik, doğruluk ve Resulullah (S.A.V.) Efendimizin güzel ahlakını sergilemesi lazımdır. Efal ve Sıfat mertebelerini görenlere Tevhid de tarikat ehli de denilir.

TEVHİDİ ZAT: Tevhidi Zat, vücut birliği demektir. Vücut Hakkındır. Efalin vücudu yoktur. Sıfattan tecelli ediyordu. Sıfatın da vücudu yok o da vücuttan tecelli ediyor. Allah Vacibul Vücuttur. İşte salike fenafillah mertebelerinin sonuncusu olan Tevhidi Zat Mürşidi tarafından 4 şuhutla tarif edilir. 1- Tevhidi Zat 2- Fenayı Zat 3- Tecelliyi Zat 4- Cennetül Zat. Rabıtası ise Lâ mevcude illallahdır.

Bu makamda salik hissen, aklen ve hayâlen gerek Efal, gerek Sıfat ve gerekse Zat aynalarından Vücudullaha bağlanıp cümle eşyanın vücudu Hak olduğunu mülahaza eder ve zevk alır. Daimi zevkte kalabilmesi için Rabıtaya sımsıkı sarılır. Halkın fani Hakkın ise baki ve zahir olması halinde zevkidar olur. Bu halle hallenen kişi ihtiyari bir ölümle ölmüştür. Mutu kable ente mutu (H.Ş.) Ölmezden evvel ölme budur. Kasas Suresi 88, Rahman Suresi 26-27, Yunus Suresi 62. ayetlerinde açık olarak bu mertebenin halini görmekteyiz.

Bu Fenafillah mertebelerini gören bir salik Nefsini bildiği için Rabbini de tanımıştır. Nefsini bilen Rabbini bilir (H.Ş.) Her ne kadar ilimle Fenafillah olunmuşsa da yine de zaman zaman Nefsine tabiliğinden geçemediği için hem mahcubiyeti görülür; hemde makam zevkleri tecelli ettiğinde ehli keşiftirler. Yani halkla olduklarında hicapları, Hakla oldukları zaman keşifleri artar. Ehli velayettirler.

CEM MAKAMI: Beka makamlarının birincisidir. Fenafillah mertebelerini zevk edip kulun kendisinin zannettiği Fiil, Sıfat, ve Zatın da yok olduğunu anlayınca bu mertebe de telkin edilir.

Salik bu yerde Hakkı zahir Halkı batın müşahede edecektir. Bu makamda halk ayna olup, oradan Hak zahir olmaktadır. Ve Vahdet şuhudu kişiyi istila eder. Cem makamı telkin edilen salik Hakka kuvve olup onun kuvvesinden Hak zahir olurken, kendisi batın olur. Aynı zamanda eşya da butuna girer. Bir cismin gölgesinin, öğle vakti cisimde yok olduğu gibi halk mazharından Hakk ın zahir olmasıdır. Efalin, Sıfatın, Zatın birliği zevkiyle her nereye bakarsa Hakkın Cemal yüzünü görmesi onun zevki olacaktır. (Bakara Suresi 115). Saliki ismi ile çağırsalar ismini bile duyamayışı onun zevki olacaktır. Bu makama Kurbi Feraiz, Uluhiyyet, Ruh makamı gibi isimler de verilmiştir. Bu makamda salik fazla durdurulmaz. Salik kabızlık ve yalnızlık içindedir. Cem Makamı Hz. İsa A.S.ın makamıdır.

HAZRETÜL CEM MAKAMI: Bekabillah mertebelerinin ikincisidir. Bu makamda halk zahir Hak batındır. Hak aynasından halk zahir olarak müşahede edilir. Cem de bilen gören ve işiten abdın kuvvesiyle Hak idi; bu makam da ise, Hak kulun kuvvesi olmaktadır. Hadisi Kudside Kulum bana nevafille yaklaştığı zaman duymasına kulak, görmesine göz, konuşmasına dil olurum… buyurulmuştur. Her nereye nazar edersek edelim zahirde halkı batında ise Hakkın tecellisini zevk ve ifade ederiz. Necm Suresi 8. Sarktı-Fetadalla miraç ayeti Zat olan Allah ın Muhammed olan sıfatlara yani kesret alemine zuhuratı olarak da zevk edilir.

Hazretül Cem e bütün sıfatların, Zatı Hak ile kaim olduğunun müşahede ve zevk olduğu bir makam olması nedeniyle sıfatıyyun da denilir. Bu mertebedeki saliklerin şeriatlarında kemâlat, yücelik ve ahlakı Resulullah (S.A.V.) görülmektedir. Bunlar Mukarribindirler.

CEMÜL CEM MAKAMI: Bekâbilah mertebelerinin üçüncüsüdür. Makamı Cem ile Makamı Hazreti Cem i kendinde toplayan yani vahdet ve kesreti cem eden bir makamdır. Buna Tenzih ve Teşbihi Tevhid yapmak yeri de diyebiliriz. Batın olan mutlak ve zahir olan mukayyedin hepsi Haktır diye zevk ederiz.

Kur-an-ı Kerim Hadid Suresi 3. ayeti O evveldir, o Ahirdir, o zahirdir, o batındır bu zevkimize delildir. Ayrıca Necm suresi 9: da kabe kavseyn Celal ve Cemal yaylarının birleştiği Kalp mertebesi de denilir. Vahdet aynı kesret, kesret de aynı vahdet olarak zevk edilir. Tevhidi Efal mertebesinde fiillerden soyunan salik bu yerde Hakkın fillerini giyer. Peygamber ve Velilerin sırlarına vakıf olmak isteyenler bu makamı gerçek yönüyle zevk etmelidirler. İşte o zaman hafi şirklerin de tamamen yok olduğu bu yerde ibadet eden, ibadet ve ibadet edileni birlemişlerdir. Mürşid-i Kâmillerin saliklere telkin ettikleri son mertebedir.

AHADİYETÜL CEM MAKAMI: Bekabillah mertebelerinin 4. ve sonuncusudur. Bu makam Makamı Muhammed dir. Makamı Mahmud da denilir. Kesret olan varlıklardan kaydın kaldırıldığı yerdir. Bundan sonra başka bir makam da yoktur, en yüce mertebedir. İbrahim (A.S.) Tevhid babası olduğu halde bu makama ancak Muhammed (SAV.) Efendimizin müsadeleri ile girebilir. 1- Ahadiyetül Ayn 2- Ahadiyetül Kesret diye iki kısımda mütala edilir. İhlas Suresi 1: Kul huvella hu ehad (de ki o Allahtır bir tektir) Enfal Suresi 17: Habibim sen attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı İsra Suresi 34, Enam Suresi 152 ayetleri bu makamın zevkinin delilleridir.

 

NOT : Bu döküman alıntıdır.Hazırlayan Kardeşlere teşekkür ederim.


MUSA A.S

MUSA A.S.IN ŞUAYIP A.S.DAN TAHSILI :

Musa a.s. bir gün evinden çıktığında,iki kişinin birbirleriyle kavga ettiğini gördü.birisi karşıdaki düşmanına karşı,Musadan yardım istedi.bu iki kişiden biri firavunun adamlarından biride musanın taraftarlarındandı.Musa da,karşıdaki kişiye bir yumruk vurunca,onu öldürdü.bu durum karşısında,Musa olaya üzüldü.ve Rabbına yalvararak,hata yaptığını,af etmesini istedi.Allahta onu bağışladı.

Şehrin öteki başından gelen bir kişi,Musa ya dediki:Kasas suresi ayet 20 Ey Musa,şehirin ileri gelenleri seni öldürmek için hakkında müzakere yapıyorlar.buradan çık git dedi.

İşte bizim gibi Musalar,Nefsi emmare Firavununun vehim ile,inanan kişinin idrakı daima kavga ederler.musada iki vadantaşın kavgalarına şahit oldu.demektir.Hak ve hakikata gönül veren Musalar,bunlardan birisini vurunca öldürdü.şehrin öteki başından gelen Akıl,onu ikaz ederek oradan kaçmasını söyledi.Musada Medyene doğru yol aldı.Medyen burada,kendi varlığından geçerek, hakkın varlığı ile var olan kurtulmuşların diyarıdır.Medyen suyuna varınca,hayvanlarını sulayan bir kısım insanları buldu.suyun başında,herkez sıraya girmiş,fakat iki kızda davarlarını sulamak için,en sonda sıra bekliyordu.kızlara Musa yaklaşarak,onların durumunu sorarak,başka suyun olmadığını öğrendi.kızlar işaret ederek,karşıdaki büyük bir taşın altında,bir suyun olduğunu,fakat babaları ihtiyar olduğu için davar sulamaya gelmediğini,kendilerininde buna güçlerinin yetmediğini söylediler.onun için herkez suladıktan sonra,sıra bize geldiğinde sulayabileceklerini söylediler.

Musa güçlü kuvvetli olduğu için o büyük taşı kaldırarak kızların davarlarını suladı.kızlarda,erkenden babalarının yanına döndüler.

Babaları olan Şuayip a.s.kızlara bu gün erken geldiniz dedi.kızlarda,Musa isminde bir çobanın kendilerine yardım ettiğini,onun güçlü kuvvetli,ve çok temiz olduğunu babalarına söylediler.üçretli olarak onu çaban tutalım diye,babalarına ricada bulundular.Şuayip a.s.bunların tekliflerini kabul ederek,Musayı çağırmalarını söyledi.Musa geldiğinde,pazarlık başladı.kasas suresi ayet 27 bana sekiz yıl üçretle çalışırsan,bu kızlarımdan birini sana nikah yaparım.eğer on seneyı tamamlarsan,bu beni daha memnun eder buyurdu.

İşte bir salikte,Mürşidi kamile gider,onun tahsilinde sekiz sene çalışır,yani 8 sıfatı subutiyesinin,terbiye tahsilini görürse,Ruhun,Ruh sıfatlarından tecelli eden ameli kızına sahip olur.kişinin kendine nisbet ettiği sıfatları fani etmekle,hakkın sıfatlarının kendi mazharından tecelli zevkine sahip olur.demektir.Musa,8 sene sonunda Şuayip a.s.dan kızını alarak ayrılırken,Şuayip a.s.Musaya dediki;bir sene daha kalırsan, davarların kuzularını sana hediye ederim.sermayeniz olur.dedi.Musa bir sene daha Şuayip a.s. ın yanında kaldı.o sene kuzuların hepsi erkek doğdu.Şuayip a.s.ya Musa bir sene daha kalırsan,inşallah Rabbım kuzuları dişi verir.böylece çoğaltırsınız dedi.Musa bir sene daha kaldı.bu sefer kuzuların hepsi dişi doğdu.

Musa eşi ile birlikte,erkek ve dişi kuzularıda alarak,yola çıktı.işte bir kişide,Fenafillah olup,8 sıfatının, hakkın tecellisi olduğunun zevkine erince,o kişi Ruhullah olur.vahdaniyet zevki,onun bütün erkek kuzu olan,vahdet tecellilerine mazhar olur.bir sene daha kalarak,dişi kuzuların doğmasıda;Ruh mertebesinden,kesret aleminine sıfatlardaki tecellisi ile nevafil olarak yaklaşımıdir.şu halde,bizim gibi Musalar,Firavun olan Nefsi emmare ülkesinden,Şuayip a.s.in bulunduğu,Mürşidi kamilin ülkesi Medyene gitti.Mürşidi kamilde 8 sıfatından tecelli eden,her tecellinin kendisinin olmadığını,bunların hakkın olduğunu,tahsil etmekle,amellerindeki şirk halindeki Beka tecellileriyle müşerref olarak,Rabbının tecellileri ve ameli olan kızınıda almış oldu.iki sene daha kalırsan memnun olurum sözü ise;birinci senede kuzuların erkek doğması,vahdaniyet zevki ile kişinin zevklenmesi,ve haktan başka hiçbir şeyi görmemesi demektir.ikinci senedede,kuzuların dişi doğması,kişinin bütün sıfatlarından hakkı zuhur etme zevkine sahip olmasıdır.kul olma zevki, Muhammed olma zevkine kişinin sahip olmasıdır.Kasas suresi ayet 19-29 ayetleri arasında anlatılan bu kıssa,ululazym peygamber olan Musa a.s.ın hikayesi olarak,bizlere anlatılmışsada,ibret olarak bizim gibi Musaların,bir Mürşidi kamil olan Şuayip a.s.a sığınmamız gerektigini anlatıyor.8 sene hizmet ederek tahsilimizin gerektiğini bildiriyor.bu tahsili yapmayanların helak olacağını anlatıyor.Cenabı Allah,bütün kardeşlerimi nefsin tahakkümünden kurtarsın.vuslatında kolaylıklar ihsan etsin

*****          *****          **********          *****          *****

MUSA VE HIZIR KISSASI :

Kuranı kerimin kehf suresi 60-83 ci ayeti kerimeye kadar kıssa olarak anlatılan musa ile hızır vakası bizlere sayılamıyacak kadar ders vermektedir. Bizim gibi musaların, her zaman hazır ve bütün müşküllerimize deva olabilecek hızırlara yani mürşidi kamillere ihtiyacımız vardır. Onlar şeriat ve hakikat deryalarının birleştiği mecmual bahreyn mertebesinin sahibleridir.orda bulunurlar. Ayetlerin zahiri aynen anlatıldığı gibidir.zahir olarakta ibret almamiz lazımdır. Fakat,kıssada geçen her türlü vaka ve olayın batınını bilmezsek remzettiği mana ve şifreleri anlamadığımızdan, laikiyle istifade ettiğimizi söyleyemeyiz. bir gün musanın kavmi, musa a.s. a senden üstün alim bir kimse varmıdır dediler. Musa a.s. yoktur dedi. Çünkü afakta peygamberlerden üstün alim kimse olmaz. Enfusta kişinin nefsi emmaresi benlik ve çok bilmişlikten mütevellit, oda yoktur diyecektir. Cenabı hak musa a.s. a iki denizin birleştiği yerde bir kulum var, onunla görüş dedi. Musa a.s. onu ben nasıl bulabilirim diye sordu. Cenabı hakta, sepete yiyecek,olarak,koyacakları,balığın.bulduracağını,söyledi.arkadaşı yuşa ile yola çıkan musa,yollukları olan balığı alarak yürüdüler. Yani balık aşkıydı. Arkadaşı yuşa ise nefsi idi. İki deryanın birleştiği yerde mola verdiler. Ve musa uykuya daldı. Musa uykuya dalınca sepetin içindeki balık bir yol bularak denize gitti. Çünkü balığın denize gittiği vakit, kalp musası uykuda ve nefis yuşasıda uyanık olur. İnsanda vehim şeytanı,nefis yuşasının, kalp musasına balığı hatırlatmasını unutturdu. Tekrar yollarına devam ettiler. Bir zaman sonra musa a.s. yuşa balığı getir yiyelim dedi. Oda senin uyuduğun o iki denizin birleştiği yerde,o denize bir yol buldu gitti dedi. Musa ,işte gitmemiz gerekli yer orasıdır diyerek geri döndüler. Ve oraya geldiklerinde, bir piri fani gördüler. Selam vererek,yanına yaklaşıp arkadaş olmak istediğini,söyledi, oda otur bakalım,evvela bir yemek yiyelim,sonra bu mevzuyu konuşuruz dedi. Yemekte hızırın önünde pişmiş bildırcın eti ve kudret helvası vardı. Musanın önündede,çiğ bir tavuk vardı. Musa bunun hikmetini sordu.oda;senin gibi bu yiyeceğinde çiğ,onun için seninle arkadaşlık yaptığımda sen benim sözlerime itiraz edersin dedi. Musa da itiraz etmiyeceğini ve çok şeyleride sizden öğrenirim inşaallah dedi. İşte, hızır olan mürşidi kamillere, hak ve hakikatı öğrenmek için gelen salikler,hiç itiraz etmeden vuslatlarını tahsil etmelidirler. İtiraz ederlerse,oracıkta kalırlar. Bir adım dahi ilerleyemezler. Hızırla bırlıkte musa , oradan kalkıp vapur iskilesine geldiler. Ve bir gemiye bindiler. O beldede hızırı herkez tanıdığı için,onlardan gemiye binme ücreti bile almadılar. Gemi denizde biraz açılınca,hızır gemıyı deldi.musa hemen itiraz ederek,ücretsiz bindikleri gemiyi neden deldiğini sordu. Hızırda;kendisine itiraz etmemek için söz verdiğini,böyle benim işlerime karışırsan ayrılacağını söyledi. Sonunda karaya çıktılar. Orada bir çocuk topluluğunun oyun oynadıklarını gördüler. Hızır o çocuklardan birisinin başını koparıvardi. Bunu gören musa,tekrar itiraz ederek günahsız bu çocuğu ne için öldürdün dedi. Hızırda çocuğun kürek kemiğini çıkararak musaya,sen kürek ilminden anlarsın diyerek verdi. Musa baktıki;çocuğun anne ve babası çok temiz insanlar,fakat çocuğun ileride bir fesatcı olacağını gördü. Ve anladı. Musaya hızır,bir daha itiraz edersen yollarımız ayrılacaktır.dedi. tekrar yollarına devam ederek bir şehre geldiler. Orada bunlara hiç bir kimse yiyecek vermedi. Fakat orada yıkılmakta olan bir duvarı hızır düzeltti. Buna binaen musa, bu işimizin karşılığında üçret alır ve yiyeceğimizide temin ederiz dedi.hızırda işte bizim arkadaşlığımız buraya kadardır. Ben onu ücret karşılığı değil,fisebilillah olarak yaptım.dedi.hem ben bu üç olayı cenabı hakkın emirleriyle yaptım. Kendiliğimden yapmış değilim dedi. Musa da madem cenabı hakkın emriyle yaptınız,bana bunun hikmetlerini söylerseniz memnun olurum dedi. Hızır, gemiye bindikten sonra,gemiyi delmemdeki hikmet;o gemi 10 yetimin malı idi. Yakında seferberlik ilan edilecek, ülkenin zalim patışahı bu gemi delik diye emrine almak istemiyecek. Ve yetimlerde,geminin ticaretinde çalışarak madur olmalarını önlemek için yaptım dedi. İşte mürşidi kamillerde, kendilerine tabi olan saliklerin 5 zahir 5 batın duygularını hak ve hakikat yolunda irfaniyetlerini sağlaya bilmek için saliklerin varlık gemilerinin delinmesini sağlarlar. Çünkü zalim hükümdar olan nefsi emmare,bu duyguların malı olan o varlığa sahip çıkmasın. Bir saliktede,kamilinin verdiği zikirden sonra tevhidi efali aldığında,bütün fiillerin failinin Allah olduğunu anlayınca,varlık gemisine su girdiğini görecektir. Yani,o ilim nuru olan suyun,varlık gemisine efal deliğinden gemiyi istila ettiğini anlayacaktır. Tabiiki musalarda o güne kadar kendine nisbet ettiği bütün fiillerin faili Allahtır denınce itiraz edecektir. Çünkü hemen kabullenmek çok zordur. Çocuğun başının koparılmasıda; anne ve babası çok temiz insanlar olduğu halde, çocuk büyüyünce,fesatcı olacağı için cenabı hakkın ilhamı ile başını kopardım. Yani;o güne kadar nefsi emmaresinin doğrultusunda giden sıfatlarla,zahir olup kin, gadap ve şehvet gibi vesaire sıfatların öldürülmesidir. İnsanlarda baş, sıfatların tecelli mahalli olması nedeniyle başı koparıldı. Denmiştir. Anne ve babanın temiz kişiler olması da, ruh ve onun tecelli sıfatlar olan nefis, aslında rabbımın emirlerindendir. Ne zaman emmare nefse uydu, o zaman fesat çıkarır. Duvarın yıkılıp tekrar yapılmasına gelince: o duvarın altında iki yetimin hazineleri vardı. O yetimler henüz küçük oldukları için, akıl bali olmadan duvar yıkılıp o hazineleri, başkaları almasın diye duvarı yeniledim. Çünkü o zamana kadar çocuklar büyüyecek, hazineler duvarın altında olduğu için hiç kimsenin haberi olmayacaktır. Diye yaptım dedi duvardan murat senin diye bildiğin vücudundur. Bazı zevat duvarın altında ki biri la ilahe illallah dır. Biride Muhammeden resullullah dır. Demişler bazılarıda biri öz, biride söz hazine küpleri demişlerdir. Bazılarıda o duvarın altın daki hazineden kasıt biri celal biride cemaldir demişlerdir. İşte sendeki bu hazinedede biri ten, biri candan ibarettir. Hızır gibi kamillerden aldığın telkinatla, kişinin variyetini, efal burgusuyla delmeli ve harab etmeli, sıfatlarından zuhur eden nefsin, kişiye nisbiyet isteklerinin başını koparmalı, ve vücudun vücudullah olduğu idrakı ile mülkünde ondan başkasını bırakmıyarak, daima zatından sıfatlarına tecelli ile, sıfatlardaki fiilleri müşahade etmemiz gereklidir. Peygamber efendimiz, Musa a.s hızıra biraz daha sabretmiş olsa idi, daha çok şeyler öğrenecek idi demiştir. Dikkat edilirse, her seferinde musa itiraz etmiş, ve sonunda da özür diliyerek kendini levm ( kınama) etmiştir. Buda bir salikin her hakkın doğru tecellilerine itiraz etmesi doğarsada, kuran-ı kerm terazisiyle tartınca hemen levm etmesi ,yani hata yaptığını kabul edip tövbe etmesi gereklidir. işte kişinin vuslatını bu levm etmeler yükseltecektir. Onun için bu kıssa bir salik ile, bir mürşidi kamilin arasındaki olaydan ibadettir.yukarıdaki kıssada;gemiden murat kişinin variyetidir. Variyet gemisini delmeli,harab etmeli,yani variyeti bırakmalıdır.ikincisi Öldürülen erkek çocoğundan murad ise insanın kendine nisbet ettiği nefsidir.üçüncü,eski duvarın yıkılmasıda,insanın kendi vücududur. Eskiden vücud senindir zannederdin,sonra onu düzeltip hakkın olduğunu anlamiş oldun. Ruh makamı ,cem makamıdır. Bir kimse kamilden yaptığı tahsille,kesreti tabiyyeden kurtulur. Çünkü efal,sıfat,ve vücudun hakkın olduğuna vakıf olunca,kesreti tabiyye kalmaz. Vahdaniyet deryası olan ruh makamı yani makamı ceme vuslat bulmuş olur. Cenabı Allah cümle ihvanata bu kıssayı layikiyle idrak etmek nasip etsin.amin.

*****         *****          **********          *****          *****

MUSA A.S. IN KAVMİNE MUKADDES ŞEHRE DAVETİ :

Kuranı kerimin maide suresi ayet 21 ey kavmim Allahın size taktir ettiği mukaddes yere girin .geriye dönmeyin. Yoksa hüsrana uğrarsınız Buyurulmaktadır. İşte ilmi ezeliyatta istidadında hak ve hakikata nasibi olanlara mukaddes yer olan enfusta kalp şehrine,afakta da bir mürşidi kamil gönlüne girmemizi emretmektedir. Beden şehrine geriye dönmemizi istemiyor. Zira ebedi mutluluk ve saadet yeri olan kalp şehrinden,vehim,heva,gazap,şehvet gibi bedenin zulmet ve çirkinliklerine dönerseniz hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Buyuruluyor. Çünkü kalbin,nur ve güzelliklerini,bedenin zulmet ve çirkinliklerine tercih etmemizdenmütevellit azap ve hüsrana uğramamız mukadder oluyor. Günümüzde,musa a.s. olan mürşidi kamiller bu toplumdaki bütün inananları mukaddes belde olan kalp şehrine davet etmektedirler. Bu davet olan ezanı duyup icabet edenler,ebedi mutluluğa ermekte,icabet etmiyenler ise bedenin hizmetinde,stres ve huzursuzluk içinde hüsranda debelenip durmaktadırlar. Maide suresi ayet 22 onlarda,ey musa orada zorba bir kavim vardır. Onlar oradan çıkmadıkca biz oraya asla giremeyiz. Eğer onlar oradan çıkarlarsa süphesiz bizde gireriz dediler buyurulmaktadır. yani mukaddes yerde,nefsi emmarenin sıfatları vardır. oraya onlar cebren ve kahren zabt etmişlerdir. Her türlü kuvveti kendi arzuları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Hem onlar çok kuvvetli,bizler ise onlarla mücadele edemiyecek kadar zayıfız. Onlar o mukaddes yerden çıkarlarsa biz o zaman oraya girebiliriz dediler. İşte nefsi emmarenin cismaniye alışkanlıklarından kurtulamıyanlar,nefis sıfatlarını kırmağa ve onunla mücadele etmeğe kadir olamadıkları için,Allah onları oradan çıkarmadığı mütdetce bizler oraya giremeyiz dediler. Maide suresi ayet 23 Allahtan korkan ve Allahın kendilerine nimetini verdiği kiselerden iki adam şöyle dedi: zalimlerin şehrine kapıdan girin. Oraya girince,muhakkakki galiplerdensiniz. Artık gercek müminlerseniz.Allaha tevekkül edin buyurulmuştur. Kişi nefsi emmare düşmanlarından değil,Allahın emirlerini yapıp,yasaklarından kaçmalıdır. İlim ve amelle amil olan,ilim ve akıl nimetleri kişilere,kalp şehrinin efali ilahiye kapısından giriniz der. Çünkü bu kapı tecelliyi efal ve tevekkül olan,Allahtan gelen her şeye boyun bükme kapısıdır. Siz kalp şehrine girmekle,kendinize nisbet ettiğiniz efalinizin,efali ilahi olduğunu gördüğünüzde Allahla her işin işleyicisi olduğunu zevk etmek,kişiyi nefse galip getirmiş olacaktır. Her fiil ve kuvvet,Allahın olduğu vakit,vehim şeytanı,heva,gazap gibi nefsin askerleri sizden kaçacaktır.maide suresi ayet 23 artık sizler gercekten müminlerseniz Allaha tevekkül ediniz. ayeti zuhur eder. Zira Allaha iman tecellilerinin başlaması tecelli efalin idrak huzurudur. Maide suresi ayet 24 kavmi ona,ey musa onlar orada oldukca biz oraya hiç bir zaman giremeyiz.sen ve rabbın gidin ve savaşın.biz burada oturacağız dediler buyuruluyor. günümüzdede,bazı nakıs kişilerin söylediği gibi,madem sen insanı kamilsin,bizlerin kalbindeki bu nefis istilasını rabbından istiyerek tasarrufunla temizle. Bizde bu mutsuzluktan kurtulalım. Yoksa bizler bedenimize hizmet ederek nefislerimizin arzusunda durup,nefis makamında oturacağız diyorlar. Buda bedenimizin lezzetinden ayrılamayız demektir. Buda açıkca görülmektedirki,mürşidi kamilin telkini olan nefisle mücadele talimatlarına uymak istemeyen,veya talimatları gevşek benimseyen kişilerin hali olduğu görülmektedir. Maide suresi ayet 25 musa ey rabbım ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum.artık bizimle fasık kavmin arasını ayır dedi. Buyuruldu. Burada enfusu olarak,musayı kalp musası,kardeşi harunuda ruh harunu olarak zevk etmek mümkündür. Maide suresi ayet 26 Allah musaya şöyle dedi.kırk sene o mukaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yer yüzünde onlar şaşkın şaşkın dolaşacaklardır. O fasık kavim için üzülme buyuruluyor. işte bu kişiler,zahir ve batın duyguları ile tevhidin dördüncü makamına kadar nefsin emrinde , şaşkın , şaşkın dolaşacaklardır. İşte bu kırk sene kişinin rabbını tanıma vaktidir. İkilik ile yaşayanlar,hiç bir zaman mukaddes kalp şehrine giremezler. Bu yolda mücadele etmeden,birliğe ermek mümkün olmayacağı için,bu şehre girmeleri onlara haram kılınmıştır. Kavmının bu beden cismine olan meyyallığından, mukaddes şehre davete icabet etmiyen kavmi için,musa a.s. ın üzüldüğünü gören cenabı hak,üzülme onlar bu cezayı fasıklıkları sebebi ile hak etmışlerdir buyurulmaktadır. Bizler bu maide suresi ayet 21 den 27 ye kadar geçen bu vakadan;bir salikin mürşidi kamilinin yaptığı,nasihatlara uymasını anlayacağız. Nefis sahrasında şaşkın şaşkın dolaşarak,yalnız beden cismine hizmet ederek,mutsuz ve huzursuz olarak yaşamaktansa,mukaddes kalp şehrine girmemiz istenmektedir. Mukaddes şehre girildiğinde,huzur ve mutluluğun olduğunu, girmeyenlerin ise kırk yıl bu esfeli safilin olan dünya sahrasında şaşkın,şaşkın dolaştıklarını,mukaddes şehre girmek istemeyenlerinde kendilerinin fasıklıkları sebebiyle cezaya çarpıldıklarını açık açık anlatmaktadır. İşte bir salikte daimi zikirle birlikte,mukaddes beldenin giriş kapısı olan,tevhidi efal makamından içeriye girmeğe başlar. Çünkü enfus ve afakında efali ilahi kapısından,girenler,la faile illallah demekle,hiç bir mazhara gördüğü fiilleri nisbet etmez. Yalnız faili yani halk edici Allahtır der. Fiilin tecelli ettiği mazhar,neresi için yaratılmış ise ondan o fiil zuhur ettiğini bilir. Dolayısıylada fiillerin cibilliyetleri yönünden iyilikleri hakka, bizim için kötü diyebileceğimiz fiilleri,nefsimize veya mazharların istidatlarındaki eksikliğe nisbet ederiz. Hiç bir kimseye,halk ediciliği nisbet etmeyince,kişilere olan bakış açımız tamamen değişmiş olacaktır. Allaha karşıda onun her tecellisine,boyun büküş başlamış olur. İşte kamil gönlüne girmek,isteyenler,mukaddes şehrin efali ilahiye kapısından girmesiyle,kalbindeki nefsi emmare sıfatlarının mağlup olduğunu göreceklerdir.kalbi kendi emrine alan bu nefis orduları ruhun hak ve hakikat ilim ve amel orduları tarafından,mağlup edilmeden,oraya girilip huzur bulunamaz. Onun için insanı kamiller saliklerine zikirle birlikte,efali ilahi ordularını mukaddes beldeye efal kapısından girmelerini öneriyor. girenler huzur ve mutluluğa kavuşuyor.fakat çalışmalarında gevşeklik yapanlar,armut piş ağzıma düş diye, her şeyi hazır bekleyenler ise;40 yıl nefis sahrasında,malesef huzursuzluk içinde,zevksiz olarak yaşayacaklardır. Çünkü Allah,hiç bir kuluna kötülük yapmaz. Kul kendi kötülüğünü kendisine kendisi yapar.ayeti gereğince,fasıkları ( Allahın emirlerine karşı gelme ) nedeniyle,azap içinde hem dünyada,hemde ahirette yaşayacaklardır. Bazılarıda mürşidi kamillere,sen her şeyi bilirsin biz çok aciziz.kalp şehrimizi nefis ordularından bir nazarla temizlede,bizde oraya o zaman girelim derler. Öyle yağma yok. Herkez çalıştığı ve teslim olduğu nisbette bu yolda ücret alacaktır. Bir kamil salikine,ne bir şey verir, nede ondan bir şey alır. İstidadı ne ise,ilmel yakınlık mertebesinden yaptığı sohbet ve diğer tecellilerle manevi kuvvetini kendinde kazanarak mukaddes beldeye girmeğe hak kazanacaktır. kendinde bu cesaret ve gayreti göstermiyenler,efal,sıfat,zat ve ferayiz mertebelerinde 40 yıl şaşkın şaşkın,mutsuzluk içinde dolaşacaklardır.ihtiyari olarak hakkın zahir ve batın elbisesini giyemeyenler o mutluluğa eremezler.Gelin kardeşlerim; rabbımıza sevgi ve tam teslimiyetle efali ilahiye kapısından mukaddes kalp şehrine girmeye çalışalım. Buda bizlere kamiller tarafından telkin edilen zikirle beraber hissimizle rabıtayı kullanmamızla mümkün olacaktır. Rabıtayı kullanmazsak tecellilerini görmemiz mümkün değildir. Teclliler görünmeyincede bunu kalbin tastik etmesi olmaz. Kalbin tastik etmediği bir şeyide şuhut olmadığından o kişi yaşama geçiremez. Yalnız ilim olarak kalır. İlim ise her zaman unutulmaya mahkümdur. Zaman zaman hatırlamak,zaman zamanda unutmak kişiyi vuslat buldurmaz. Cenabı hak bütün ihvan kardeşlerimi mukaddes kalp şehrine girenlerden eylesin

*****          *****        **********          *****          ******

MUSA A.S. KAVMINI SAMİRİNİN SAPITMASI :

Bir gün Musa a.s. rabbından tevrat levhalarını almak için kavminden 70 kişi seçerek turu sinaya gitti. Yerinede kardeşi Harun a.s. mı vekil bıraktı. Dönüşünde kavminin samiri tarafından altatıldığını görünce, kardeşi Harunun yakasından tutarak,ey anamın oğlu bunlara neden sahip olmadın. Dedi. Kardeşinin yakasından sallayınca elindeki tevrat levhaları yere düştü. Turu sinada kavminin önünden acele ederek gittiğinde, cenabı Allah ona, ya Musa, seni acele ettiren sebeb nedir ,dediğinde, ya rabbi sana bir an evvel kavuşmaktır buyurdu. Cenabı Allahta, ben senin kavmine fitnelik verdim dedi. İşte bu söz aklına gelerek, demekki fitnelikte cenabı haktanmış diyerek,kardeşi Harunun yakasını bıraktı. Tevrat levhalarınıda, yerden toplıyarak samirinin yanına gitti. Ey samiri senin yaptığın bu iş nedir diye sordu. Oda, ben israil oğullarının görmedikleri cebrailin atının ayak izinden, bir avuç toprak alarak altından yaptığım buzağının üzerine serptim. Ve böğürttüm. Bunu bana nefsim hoş gösterdi. Dedi. Musa a.s. altından yapılmış böğüren buzağıyı ezdi ve tozunuda denize savurdu. Samiriyede haydi defol git.çünkü senin hayat boyunca benim ile temasın olmasın diyede huzurdan kovdu. Kuranı kerimin taha suresi ayet 83 den 98 e kadar anlatılan bu olay bizlere ne ibretler vermektedir. Bu ayetleri zahir ve batın olarak zevk etmek mümkündür. İsrail oğulları maddeyete çok itibar eden para ve altın görünce hemen dönüş yapan bir topluluktu. Günümüzdede, taklidi bir iman ile inanmiş kişilere,altın ve para gibi dünya ile ilgili nefsin isteklerini teklif ettiğimizde, herkez sıraya girmezmi.Musa a.s. henüz turu sinadan tevrat levhalarını kavmine getirip, tebliğ etmediği için, kavmi Musanın rabbını zanda , hayalde görünmeyen bir Rab olarak kabul etmişti. Samirinin altın ve cevherleri eriterek altından bir buzağı yapması, ve cebrailin atının ayak izlerinin tozundan bir miktar alıp, yaptığı bu buzağının üzerine serpmesi, o buzağıyı böğürtmüştür. Elbette o kavimde, gördüklerine inanmaları nedeniyle, samiriye inanmişlardır. Günümüzde de çok düzgün konuşan bazı kişiler, toplumun cehaletinden istifade ederek, onların üstünde bir ilimle onları kandırmıyorlarmı. Konuşurken öyle hiddetli ve şiddetli olarakta, akıl buzağısını böğürtüyorki, şuhut sahibi olmayanların çoğu bu olaya kanıyor. İşte batındada, Musanın kavmi, ibadet ve taatla amellerini yapan,fakat yaptığı ibadetlerin tahkiki irfaniyetine sahip olmayan bir topluluktu. İbadetlerini taklit yapıyorlardı. Samiri onların ziynet ve altınlarını eriterek buzağı yapması: nefislerinin süfli tabiat isteklerine tabi olması, ve altın gibi dünya muhabbetinin ağır basmasından ileri gelmiştir. Musa .a.s. turu sinadan döndükten sonra, kardeşi Harunun, kavmine sahip olamama sebebi ise : Musa a.s. nübüvvet sahibi olduğu için toplumun seviyesine inerek, onları irşad ve ikna etmesi mümkündür. Fakat velayet sahibi olan Harun ise, onda vahdaniyet zevki galebe gelmesi nedeniyle, onun sözlerinin şeriat eksikliğinden ona tabi olmazlar. Harunun yakasından tutarak, Musa a.s. ın ey anam oğlu diye sallaması, ruha yakın olan vahdaniyet zevkine sahip olan Harunun, nefis olan kesret tarafına yani, Musanın nübüvvet yönü hak tarafına çekmesidir. Bütün fiillerin faali Allah olduğunu idrak ettiğinde, buda hakkın bir tecellisidir diyerek, fitnede Allahtandır dedi. Musa a.s. samiriye, haydi defol git dedi. Bu kelam Musanın gazabından sadır olup, samiriyi tart etmesidir. çünkü enbiya ve evliya hakkın kemal sıfat mazharlarıdır.bunlar her kime gazab ederse, o kimse hakkın kahrından dünya ve ahirette şaki ve ebedi azabla cezalanır. Benden uzaklaş diye kovulsada, batıl davete icabet edenlerin, hak ve hakikattan uzak kalmalarından ibarettir. İşte vücut ülkemizdede emmare nefis komutanının bir çok dalavere ile süfliyet istek ve arzularını, güzel göstererek, kendi inanç doğrultusunda, bu vücudumuzun kavimleri olan sıfatlarımızı hak ve hakikat yolundan ayırmak istemektedir. Ruhta rabbından aldığı emirler doğrultusunda bütün sıfatların gayriyeti değil, ayniyeti.huzursuzluğu değil, refah ve mutluluğu istemektedir. Bizlere, cenabı Allah, samiri gibi altadıcı ve süflü isteklerden kurtulup, Musa ve harun gibi hak ve hakikat yolunda tahkika ermemizi istiyor. İlmel yakin olan ibadet ve taatlarımızı, aynel ve hakkal yakin olarak yapmamızı öneriyor. Her düzgün konuşan kişilerin, her konuşmasını kuran terazisiyle ile tartmamızı istiyor. Cebrail gibi, mürşidi kamillerin sözlerinden bir miktar alıp, kendi malı gibi satanlara kanmamamızı istiyor. Cenabı hak bütün kardeşlerimizi böyle samirilerden muhafaza etsin

*****         *****          ***********           *****           ******

MUSA A.S. VE ASA MUCİZESİ :

Cenabı Allah bir gün Musa a.s. hitaben ,taha suresi ayet 17 ya Musa sağ elindeki nedir. Diye sordu.Musa a.s. da ona dayanırım, davarlarıma yaprak silkerim, ve sürümü onunla yönlendirmek gibi bir çok ihtiyaçlarımı gördüğüm asamdır dedi. Allah buyurduki; onu yere bırak ve Musa asayı yere bırakınca bir ejderha olmuş gördü. Ve korkmağa başladı. Ya Musa korkma, biz onu evvelki haline getireceğiz. Diyerek, Musa a.s. asayı yerden alınca asa eski haline geldi. İkinci bir mucize olarakta , taha suresi ayet 22.Elini koynuna sok ve çıkar. Kusursuz olarak bembeyaz olsun buyuruldu. Oda elini koynuna soktu. Ve çıkardığında, eli bembeyaz olmuştu. İşte bu iki mücize ile firavuna git. Çünkü o çok azıttı. Ona yumuşaklıkla yaklaş, hak ve hakikata davet et. Denildi. İşte ister kendimizde kalp Musasının hakikat şeriat asasıyla, davarları olan sıfatlarına, ruh yönünden gelen ruhani tecelli yaprakları olsun, isterse ruhani tecelliler doğrultusunda yönlenmesi olsun,hak ve hakikat yolunda ona dayanmak suretiyle onu kullanıyorum demesidir. Afakta ise, mürşidi kamilin saliklerini irşad edebilmesi için taklidi şeriat değil, hakikattan sonra gelen şeriatı saniye ile irşad etmesi demektir. Onun için Musanın asası, mutmain olmuş Musa a.s. ın nefsi olmuş oluyor. Yere bırakması ise: akıl nimeti ile onu yönlendirirse insanlarda kabulleniş olmaz. Onun için kendi kontrolundan çıkması için bırak asanı yere buyuruldu. Yani kesbi ilimini bırak ki Allahın vehbi ilmi zuhur etsin, demektir. Bir kişi aradan çekilirse kalır yaradan .Allahın güç ve kudreti sonsuzdur.işte o zaman kişilerin akıl nimetiyle düzdüğü ilim cümlelerinin yanında, cenabı hakkın tecellileri ejderha oluverir. Ayrıca ikinci bir mucize olarakta; elini koynuna sok çıkar buyuruldu. Bir salikte,nisbiyetlerinden kurtulup, hakkın varlığı ile var olduğunda, her ne fiil işlerse işlesin, ondan işleyen hak olduğu için, lekesiz ve bembeyaz olacaktır. İşte bir salikte, Musa olarak kendine nisbet ettiği süfliyetteki nefsini, mutmain olan nefse tebdil ederek ona göre hareket eder,ve yine hakkın varlığı ile var olursa,.bunu yaşantısına intikal ettirdiğinde bütün fiil ve işleri bembeyaz olacaktır. dolayısıylada selamete çıkmış olarak nefis firavununun karşısına bu iki mucize ile çıktığında galip gelecektir. Musa a.s. firavuna gidince :senin Rabbil alemin dediğin nedir. diye sorduğunda;şuara suresi ayet 24 : Rabbil alemin yerlerin ve göklerin, ve ikisi arasındakilerin rabbıdır Dedi. Firavun çok zeki olduğu için, Musa a.s. ın nübüvvet yönüyle verdiği bu cevabı hafife alarak, ben hakikatını soruyorum, o ise nereden cevap veriyor dedi. Halbuki,hakikat yönünün kelamla ifade edilemiyeceğini bilmiyordu. Hiç bir zaman,zatın sıfatla izahı mümkün değildir. O bir zevki ilahidir.ayrıca Rabbil alemin doğunun ve batının ve aralarındaki mevcudun da rabbıdır diyerek sözünü bitirdi. Firavun, Musa a.s. ı sihirbazlıkla suçlayarak tain edilen bir yerde karşılaşılmasını istedi.Firavun 300 sihirbazla meydana geldiler. Ve Musa a.s. ın sihirini kim malup ederse, ona büyük mükafatlar vereceğini söyledi. Sihirbazlar garanti bizim galip gelmemiz görülecektir. Diye firavuna cesaret verdiler. Sihirbazlar evvela Musa a.s. a senmi marifetin göstereceksin yoksa bizmi gösterelim dediler. Musa a.s. da siz buyurun dedi. Her bir ellerindeki, ipleri yere bırakınca,tabiatta ne kadar yılan çeşidi varsa,( çıngıraklı yılan, kobro yılanı ) gibi hepsi ortalığı istila ettiler. Musa a.s. da asasını yere bırakınca,asa ejderha olup bütün sihirbazların yılanlarını yedi. Yani Musa a.s. gibi ilmi ledün diye bilinen hakikat şeriatını ortaya koyunca, bütün alimim diyen diyer kesbi ilim sahiplerine galip gelir. Yunus emrem bir ilahisindede :bir sinek, kartalı aldı vurdu yere bende gördüm tozunu demekle bunu izah etmişlerdir. Sihirbazlar, yani nefsi emmare firavunlarının alimleri,bu ilhamla tecelli eden cenabı hakkın vehbi ilmi karşısında insan güçü olamaz. Bu alemlerin rabbınındır diye, sihirbazlar, Harun ve Musanın rabbına inandık dediler. Tabii ki, firavun bu yenilgi karşısında hitdetlendi. Ve sihirbazlara; sizin kol ve bacaklarınızı çaprazlama kestireceğim dedi. Yani kişinin, efal ve sıfatlarını Allaha nisbet etmenizi men edeceğim. Demektir. İşte bu zevkten sizleri engelleyeceğim dedi. Onlarda, bizler inandık,sen istediğini yapabilirsin dediler. İşte bir salikte, nefsi emmare olan firavunun bu engellemesi, daima olup durmaktadır. Kişi tam inanır, ve teslim olursa,sihirbazların kurtulduğu gibi, zarar görmez ve kutulmuş olurlar. Firavun Musa taraftarlarını yok etmek için, ordularını toplamağa gittiğinde, Musa a.s. da taraftarlarıyla orayı terk ederek, deryaya doğru yol aldı. Cenabı hak, ya Musa asanı suya vur. Sana deryanın ortasından bir asfalt yol açılaçaktır. Dedi. Musa da vurunca 12 yol açıldı. Deryanın ortasına geldiklerinde, firavunda, ordularıyla birlikte deryanın kenarına gelmişlerdi. Musa ile birlikte olan kavim, firavunun ordularıyla birlikte arkalarından geldiklerini görünce,bizi yakalayacaklar diye çok korktular. Musa a.s. ise onlara, korkmayın cenabı hak bizimle beraberdir dedi. Firavunun orduları deryanın ortasına gelince, suyun kapanmasıyla, hepsi orada helak oldular. Musa ve taraftarlarıda, selamete çıktılar. İşte bizlerde, Musa a.s. gibi bir mürşidi kamile tabi olur, onun tevhid okulunda meratibi ilahiyeyi tahsil edebilirsek,asa ve elimizi koynumuza soktuğumuzda benbeyaz olma mucizesine sahip olmamiz zuhur edecektir. İster enfusumuzda, nefsi emmare firavununa galip gelmek,isterse afakımızdaki nice firavunlara galip gelmiş oluruz. Çünkü ebedi mutluluk, dünya ve ahiretteki saadet ve selamet bununla mümkündür. Mevlam cümlemize bu yolu nasip etsin

 

NOT : Bu döküman alıntıdır.Hazırlayan Kardeşlere teşekkür ederim.


HARUT VE MARUT

Kur-anı Kerim in Bakara Suresi 102.ci ayetinde bahsedildiği gibi Süleyman A.S. zamanında çok insanlar şeytanların okudukları sihir ilmine tabi oldular. Gayeleri de Süleyman A.S.ın saltanatını yıkmaktı. Süleyman da bu saltanatını bu ilimle ayakta tutmaktadır diyerek, iftira da yapıyorlardı. Halbuki Süleyman A.S. Haktan gayrisinin hiç tesiri olmadığını bildiği için o küfür yapmadı diyerek ayette, bu ilmi kötüye kullananlara meydan okumaktadır.

İşte bu iki melek insanların nefislerine tabi olarak işledikleri kötülükleri ve günahları Allah a şikayet ettiler. Allahu Teala da o iki meleğe onlardaki şehvet sizde olsa siz daha beter olursunuz dedi. Melekler de kendilerine şehvet verilse dahi isyan etmeyeceklerini söylemişlerdir. Bunun üzerine Babil e indirilmişlerdir.

İşte akıl ile Ruh bu vücut babiline indirilmiş iki melektir. Bu Harut ve Marut melekleri insanların okudukları nefsin istekleri doğrultusunda cin şeytanlarının okudukları gayriyet kitaplarını okumakla maşuklarını unuttular. Kalplerini kalın bir zulmet perdesine tabi kıldılar. Bu alemdeki Allah ın efalını, sıfatını ve Zatını kendilerine nisbet ederek kadınla, erkeklerin bir birinden ayrılma ilmini tahsil ediyorlardı. Yani can ile teni ayrı ayrı Hak tan gayrisine nisbet ediyorlar. Halbuki Ruh tenden fiilerini izhar edendir. Şeytanlar ve bu Hakikatı öğrenmiyenler Hakk’a nisbet etmedikleri için küfür etmiş oluyorlar.

İnsanın enfüsünde de kalbin şuhutlarını örterek Ruh ile nefsin arasını ayırma ilmini tahsil etmiş olurlar. Bilmezler ki Allah bütün fiillerin failidir. Hiçbir kimse, bir kimseye Allah istemedikten sonra kötülük yapamaz. Yaptılarsa bir iptila olduğunu göremezler. İnsanlar, efali Haktan görmekle iman etmiş olsalardı, şirkten kurtularak vücud olan Babil kuyusunda tepesi aşağı ömürleri müddetçe Hak ve hakikatten uzak olarak şirk içinde azap çekmezlerdi.

İşte akıl ve Ruh olan bu iki melekte dünya alemine gönderilerek bizlerin vücut babil kuyusuna tepesi aşağı asılarak nefisle Ruh ilmini öğrenmişler. Fakat cin şeytanlarının kitaplarını okudukları için nefsini kendine nisbet etmek, Ruhu da layıkiyle idraksızlık nedeniyle; nefisi olan 7 pencere sıfatlarına kapalı olduğundan, fiillerin failini göremiyor. Kalp zulmaniye karanlığında kalmış, çünkü Ruh tarafından nurlar cehaletinden dolayı gelmiyor. Böylece şirk günahında boğulmuşlar. Elbette Maşukunu yani Allah ını unutacaklardır. Bunun karşılığında da ömürleri müddetince Vücud babil kuyusunda başaşağı asılı kalmaktadırlar.

Kalp sahibi olan Süleymanlar da nefis, kalp ve Ruh ilmini akıl sahibi olarak tahsil eder ama katiyen Haktan gayriye nisbet etmeden yerli yerinde tecellileri uygulayarak saltanatını devam ettirirler. İşte akıl ve Ruh diye tabir ettiğimiz Harut ve Marut melekleri dünyaya gelen her kişiye gönderilmekte şirk içinde bu ilmi tahsil edenler cezalandırılmakta şehvetlerine mağlup olmadan ayniyet içinde bu ilmi uygulayanlar mükafatlara nail olmaktadırlar. Rabbim cümlemizi şirkten kurtulup mükafat nail olanlardan eylesin.

NOT : Bu döküman alıntıdır.Hazırlayan Kardeşlere teşekkür ederim.


ZÜLKARNEYN A.S. KİMDİR

Kurani kerim kehf suresi ayet 83 den 98 e kadar ayeti kerimelerde bahsedilen nebilerden birisidir.

Doğu ve batı ülkelerinide emrinde tuttuğu için zülkarneyn denmiştır. Bu ayetler müteşabih ayet olduğu için bu ifadelerin tevilata ihtiyacı vardır. Her ne kadar zahir olarak garb ve şarka hükmettiğini söyliyorsakta,bu gün zülkarneyn ler varmıdır. Kimlerdir. Onu tanımak ve bu ayetlerden istifade ederek yaşama geçebilmemiz için ,vücut ülkemizde onun yerini bulmamız ve zevk etmemiz gerekmezmi. Enfus ve afakta zülkarneyn a.s. ın doğuya ve batıya gitmesi nedir. Üçünçü bir yola gitmesi nedir. Oradaki halkın yecüc ve mecüc lerden şikayet etmesi nedir. Oradaki halk zülkarney in himmetiyle yecüc ve mecücten nasıl kurtulmuşlardır. Günümüzde yecüc ve mecüc varmıdır. Varsa bizler bunlardan nasıl kurtulmalıyız. İşte bu soruların cevaplarını ,bu kıssaya vakıfiyetle bilmemiz mümkün olacaktır. Günümüzde zülkarneyn ler kalp sahibi olan insanı kamillerdir. Onlar hem sıfatlar alemi olan beden arzına, hemde ruh arzına hükümdarlık yapmaktadırlar. Evvela nefisle yapılan ameller ülkesi beden arzına giderek ordaki halka, hak ve hakikatı anlatıyor. Çünkü orası güneşin battığı ,yani ruh güneşinin batın olduğu yerdir. Sonra doğuya giderek,oradaki ahaliyi üryan bulmuş. Ve onlarada ayni şeyleri anlatmıştır. Doğu ise, vahdaniyet yeri olduğu için ruhun birlik zevkine sahip olmaları nedeniyle, bazı kaidelere itibar etmek istemediler. Zira hakkın sarhoşu olmuşlardı.şeriat elbiseleri olmadığı için bunlar üryan yani çıblaktılar. Sonra üçünçü bir yola giderek orada yecüc ve mecücten şikayet eden bir topluluk buldu. Onlar zülkarneyn a.s. dan yardım isteyerek,bize yardım et. Bizim sabahtan akşama kadar kazandığımız her şeyimizi yecüc ve mecüc denilen bu varlıklar yiyip bitiriyor.size üçrette ödeyelim dediler. Zülkarneyn a.s. da onlara, ben hiç bir ücret istemem benim ücretimi cenabı hak verir.sizler bana yardımci olursanız bende sizileri onlardan kurtarırım dedi. Halkın ellerindeki ne kadar demir ve bakıları varsa, bir meydanlıkta toplayarak onları ateşladi. Demir ve bakılar eriyince çin setti gibi bir set yaparak, onları yecüc ve mecücten kurtardı. İşte günümüzdeki insanı kamillerde, batınımız olan nefis ülkesine giderek,teşbih tecellilerini öğretmekte,doğumuz olan ruh ülkesine giderekte, tenzih tecellilerini öğretmektedir. Üçünçü bir yol olan ,halkı daima rahatsız eden yecüc ve mecüc varlıklarının bulunduğu esfeli safilin olan avamın ülkesine gitti. Avam,ilim ve irfaniyetsiz olarak ne kadar ibadet ve taat yapsalarda onların enfusundaki vehim ve hayal gibi,yecüc ve mecücten kurtulmaları,yani ihlasa ermeleri mümkün değildir. Onun için mutlaka bir mürşidi kamile ihtiyaçları vardır. Afaktada avamın kendi varlıklarını hakka vermiş olan tevhid ehlinden rahatsız oldukları malumdur. Çünkü yunus emre bir ilahisinde bir sinek kartalı aldı vurdu yere,bende gördüm tozunu buyurduğu gibi,alimim diyen bir kişi bir devrişe cevap bile veremiyor. İşte bu topluluğa insanı kamil sohbetleriyle,inşaallah ve maaşallah sözlerinin sırlarını öğreterek bu rahatsızlıktan kurtuluyorlar. İnşaallah demek, işlerin sahibinin Allah olduğunu bilmektir. Çünkü bütün fiillerin faili Allahtır. İlmini öğretiyor. Sonra Maaşallah demekte maşetin sahibi Allahtır demektır. Zira mevsuf sıfatların sahibide Allahtır. Bir insan fiil ve sıfat şirkinden kurtulursa,o kişi ne sevap işleyebilir, nede günah işleyebilir. Artık o kişi ,fiil ve sıfatsız olduğu için cehalet ve gayriyetten ölmüştür. Her ne kadar henüz vücudu varsada,boş bir kütük gibi onun hiç bir şey yapması mümkün değildir. Tecelli sıfatı zevk eden saliklere kurtuluş beratını almıştır denilmektedir.insanı kamillerde zülkarneyn gibi,batıya ve doğuya giderek her ne kadar teşbih ve tenzih mertebelerindeki,kişilere vuslat zevklerini öğretiyorsada ;esas üçünçü yol olan inançlarında taklitten kurtulamayan,ister enfuslarında ,vehim ve hayelden kutulamayıp ibadet ve taatlarından zevk alamıyanlar olsun, isterse,pozatif ilimle bir şeyler bilenlerin manevi ruh nurlarına sahip olmadıkları için tevhid ehlinin, hak ve hakikat sözleri, onlara diken gibi batması nedeniyle, insanı kamile ihtiyaçları vardır. İnsanı kamilsiz bu rahatsızlıktan kurtulmak mümkün değildir. Onun içinde inşaallah ve maaşallah sırlarının bizlere öğretilmesiyle mümkün olacağını bizlere bildiriyor.

 

NOT : Bu döküman alıntıdır.Hazırlayan Kardeşlere teşekkür ederim.


ZEKERİYA SOFRASI NEDİR

Kadınlarımız arasında,zaman,zaman Zekeriya sofrası adı altında birbirlerine ziyafetler verilmekte ve bunuda islamiyetin bir emri imiş gibi gösterip,ifade etmektedirler.

Zekeriya A.s.Aliimran ailesinden,İsa A.s.ın annesi Meryem valdemizin dayısıdır.Meryemin terbiye tahsili için,Aile bireyleri içinde kurra çekilmiş,kurra sonunda Meryemin terbiye ve tahsili Zekeriyaya isabet etmiştir.hiç bir kimse ile temas kurmasın diye oda kapısız ve penceresiz,bir kale yaptırıp,özel olarak Meryemi orada,terbiye ve irşadına başlamıştır.

bir zaman sonra,ibadet ve taat yaptığı mihrabın yanında,7 çeşit meyvalardan meydana gelmiş bir sofra görmüştür.ya Meryem bu Meyva sofrasını sana kim veriyor dediğinde;onları bana Rabbım ihsan etti demiştir.işte Meryem kişinin kalb sahibi olmasıdır.kalp sahibi durumunda olan Meryemin bu Meyvalardan meydana gelmiş sofrasına Zekeriya sofrası denilmiştir.

Aslında,Zekeriya As.gibi bir Mürşidi kamilden,bu gönül kalesinde terbiye tahsiline başlanmasından ibarettir.kapı ve pençeresiz olarak bahsedilmesi,henüz daha ikilikteki olan bizler gibi Meryemlerin Hak ve hakikatı,görememeleri ve bilemeyişleridir.,ibadet ve taatları sonunda Mürşidi kamilin himmetiyle,kendi kuyusundaki suyu çıkarmaya başlayınca hicapları açılacaktır..işte mihrab diye ifade edilen o kişinin,gönül mihrabından 7 sıfatı subudiyesi ile bu meyvalar zuhur ettiğinde,7 cins meyvadan meydana gelen sofralar halinde görülmüş olacaktır.çünkü bu ilim ve irfaniyeti Meryeme veren Zekeriya A.s.olan Mürşidi kamillerdir.onun için bu sofraya Zekeriya sofrası denmiştir.yoksa zahirde,Nefsin istek ve arzusunu yerine getirmek için tertip edilen sofralara Zekeriya sofrası demek yanlış olur.ona Nefsin sofrası demek daha uygun olacaktır.işte islamiyetteki,böyle hakikatları bazı kişiler zevk edemeyince,Nefsin istek ve arzuları doğrultusunda,bazı sofralar uydurarak islamiyeti yozlaştırmışlardır.Ayrıca,bazı Peygamberleride uydurdukları kaidelere alet ederek,onlarıda kendi süfli emellerine alet etmiş oluyorlar.

Zekeriya sofrasından meyva yemek isteyenler,Meryem gibi bir kamilden terbiye ve irşad tahsili yaparak,pak ve temiz olsunlar.kendi gönül mihrabından,o zaman Meryem gibi Zekeriya sofrasına sahip olduklarını göreceklerdir.yoksa,Nefs sofrası ile,Ruhun beslenmesi değil, bedensel olan hayvancıklarını beslemekte devam ederler.Cenabı Allah bütün kardeşlerime Nefs sorasını değil,hakikattaki Zekeriya sofrasını ihsan etsin.

 

NOT : Bu döküman alıntıdır.Hazırlayan Kardeşlere teşekkür ederim.


ZEKERİYA A.S. KISSASI

Zekeriya a.s. ali imran ailesinden meryem valdemizin dayısıdır. İsa a.s. ın annesi,meryem valdemizin terbiye ve irşadını üzerine almıştır. Meryem valdemizi kızlığında, onu kapısı yüksek bir kalede irşadını yaparken,yaz yiyeceklerini kışın, kış yiyeceklerinide yazın meryemin yanında görünce sordu. Bu yiyecekleri sana kim veriyor. Dedi. Oda bana bunları rabbım ihsan ediyor dedi. İşte bir kamilden irşat olan salikte,nisbiyetleri olan efalini,sıfatlarını,ve zatını ifna ederek varlığının hakkın varlığı olduğunun idrakında olunca; cenabı hak ona vahdette kesreti,kesrettede vahdet tecellilerini lütfedecektir. İşte bu tecelliler,ruhun yiyecekleridir. Zekeriya a.s. ali imran suresi ayet 38: ey rabbım ,bana senin katından pak ve mübarek bir çocuk ihsan et diye dua etti. Cenabı hakta ,ali imran suresi 39: Allah sana Yahya adında bir bir çocuk ihsan etti.o kavminin efendisi olacaktır Dedi. Bunun üzerine,Zekeriya a.s. ya rabbım, ben 99 yaşındayım. Eşimde 98 yaşında, saçlarım ağardı.belim büküldü,.ailemde kısır iken nasıl bu yaştan sonra oğlan çocuğum olacaktır.dedi. cenabı hakta, ali imran suresi ayet 40-41 : Allah ne dilerse onu yapar,onun için zorluk yoktur buyuruldu. Zekeriya a.s. bunun nişanı nedir bunu bana bildir dedi. Cenabı hakta;üç gün kimseye söz söylememendir. Bununla beraber rabbını çok an ve akşam sabah tesbih et buyuruldu. İşte bir salikte ruhunu imam sıfatlarını cemaat yaparak rabbının mihrabında,gönül semasına ellerini açarak, ya rabbi, bu vücut ülkemde daima senin tecellilerini devam ettirecek bir veledi kalp olan,evlat ihsan eyle,diye dua eder. Cenabı hakta,ona şah damarından yakın olduğu için duasını anında duyar, ve Yahya isminde hiç bir kişiye verilmeyen oğlan olduğunu söyler. Henüz kendi varlığını hakkın varlığında yok etmediği için 99 esma tecellilerinin idrakıda zuhur etmemişti. Salikin varlığının son demi ihtiyarlıktır.kendisi henüz vahdaniyete ayak basmamişken eşide, yani sıfatlarıda henüz hakkın tecellilerini zuhur ettiremez. Onun için nasıl olurda Yahya isminde bir evlat olur dedi. Cenabı hakta; Allah ne dilerse onu yapar demekle fenafillah olan bir kişide, kalbin oğlu olan ruh zuhur eder. demektir. Henüz nisbiyetleri bitmiyen bir kişinin veledi kalp zuhuru mümkün değildir. Ama kendi varlığını hakkın varlığında yok eden kişide,o ülkenin efendisi durumunda olan ruhun verilmesi ve o vücut ülkesinde,efendi olarak yönetmesi zuhur edecektir. Cenabı hak zekeriya a.s. a bunun belirtisi üç gün oruçlu olmandır dedi. Yani, efal,sıfat,ve vücut nisbiyetlerinden kurtulduğunda oğlanı görürsün buyuruldu. İster meryem suresi,ayet 1-2.kaf.ha.ya.ayın.sad.zekeriya ya bir rahmet olarak verilen sırlardır. Yani,hafi,ruh,nefis, kalp,ve sır gibi, zevklerin istenmesidir. Bu tabiyat bedenimizden, ruhullah alemine geçip daimliğimiz için bu kıssalarla ibret dolu ayetleri, bizlere çeşitli yönleriyle izah ettiğini görüyoruz. Cenabı hak bizlere bu ayetlerden istifadeler ihsan ettirsin

 

NOT : Bu döküman alıntıdır.Hazırlayan Kardeşlere teşekkür ederim.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.